YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Posthuman (2)

Hayatta en hakiki mürşit ne bilimdir ne de fen! Vahiydir, ahlâktır, erdemdir en önemlisi “kul” olduğumuzun şuuruna varmaktır.

Milat Gazetesi yazarı Abbas Pirimoğlu analiz etti...

Evet, Transhümanistler, küresel sermaye, bilim ve teknolojinin efendileri insanlığın hayrıma mı düşünüyor? Cevabı açık ve net:  Hayır! Çünkü onlar kendileri için bir dünya yaratmanın peşindeler. Kitleler mi? Zaten nüfus fazlalığı var bunların çoğunu öldürürsün, kalanının bedenine taktığın çip vasıtasıyla köle olarak kullanırsın.

Baktın yine olmadı, dünya çöplüğe döndü, uzayda bir koloni kurar oraya yerleşirsin.

Yeri gelmişken değinelim son zamanlarda dünyada fark edilir bir şekilde LGBT propagandası var. Amaç cinsiyetsizleştirmek ve ailesizleştirmek yoluyla çoğalmayı azaltmak. Netflix’de yayınlanan diziler geleceğin projelenmiş dünyası için insanları hazırlamakla meşgul.

Onların hesabı bu, peki başarırlar mı? Başaramazlar zira mükevvenatın bir sahibi var.  İlahi irade elbette yeri gelince müdahale eder. Zira tuzakları boşa çıkarmada Allah’ın üstüne yoktur. (Enfal,30)

Son husus: Müslümanlara düşen ne? Müslümanlar ne yapmalılar?

Bu hususa girmeden önce “neden Müslümanlar?” sorusunu cevaplamalıyız.  Eğer bir tehlike varsa tüm insanlık için var; bütün dinler, ırklar ve renkler aynı tehlikeye maruzsa neden Müslümanlar?

Çünkü her olay fail-fiil ilişkisi ile alakalı. “Amaç” failin zihniyet yapısı ile doğru orantılı. Günümüzün faillerinin dünya görüşü, fiillerini belirliyor. Laik, seküler, isyankâr, ahlâksız, vicdansız, müşrik ve müstağni bir zihin yapısına sahip faillerden zuhur eden fiiller nedeniyledir, şu an burun buruna kaldığımız.

Oysa biz “Allah’ım faidesiz ilimden sana sığınırım” diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Ama halimiz perişan, neden? Çünkü biz bu hikmetli sözü bıraktık ve Batının ve Batıcıların beynimize zerk ettiği “hayatta en hakiki mürşit bilim ve fendir” diyen bir maceranın peşine düştük.

Hayatta en hakiki mürşit ne bilimdir ne de fen!  Vahiydir, ahlâktır, erdemdir en önemlisi  “kul” olduğumuzun şuuruna varmaktır.

Bunun kökleri ise bizim medeniyetimizde var. İşte bunun için Müslümanlar!..Ve  bizler  de bu medeniyeti yeşertmekle mükellefiz....

De nasıl?  Sürecin dışında kalarak mı? Bu zaten mümkün değil! O zaman, sürecin dışında kalmayacağız. Fakat ahlâk da üreteceğiz. Yani bilim ve teknolojiyi dışlamayıp uygularken, raydan çıkmış haline ürettiğimiz değerler vasıtasıyla engel olmaya çalışacağız. Mürşit olmadığını bütün dünyaya anlatacağız.

Daha açık bir ifade ile muasır medeniyet seviyesine yükselmek için değil, muasır medeniyeti sorgulamak için yeni bir medeniyet inşa edeceğiz.

Muhtaç olduğumuz kudret,  asırlardır taşıya geldiğimiz müktesebatımızda mevcuttur. Bu birikim bizi yeni bir varoluşa çağırıyor; yani özgün bir fail olmaya; yani mukallitliği bırakmaya.

Özgün fail olmak mahlûkatı yeniden anlama çabası ile mümkün. Varlık hakkındaki görüşümüz değişince buna mütenasip bir epistemoloji kendiliğinden oluşacak. Bu da insanlar için alternatif bir bilgi oluştururken mevcut bilgi kaynaklarını tesirsiz kılacak.

Ahmet Dağ’ın aktarımıyla Hariri şöyle buyurmuş: “Müslümanlar yirminci yüzyılda teknolojiyi kaçırdı, yirmi birinci yüzyılda sorularımızı bile anlamayacak hale gelecekler”

Aynı Hariri şu cümlelerin de sahibi:

“Tanrı insanın paçalarından tutup onun ilerlemesini, güç elde etmesini engelleyen bir sanıydı. Biz tanrıya karşı sorumluluklarımızı reddederek iki yüz yıldır dünyanın efendisi olduk... Bu aşamadan sonra, hâlâ dünyanın patronu olmak için Tanrı’yı ve O’na karşı sorumluluklarımızı reddetmek yetmeyecek: Bundan sonra Tanrı’dan geriye kalan hayaleti/hortlağı da yok etmeliyiz. Vurmamız gereken hedef ahlâktır...”

Burada kast edilen ahlâk nedir?

 Askeri ve ekonomik olarak vazgeçilmez olan yoksulları korumak yerine kendi çıkarları için hareket eden yirminci yüzyıl elitleri üçüncü sınıf insanları taşıyan vagonları geride bırakmak ve sadece birinci sınıfla geleceğe doğru ilerlemek istiyor.”

“Bulutların üstündeki Tanrının akıllı tasarımı değil, bizim akıllı tasarımımız ve bulutlarımızın akıllı tasarımı... Tanrı olmak istemek değil, Tanrı olmak istememektir ahlâksızlık”

Kur’an boş yere Fir’avun, Karun,  Belam ve Haman’dan bahsetmiyor. Gözlerinden tanıtalım diye bizlere bu karakterlerin portrelerini çiziyor.

Allah kibirle kendisine baş kaldıran zalimleri affetmez.

Bunun için Musa’ları gönderir... Kur’an’ı indirip efendimizi bize örnek olarak gösterir.

Müslümanlar gayrete gelince de nusretini esirgemez. Yani ümmet olarak irade edelim ki O’ da murad etsin.

Kaynak: Milat Gazetesi



Anahtar Kelimeler: Posthuman ()