Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Sağıyla, soluyla 27 Mayıs

Taha AKYOL'UN ANALİZİ...

Merhum Adnan Menderes Yassıada’daki hücresindedir. Penceresinin perdesini açması izne bağlıdır. Hücrenin içinde, her saatte rap rap değişen bir subay sürekli nöbet tutmaktadır.

Hücrede 24 saat ışık yanmaktadır.

Menderes kapının üstündeki camsız küçük pencereden, Celal Bayar’ın Avukatı Gültekin Başak’ı görür, seslenir, “Gültekin Bey, benim avukatım geldi mi, gördünüz mü?”

Koridorda bulunan “altın dişli, sarı saçlı iri yarı teğmen” hışımla kapıyı açıp Menderes’i dövmeye başlar. İzin almadan nasıl konuşurdu böyle!

Av. Başak, hiçbir şey yapamadan sessizce geçip giderken hâlâ “dövme, sövme sesleri” geliyordu. (Celal Bayar, Kayseri Günlüğü, Yapı Kredi Yayınları, s. 30)

MENDERES ERİMİŞ VE BİTKİNDİ

Yassıada’da 14 Ekim 1960 günü, 401 sanıklı anayasayı ihlal davasının ilk duruşmasında merhum Adnan Menderes erimiş, çökmüştür; titreyen bir sesle mahkemeden söz ister:

“Bendeniz beş aydan beri tamamiyle tecrit vaziyetinde bulunuyorum. Bir tek odanın içinde ve günün 24 saatinde her saat değişen bir nöbetçi subay beyin nezareti altında hiçbir kelime konuşmamak şartıyla yaşıyorum. Bu itibarla konuşma takatim ve akli melekelerim hakikaten zaafa uğramış bulunuyor…”

Menderes, savunma hazırlayabileceği insani şartların oluşturulmasını istiyordu. 

Cunta mahkemesinin başkanı Salim Başol, bu konunun Cezaevi İdaresi’nin ve Komite’nin yetkisinde olduğunu söyleyerek geçiştirecekti. (Emine Naskali, Yassıada Zabıtları, Anayasa Davası, cilt I, s. 24)

Mahkemenin kendisi hukuka aykırıydı, doğal hakim ilkesinin ihlaliyle kurulmuş bir darbe mahkemesiydi.

Bu nasıl bir kin ve nefretti ki darbe yapmıştı, zulmetmişti, idam sehpaları kurmuştu...

‘VATAN HAİNLERİ’

Meselenin temelinde dengesiz ve denetimsiz siyasi güç mücadelesinin yarattığı karşılıklı kin ve nefretler vardır.

DP iktidarı haindi! Kars ve Ardahan’ı Ruslara satıyordu! Gençleri öldürüyor, cesetlerini Et Balık Kurumu’nda kıyma makinelerine gönderiyordu….

İşte darbenin lideri Org. Cemal Gürsel’in 18 Haziran 1960 günlü Cuhuriyet’te çıkan lafları:

Elbette hepsi kuyruklu yalandı. Fakat korkunç kutuplaşma, bu yalanlara inanan kitleler yaratmıştı. Muhalif seçmeler, gazeteciler, profesörler, askerler…

Zulmederken ‘hainleri’ cezalandırdıklarını sanmanın gaddarlığıyla hareket ediyorlardı.

Hukuk profesörleri darbeye ve Yassıada mahkemesine fetva vermekten utanmamışlardı.

VATAN CEPHESİ…

Demokrat Parti iktidarına göre ise muhalefet haindi, Moskova radyosuyla birlikte çalışıyor, ülkeyi anarşi ve ihtilale götürüyordu… Menderes’e göre ancak hainler iktidarın vatana hizmetlerini görmezlikten gelirdi!

İktidar 1951’de liberalleştirdiği basın kanununu 1956’da tekrar 1930’lar modeline döndürüyordu. 

Yargıya baskılar yapıyor, Emekli Sandığı Kanunu’nu değiştirerek Yargıtay hakimlerini emekliye sevk ediyor, gazetecileri hapse atıyordu. 

Millet Partisini kapatıyor, Osman Bölükbaşı’nın sesini kısmak için Celal Bayar’ın emriyle Kırşehir’i ilçe yapıyordu…

Vatan Cephesi’ni kuruyordu; kimler vatansızdı ki?!

Tahkikat Komisyonu’nu kurarak muhalefette yeni bir tek parti rejimi endişesi yaratıyordu.

Ama bunlar tedbir değil, tahrik etkisi yapıyordu.

18 Nisan’da İsmet Paşa “şartları tamam olursa ihtilal meşru olur” diyerek Metin Toker’in dediği gibi ihtilale yeşil ışık yakıyordu.

BAŞGİL’İN UYARILARI

30 Nisan’da merhum Prof. Ali Fuat Başgil, Bayar ve Menderes’e Tahkikat Komisyonunun derhal kaldırılmasını, CHP ile diyalog kurularak ortak bir seçim kanunu hazırlanıp seçimlere gidileceğinin derhal açıklamasını tavsiye ediyordu.

Fakat Bayar ve ondan etkilenin Menderes, bu son çareyi, son çıkışı reddettiler.

Darbe geldi çattı…  Anayasayı rafa kaldırarak, hukukun temel ilkelerini çiğneyerek, idam sehpaları kurarak… Yargıda tasfiyelerle siyasi kadrolaşmalar yapıp hala bitmeyen yargı kavgalarını tetikleyerek, orduda cuntalara yol açarak Türkiye’nin uzun yıllarını zehirledi.

Kuvvetler birliğini kabul eden 1924 anayasasında siyaseti denetleyip dengeleyebilecek hukuk kurumları yoktu, bunun kültürü de yoktu. O yüzden siyasi ihtiraslar karşılıklı kabardıkça kabarmış, cunta bu ortamı fırsat saymıştı.

Tarihi bugünkü kavgalarda kullanmak için değil, dersler çıkarmak için okumalıyız.
 


Haber Kaynak : Karar Haber


Anahtar Kelimeler: Sağıyla soluyla Mayıs

HABERLER