Putin, Erdoğan, Ruhani Zirvesinden Ne Çıktı?

“Kürt devleti kuruluyor-Türkiye’nin bekası tehlikede” söylemi, Erdoğan’ın önündeki en büyük engel. MHP dahil, bu ekipte Rusya’ya angajman hayli yüksek. Kürt karşıtlığı da. İran’a saldırılmasına lojistik destek talebi de “onay alamaz” gözüküyor.

Suriye için yapılan zirveden gerçekten ne çıktı?

Uzatmadan kendi cevabımı vereyim:

“İran çıktı!”

Üçlü zirvede herkes kendi oyununu oynadı, elbette kartlarının gücüne göre.

Türkiye için; Suriye’de “Sünni bir yönetim kurma veya Suriye’den Sünni bir parça ayırma politik hedefi” kapandı. Bakalım girilen “bataklıktan” sağ-salim çıkmak mümkün olabilecek mi?

Sıra, “Alevi-Şiilere yardıma” mı, Şiilere başka bir cephe açmaya mı geldi? 

Türkiye’den kapalı kapılar ardında istenen ne? “Kiminlesin?”, “Esat’la doğrudan görüş” talebi, Erdoğan için “politik açıdan çok sıkıntılı”. Esat’la doğrudan görüşülürse “Suriye’de Kürt devleti kurulması önlenir mi?”.

Türkiye’nin, “Suriye’deki cihatçı macerası” başarısızlığa uğradı ve iki küresel gücü Suriye’ye taşıdı. Rusya “Esat’ı”, Amerika ise “Kürtleri” koruma altına aldı. Gerisi, taktik bazı “şeyler”.

Rusya ve İran; “İdlip’i bitiriyoruz” ve “Fırat’ın doğusuna da ancak Adana mutabakatı çerçevesinde 5 km’lik giriş olur, o da güvenlik parametreli olursa mümkün” diye mesaj veriyor, Erdoğan’a. 

Amerika ise, United States Central Command (USCENTCOM)-ABD Merkez Komutanlığı ile Suriye Kürtlerini korumaya alırken, United States European Command (USEUCOM)-ABD Avrupa Komutanlığı ile de Türkiye’yi kımıldayamaz vaziyete getiriyor. Türkiye’nin devriyeleri işte bu iki Amerikan komutanlığının görev alanında ve onların gözetiminde, “kimse kimseye saldırmasın” anlayışı ile mümkün.

Türkiye artık “iki küresel güç” ile Suriye’de komşu. Nereden nereye değil mi?

Analizden önce, biraz gerilere gidip, bölgede meydana gelen diğer gelişmelere bakalım.

Mısır’da ordu “Müslüman Kardeşler yönetimine” darbe yaptı. Mısır tekrar Amerika’nın kontrolüne alındı. Amerika, Suudilerle stratejik mutabakat gerçekleştirdi. İsrail-Suudi Arabistan-BAE-Mısır’dan oluşan “İran karşıtı cephe” kuruldu ve tahkim edildi. Irak’ta ve Suriye’de Kürtler, Amerika tarafından “güvence altına” alındı ve güçlü Kürt orduları kuruldu. Brexit ile UK-İngiltere AB’den koparılarak ABD’nin yanına monte ediliyor. Hindistan-Pakistan-Afganistan üçgeninde “cihatçı yapıları dizginleyecek” bir model geliştiriliyor. Topa kim girerse Amerika için o “makbul” kabul edilecek. İster Taliban, ister Pakistan, isterse Hindistan. İran, “asimetrik yapılanması” açısından Afganistan bölgesi kritik. Basra Körfezinde “ABD ve İngiltere askeri gücü” yığınaklandı. Bunlara Suudi Arabistan deniz kuvvetleri de katıldı. 2015’de İran ile yapılmış “nükleer anlaşmadan” ABD tek taraflı olarak çekildi. İran’a yaptırımlar zirveye çıktı. Filistin barışı ise “oyalama sakızı”.

Resim size neyi gösteriyor? Elbette İran’a müdahale hazırlığını.

İşte zirvede Türkiye’nin önüne konulan bu. “Kiminlesin?” Gerisi teferruat.

Türkiye’nin bir ayağı Rusya’da, bir ayağı ise Amerika’da. İki cami arası “beynamaz” vaziyeti. Başlangıçtaki “rejimi devirmek” politik hedefi işlemeyince, hedef “Kürt oluşumunu engellemek” olarak tadil edilmişti. Olmadı. Suriye’yi Rusya, Kürtleri Amerika korumaya aldı.

Türkiye’nin elindeki kartlar “beş benzemez”, çok pazarı yok. Seçeceği tarafa göre, ayrı “mana-değer” taşıyabilir belki. Nefesler tutulmuş, Erdoğan’ın vereceği karar bekleniyor.

Erdoğan’ın kararı; hem Türkiye’de iç siyasetin yeniden şekillenmesini, hem de Türkiye’nin bundan sonraki “uluslararası politik duruşunu” belirleyecek.

Amerika’yı tercih ederse, “Kürt baharı mı?”, Rusya’yı tercih ederse “Türk baharı mı?”. Belli değil. Türkiye o kadar kritik bir zaman diliminden geçiyor ki, “mükemmel bir barışa” veya “berbat bir diktatörlüğe” dönüşebilir.

Geçmişin muhasebesini yapmak elbette mümkün, ancak bu muhasebe bundan sonra yapılacaklar için, sadece ders çıkartmak anlamından öteye gitmeyecek. 

Beğenilmese de, halen içinde bulunduğumuz şartlar, gidilecek yönün “başlangıç noktası”. Bu nedenle alınacak “karar”; ekonomisi batmış, sosyal dokusu zedelenmiş, ordusu yıpranmış, siyasi bakış açıları keskinleşmiş, şirazesi dağılmış bir Türkiye’yi dikkate almalı, hayal kurmamalı. Ancak, her hal ve şartta yumuşak geçişi öngörmeli. Basiret ve feraset içinde hareket edilmeli.

Farkındasınız, sıcak savaşı çağrıştıran olaylar da başladı bölgede. Karşılıklı restler sürüyor.

Suudilerin petrol şirketi Aramco rafineri ve petrol arama bölgesine, Yemenli Hutiler tarafından yapılan silahlı dron saldırısını da, işaret fişeği kabul etmek gerek. Dron saldırısı her zaman oluyordu ama bu defa sanırım 10 dron ile saldırıldı ve Suudi petrol-gaz üretiminin yarısını etkiledi. ABD “saldırıyı İran yaptı, tespit ettik” deyiverdi. 

Aramco’ya saldırı, dünya “petrol arzı güvenliğine” yapılan bir saldırı. Yani uluslararası mahiyet taşıyor. Saddam’a müdahaleyi hatırlatıyor değil mi?

Diyeceksiniz, “Suudiler de her gün uçakları ile Hutileri bombalıyor”. Evet, zulüm sınırsız Yemen’de. Bunu bilmek “zayıflar için” çözüm getirmiyor. Merhametimiz, meseleleri çözmüyor.

Lavrov’un dediği gibi, “Suriye’de savaş bitti”. Yeni savaş alanı “İran”.

Putin, Kur’an’dan ayet bile okudu. Suriye’de barışın önemini vurguladı ve İran’a saldırıya da Müslümanlar “evet” demesin, demeye getirdi Putin.

Suriye artık, iki küresel gücün “İran’a dönük yerel enstrümanlar oluşturduğu bir alan”. Bunu gözden ırak tutmadan meseleye bakılmalı. Türkiye de kararlarını buna göre vermeli.

Tuhaf değil mi, yine Türkiye’nin burnunun dibinde bir savaş ihtimali. Bu defa nerede namaz kılsak acaba? İran da Şii ya. “Coğrafya kaderdir” demiş İbni Haldun.

Peki, Erdoğan nasıl karar verecek? Elbette Allah bilir, bir de kendisi.

Amerika; “Kürtlere sahip çık”, “İran için lojistik destek sağla” diyecek. 

Rusya; “Suriye’den çık”, “Esat’la görüş”, “Amerika’yı destekleme”, “İran olayına sen karışma” diyecek.

Masada bunlar duruyor.

Amerika’nın teklifleri, Erdoğan’ı destekleyen koalisyonun “yıkılması-bozulması” anlamı taşır. Yani, “Bahçeli-Perinçek-Avrasyacılar ve Ulusalcılar” buna karşı çıkacaktır. 

Peki; Erdoğan bu kararı alırsa, Erdoğan’ın etrafında başka bir koalisyon oluşabilir mi? Şüpheli, ama ihtimal zayıf değil. Zira Kürt meselesine olumlu bakan hayli siyasi yapı mevcut. CHP, Saadet Partisi, HDP, Davutoğlu ve Babacan’ı bu kategoride değerlendirebiliriz. Temel beyin “Amerika ile olmaz” şerhi var. Aslında büyük bir koalisyon. Kolay gözüküyor. Şüpheli olması, Erdoğan’ın buna “evet” deyip demeyeceğinden kaynaklanıyor. Yani içeride milliyetçi-ulusalcı çizgiden, dışarıda ise Rusya’dan kendisini “kurtarıp-kurtaramayacağı” meselesi muallak.

“Kürt devleti kuruluyor-Türkiye’nin bekası tehlikede” söylemi, Erdoğan’ın önündeki en büyük engel. MHP dahil, bu ekipte Rusya’ya angajman hayli yüksek. Kürt karşıtlığı da. İran’a saldırılmasına lojistik destek talebi de “onay alamaz” gözüküyor.

Rusya’nın da Erdoğan’ın bu tercihine sıcak bakmayacağı hesaba katılmalı. Rus istihbaratı ne kadar etkin Türkiye’de iyi ölçülüp, biçilmeli. Rusya’nın farklı kartları da ortaya çıkabilir.

Rusların taleplerini karşılamak daha kolay gözüküyor, Erdoğan açısından. Sonuçta; Suriye’de zaten bir şey kalmadı, buralardan çıkmak çok şey kaybettirmez Türkiye’ye. “Adana mutabakatı” da işlerse “terör” tehdidinden nispeten koruma sağlanmış olur. Esat’ın “Suriye Demokratik Güçleri-SGD için terörist-ayrılıkçı örgüt tanımlaması yapmasını da dikkate alırsak, Suriye Kürtleri ile Esat “devlet olarak” mücadele edecek demektir. Bu da Suriye’den Türkiye’ye dönük terör riskini azaltır.

Erdoğan’ın “çekilme” tercihi; koalisyonun Bahçeli ayağı ile Avrasyacı ayağını tedirgin eder. Fetih beklenilen bir yerden ters yüz olmak, tatminsizlik oluşturur. Ama onlara oyalanacakları yeni bir şeyler bulunabilir. Koalisyon olduğu gibi devam eder, ihtiyaç duyarlarsa Akşener de eklemlenir. Yani Erdoğan iktidarını korur, hatta güçlendirir.

Ancak bu senaryonun çok güçlü bir varsayımı var. O da, Amerika’nın Suriye ve Irak Kürtlerinden elini eteğini çekeceği “naifliği”. Mümkün mü? Değil. Amerika vazgeçse İsrail vazgeçer mi? Zor.

Kısa vadede Türkiye kazanan gibi gözükse de, orta vadede, ciddi sıkıntıların temelleri de işte bu kararla atılmış olur. Bölge bir 100 yıl daha Kürtlerle bölge ülkeleri arasında “düşük yoğunluklu çatışma alanı” ve belki de “uluslararası kriz alanı” haline dönüşür. Bu da Amerikan varlığına “gerekçe” oluşturur. Türkiye’nin içerisinin de karışma riski artar.

İran’a yapılacak müdahale ise meseleyi daha da içinden çıkılmaz vaziyete sokar. 

Aslında, her iki durumda da Suriye’de “güçlü bir Kürt bölgesi” var olacak. Amerika ve Rusya’nın uzlaşamadıkları şey; “Kürtlerin statüsü meselesi” ve Amerika’nın Suriye’de varlığının ne olacağı.

Türkiye için üçüncü bir yol var mı? Olabilir.

“Suriye Kürtlerine sahip çıkmak, Esat’la bu şartlarda barışmak ve güçlü bir ilişki kurmak, Amerika’nın Suriye’den çıkmasını desteklemek ve İran konusunda da taraf olmamak”.

İçeride barış ve demokrasi, güney sınırlarda güvenlik, Amerika ve Rusya’ya bağımlılığın azaltılması, Putin’in tatmin olması, içeride yeni bir siyasi koalisyon ve hükümet.

Rüya gibi.

Sanki birileri bunun için derinden derine uğraşıyor.

Temel bey boşuna dolaşmıyor herhalde.

Haber Kaynak : Ocak Medya


HABERLER