Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Parası yoktu ama zengindi ve zengin öldü

Çocuklarının gıdasını bir atın günlük geliriyle sağlarken ekmek ve arpa parası kazandıktan sonra çalışmayıp eve gelen baba ve evdeki anne, çocuklarını sevgiyle doyurarak büyütürdü.

İlahiyatçı Yazar Mahmut Toptaş Analiz Etti...

Fakir bir ailenin fakir oğlu, 18 yaşına gelince gönül verdiği kızla kaçarlar.

Samanlığı saray yaparlar.

O günlerde yedi kocadan boşandıktan sonra erkek düşmanı olan kadınlar da yoktu.

İki sevgilinin peşine düşüp, yakalayıp, kendileri huzursuz olduklarından onları da huzursuz etmek için polise teslim eden, bir huzursuzlar derneği de yoktu.

Yedi çocuk yapmışlar. Hepsi kendileriyle barışık olduğu için eşleriyle, komşularıyla, arkadaşlarıyla barışık olmuşlar.

Ben, ikisini de tanıdım.

Mayalı ekmeğin üzerini su ile ıslatıp üzerine tuz ve biber dökerek yediğimizde bal yermiş gibi tat alırdık, onlar da alırlardı.

Merhum hanımı anlatmıştı, “Tek atlı araba ile şehir içinde nakliye yapmak için evden çıkar, öğleye kadar eve ekmek ve ata o gün yetecek arpayı alacak parayı kazanınca hemen eve döner ve mutlu bir hayat yaşarız.

Bütün sevgimizi çocuklarımıza verdik, onlar da bizi sevdiler” demişti.

Bir gün beş kızın, iki gelinin bir arada olduğu bir zamanda ben ve hanımım da o evde bulunmuştuk.

Kızlardan birinin, evinin önündeki araba garajının üzerini balkon gibi kullanmışlar, bir asmanın dal ve yaprakları da bütün balkonun üstünü kaplamış.

Dağdan esen rüzgâr tam tadında, insanı okşar gibi esiyordu.

Yedi çocuğun babası, hanım ölükten sonra yedi çocuğuyla teselli oluyordu.

Yedi milyarını, yedi milyonunu, yedi binini, yedi yüz lirasını çocuklarından saklayan baba ve annelerin çocuklarının çocuklarını değil, parayı sevip saklarken neler yaptıklarını, mahkeme dosyalarından sıçrayıp televizyon ekranlarındaki görüntülerinden biliyoruz.

Biz vardığımızda, gölgede, duvarın dibinde, asmanın altında, yan gelip yatmış vaziyette sigarayı telliyordu.

Sayın Abdullah Gül de cumhurbaşkanı idi.

Ben yanına varınca ona “Sendeki bu keyif, cumhurbaşkanında yok.

Böyle bağrını rüzgâra vermiş vaziyette balkonda yan gelip yatamaz onlar.

Kurşunun gelebileceği ve ulaşabileceği mekânlardan uzakta, kurşun geçirmez evler ve arabalarda, görünmez yerlerde yaşamak zorundalar.

Ama sen, seni seven yedi kadın ve yedi erkeğin “sevap olur” diye hizmet ettiği insansın.

Türkiye’nin en zengini bile bu senin buradaki mutluluğunu bir ömür boyu göremez” dediğimde “Heheheeee” diye gülümseyerek yer gösterdi ve biz uzun bir sohbete daldık ama hep o dinledi.

Çok severdi, az konuşurdu.

Oğullar, kızlar, damatlar ve gelinlerle 14, karı-koca ile 16 nüfuslu, 17 torunlu bu ailenin birbirlerini kıracak, iğneleyecek, kinayeli laf sokacak hiçbir sözlerini işitmedim.

Evlenen torunlar bile, akrabalık bağlarını sıkı tutuyorlar.

Hanımı rahmetli olunca, babanın sağlık yönünden hiç de ihtiyacı olmamasına rağmen onu yalnız bırakmamak için yedi kardeş eşleriyle beraber, sıra ile her gün biri eşiyle beraber, babanın yanına gelerek sabah kahvaltısını beraber yiyorlar, yatsı namazını da kıldıktan ve yatağına yattıktan sonra gidiyorlardı.

Bildiğim kadarıyla seksen altı yaşında, yataklara yatıp kapılara bakmadan,  en büyük kızın evinde kızı ve torunlarıyla sohbet ederken vefat edivermiş.

Dün toprağa verildi. Allah rahmet eylesin. Amin.

Karı-koca, ikisi de ilkokul mezunu bile değillerdi.

Ama aile içi sevgi ve saygının nasıl olacağının dersini veren profesörün söylediklerinden bir şey anlamasalar da onlar, yaşıyorlardı, profesörümüz, oğlu ve kızıyla kavgalı idi.

Dini bilgileri yoktu ama ben, onları tanıdığım günden beri beş vakit namazlarını kılarlardı.

Çocuklarının gıdasını bir atın günlük geliriyle sağlarken ekmek ve arpa parası kazandıktan sonra çalışmayıp eve gelen baba ve evdeki anne, çocuklarını sevgiyle doyurarak büyütürdü.

Hafta sonu mutlaka birinin evinde batırık veya kısır (ince bulgurla yapılan etsiz ve batırığa benzer bir yiyecek) yenir, çaylar içilir, sohbet demlenir, havada sevgi uçuşurken, kardeşler, gelinler, damatlar ve torunlar arası tanışma, kaynaşma sağlanırdı.

Ekonomik nedenlerle iki çocuk yapan şehrin zengininin iki çocuğu, babayı huzurevine yatırdıktan sonra mal kavgasında biri diğerini öldürtüp kendisi de hapishaneyi boylamıştı.


Haber Kaynak : Milli Gazete


Anahtar Kelimeler: Parası yoktu zengindi zengin

HABERLER