Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Pelikan Grubu, Aydın Ünal’dan ‘’Ne’’ İstiyordu?

Sorulması gereken soru şu olmalı; madem, Pelikancılar, Davutoğlu’na karşı kurnazca taktikler uyguladılar ise, Erdoğan bu taktikleri neden boşa çıkarmak için bir çaba sarf etmedi?

Sait Alioğlu yazdı;

AK Parti eski Ankara Milletvekili ve gazeteci Aydın Ünal, Medyascope TV’de Ruşen Çakır’ın konuğu olduğu programda, başta Pelikan yapılanmasının parti içindeki etkisi olmak üzere AK Parti’deki güç mücadeleleri hakkında önemli açıklamalarda bulunmuş…

Aydın Ünal, adı geçen programda Pelikancılar için özetle şu ifadeyi kullanmış; “Pelikancılar diye bilinenler aslında ayak takımı; asıl güç arkada”

Programda ele alınan konuları şu şekilde sıralayabiliriz…

Ünal’a göre Davutoğlu’nun ve Babacan’ın istifaları bir “tercih” değil…

Aydın Ünal’a göre bu mücadeleler sonucunda AK Parti’den istifa ederek iki ayrı parti kuran Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın bu hareketleri bir tercih değil. Ünal, “Ben Sayın Ahmet Davutoğlu’nu da Sayın Ali Babacan’ı da çok iyi tanıyorum. Birlikte uzun mesailerimiz oldu. Ben her ikisinin de partiden uzaklaştırılmasına kuvvetli bir şekilde itiraz ettim. Benim en büyük itirazlarımdan biri buydu” diye konuştu.  

Aydın Ünal, bu mücadeleler sonucunda AK Parti’den istifa ederek yeni partiler kuran Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın bu hareketlerinin bir tercih olmadığını vurgulamış.

Ünal, konu ile ilgili olarak “Ben Sayın Ahmet Davutoğlu’nu da Sayın Ali Babacan’ı da çok iyi tanıyorum. Birlikte uzun mesailerimiz oldu. Ben her ikisinin de partiden uzaklaştırılmasına kuvvetli bir şekilde itiraz ettim. Benim en büyük itirazlarımdan biri buydu” diye görüş belirtmiş..  

Burada şu soru sorulabilir; bu itirazlar -ya da parti içerisinde oluşan farklı itirazlar- Erdoğan tarafından dikkate alınmadı mı?

Eğer alınmadı ise, Erdoğan bu iki arkadaşı ve onlarla birlikte partiden kopacağı düşünülen bir grup partili kesimi gözden mi çıkarmıştı?

Eğer gözden çıkarmış ise, o bir ara çokça dile getirilen “Düşmanlarınızı azaltıp dostlarınızı çoğaltacağız” ifadesinin ne bir anlamı vardı; bu ifadelerin reel ve sahici bir karşılığı var idiyse, bu arkadaşlar, o zaman niye küstürüldü?

Pelikancılar, Davutoğlu ve uygulanan kurnazca taktikler…

Ünal, bu konu ile ilgili olarak, aslında meşhur bildirinin yayımlanmasından önce partide Davutoğlu’yla ilgili kararın kesinleştirildiğini, Pelikancıların bunu bilmelerine rağmen o bildiriyi kaleme alarak sanki Davutoğlu’nun partiden uzaklaştırılmasını kendilerinin sağlamış olduğu gibi bir görüntü yarattıklarını ifade ediyor.

Burada sorulması gereken soru şu olmalı; madem, Pelikancılar, Davutoğlu’na karşı kurnazca taktikler uyguladılar ise, Erdoğan bu taktikleri neden boşa çıkarmak için bir çaba sarf etmedi?

Ünal, neden yeni kurulan partilere katılmadı?

Ünal, AK Parti’den tekrar milletvekili gösterilmediği, parti çevresinden de dışlandığı halde neden yeni kurulan partilere katılmadığını şu sözlerle ifade ediyor; “Ben hâlâ umudumu muhafaza ediyorum AK Parti’ye dair. AK Parti çok ciddi bir tecrübeye sahip, aynı zamanda da siyasi ve bürokratik anlamda Türkiye’nin en iyi kadrolarına sahip. Ben o yüzden hâlâ bir umut olduğuna, hâlâ partinin kendini toparlayabileceğine inanıyorum. İleride iktidarda olmasa bile muhalefette büyük bir parti olarak dahi Türkiye siyasetine yön vereceğini düşünüyorum”

Bir milletvekili, tekrardan aday gösterilmediğinde ve ayrıca parti çevresinden de büyük oranda dışlandığı halde, kendi partisinden istifa etmiyorsa, bunun sebebi, her vekil için farklı olabilirdi.

Birisi, büyük bir ihtimalle girebileceği bir parti bulamadığında; bir diğeri, kişisel çıkarının halen orada olduğundan, bir diğeri içinse, kendisine hiçbir noktada görev verilmeyecek olsa dahi, orada, ülkenin geleceğini görmesi, görüyor olması şeklinde izah edilebilirdi.

Ünal da, zaten ona dikkat çekiyor.

“Erdoğan iyi çevresi kötü değerlendirmesine katılıyorum” 

Ünal, orada kalmayı kendi açısından, yukarıdaki cümleyi sarf ederek meşrulaştırıyor.

Ünal, Ruşen Çakır’ın, “Recep Tayyip Erdoğan’ın iyi, çevresinin kötü olduğu; çevresinin onu yanlış bilgilendirdiği için yanlış yollara saptığı” değerlendirmesini inandırıcı bulmadığını söylemesi üzerine kendisinin bu değerlendirmeye katıldığını şu ifadelerle teyit ediyor; “Ben oradaki mekanizmayı biliyorum. Yukarıda işlerin nasıl yürüdüğünü biliyorum. Özellikle de Sayın Cumhurbaşkanı’nın nasıl bilgilendirildiğini, bu enformasyon akışının nasıl yapıldığını biliyorum. Devleti yönetiyorsunuz, uluslararası ilişkilerle uğraşıyorsunuz, partiyle uğraşıyorsunuz. Aşırı yoğun, aşırı meşgul bir insansınız. Eğer o bilgilendirme bir kanaldan ya da birkaç kanaldan olursa Sayın Cumhurbaşkanı’nı yönlendirmek çok kolay oluyor. Bunu eskiden de söylerlerdi.”

Ünal, sorulan soru karşısında, hiçbir izaha gerek bırakmadan; “Ben oradaki mekanizmayı biliyorum. Yukarıda işlerin nasıl yürüdüğünü biliyorum. Özellikle de Sayın Cumhurbaşkanı’nın nasıl bilgilendirildiğini…” ifadeleriyle, meselenin öyle dışarıdan görüldüğü gibi olmadığını ve işleyişinde bilinenin, daha doğrusu tahmin edilenin farklı istikamette olduğunu ısrarla vurguluyor.

Ünal, tabiri caizse, kadro dışı kalmış olsa da, AK Parti’de, iktidar öneminden ziyade muhalefette kalsa da, “muhalefette büyük bir parti olarak dahi” ifadesiyle AK Parti’nin Türkiye için şans olmaya devam edeceğinin de altını çizmiş oluyordu!

Kim bilir, belki, ama zaman gösterecek, işin öyle olup olmayacağını.

Yani ne demişler “can çıkmadıktan ümit kesilmez” diye…

Ünal, Berat Albayrak’ın tekrardan döneceğine ihtimal vermiyor…

Ünal, konu ile ilgili olarak “Cumhurbaşkanı’nın konuşması Sayın Berat Albayrak’ı koruma konuşmasıydı. Sonuçta kendisinin damadı, fakat parti ya da devlet kademelerinde bir göreve getirilmesi hem kendisi için hem de parti için bir haksızlık olur” ifadesini kullanıyor.

Ünal, bu konuda hem haksız değil ve hem de objektif davranarak, bir açıdan toplumun büyük bölümünün istek ve arzusuna da tercüman oluyor.

Gerçi, millet artık, bu saatten sonra Berat Albayrak’ın tekrardan dönmesini, milletvekilliği ve bakanlık yapmasını değil, göstergelere bakıldığında iktidarın CBHS ile birlikte değişmesini ve yeniden, o da güçlendirilmiş bir şekilde parlamenter sisteme geçmeyi; var olan sorunlarının birer birer çözüme kavuşturulmasını, iyi bir şekilde işletilmesini arzuladığı siyaset kurumundan bekliyor.

Pelikancılar kara bir delik; bu kara delik nasıl ve neden ve kimler tarafından ayakta duruyor? (1)

Aydın Ünal’ın bundan önce kaleme aldığı birçok yazısında bu Pelikancılar konusunu işlemişti.

Resmi adı “Boğaziçi Küresel Araştırmalar Merkezi” olan ve başında Berat Albayrak’ın kardeşi Serhat Albayrak’ın bulunduğu bu STK, sözde bir sivil toplum kuruluşu olduğu halde, Aydın Ünal’ın yaptığı açıklamalara binaen tutuklanmasını isteyebilmişti (2)

Garip, ama gerçek!

Ünal, Pelikan’ın kara bir delik olduğunu, bununla birlikte “yasal çerçevede” bir STK olmasına rağmen, onun STK olmayı katbekat aşacak şekilde, kendini “güvenlikçi” konumunda görüp birtakım işlere girişiyordu.

Ünal, birtakım işlere girişen bu yapıyı, “Pelikancılar diye bilinenler aslında ayak takımı; asıl güç arkada.” Tanımlamasıyla gözler önüne seriyordu. Hatta Sabah grubunun bu işin başında olduğunu da ekleyerek!

Buradan hareketle, bu grup üzerinden söylersek, dördünce kuvvet olan medyanın, anlaşılan birinci kuvvet olmayı tercih ettiği, ya da birileri tarafından tercihe şayan duruma getirildiği de söylenebilirdi.

Şunu da ilave etmek gerekir ki, eğe Sabah grubu bu işin içerisinde varsa, o zaman, bir dönemin sosyalist lideri konumunda bulunan “Aydınlıkçı” Perinçek ile Sabah Gazetesi yazarı “liberal” Mehmet Barlas arasında “solculuk-liberallik” ekseninde süren tartışmalar ister istemez aklımıza geldi.

Esas konumuz bu olmamakla birlikte, günümüzde her ikisi de Erdoğan hükümetinin yanında durmaları, onları solcu ya da liberal olmaktan alıkoymuyor, bilakis bununla birlikte her ikisi de batıcı olduklarından dolayı, büyük bir ihtimalle Erdoğan hükümetini, özellikle de Reis’i, bir çeşit Batıcılık olan  “millilik” oyunuyla kendi yanlarında tutmaya çalışıyorlardı.

Hatta öyle ki, son Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde Mehmet Barlas’ın  “Sahada top gezdirenler” ara başlığı ile kaleme aldığı yazıda öne çıkan “CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce ile İyi Parti’nin Meral Akşener’i ise, gerek FETÖ gerekse PKK ile mücadeleyi adeta önemsemiyorlar. Bir başka deyişle kazanma ihtimalleri olmayan bu adaylar, sahada top gezdirmekten ve demokrasimize olan güvenimizi artırmaktan öteye pek bir şey yapmıyorlar. Aslında Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek bu açıdan en deneyimli ve en tutarlı adaydır. Şimdilik durum bu merkezde…” (3) ifadeleri, şu ya da bu sebeple de olsa, Erdoğan iktidarı dolayısıyla bir dostluğa dönüşmüş durumda.

Keşke bu dostluklar mevzi ve konjonktürel değil de sahici temellere sahip olsa…

Pelikancıların FETÖ benzeri bir paralel yapılanma olduğunu ifade eden Ünal, “Piyasada birileri çıkıp Pelikan biziz diyorlar fakat onlar değil Pelikan. Beni de savcıya şikâyet edenler aslında Pelikan’ın ayak takımı. Bu çok daha büyük ve tehlikeli bir yapı. Ben bunun FETÖ’den daha tehlikeli olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullanıyor.

Aydın Ünal ayrıca, Medyascope TV’de yapılan yayının sonunda 15 Temmuz gecesi köprüde oğlu ile birlikte hayatını kaybeden Erol Olçok ile ilgili bir anısını da anlatmıştı. Ünal’ın anlatımına göre, darbe girişiminden 6 ay önce Pelikan yapılanmasından bazı kişiler kalabalık bir ortamda Erol Olçok’u “Reisi yeterince savunmamakla” ve “hainlikle” itham etmişti.  

Bu da Erol Olçok’un şahsında epey insana karşı yapılan itibar suikasti olarak okunacaktı. Zaten, “suçla, zayıf düşür ki, muhatap itibar suikastına uğrasın ve oyundan çekilsin! Bunu, zaten FETÖ’de yapıyordu.

“Tencere dibin kara, seninki benden kara!”

…ve al birini, vur ötekine…

(1) AKP’li Aydın Ünal: Sinsi Pelikan Örgütü partiyi tüketinceye kadar durmayacak | Gazete Manifesto

(2) Pelikan’a ‘yeni FETÖ’ denmesine çok sinirlenen Pelikancı Selman Öğüt, acilen tutuklama istedi (toplumsal.com.tr)

(3) FETÖ ve PKK ile mücadele konusu bunların gündeminde değil – MEHMET BARLAS (sabah.com.tr)