PAKİSTAN MÜSLÜMANLARININ TARİHİ

Pakistan dünyada en çok Müslüman nüfusa sahip ikinci ülke. Nüfusunun yüzde 95'ten fazlası Müslüman olan Pakistan'a İslam 7. yüzyılın başlarında geldi. Pakistan ve Hindistan'da İslam'ın yayılmasında ise Türkler'in etkisi büyük.

Geçmişte Hinduizm ve Budizm'in merkezlerinden olan bugünkü Pakistan topraklarının İslam'la tanışması Emeviler döneminde gerçekleşti. Emeviler'in ve Abbasiler'in ardından bölge Gazneliler'in hakimiyetine geçti. Bugünkü Afganistan ve Pakistan'da imparatorluğunu kuran Gazneliler Pakistan'da İslam'ın yayılmasına önemli bir katkı sağladı.

997-1186 yılları arasında bölgeye hakim olan Gazneliler'in en parlak dönemi Sultan Mahmud Gaznevi zamanında yaşandı. Hint yarımadasına 17 sefer düzenleyen Mahmud Gaznevi bölge haklının Müslüman olmasında en önemli yere sahip isimlerim başında geliyor. Pakistan'da ve Hint yarımadasınsa İslam'ın yayılmasına katkı sağlayan diğer bir imparatorluk ise Babür İmparatorluğu.

1526 yılında kurulan Babür İmparatorluğu bugünkü Afganistan, Pakistan, Hindistan'ın bir kısmı ve Bangladeş’in de içinde bulunduğu coğrafyada yaklaşık 300 yıldan fazla hüküm sürmüştü. 1526-1858 yılları arasında bölgeyi yöneten Babür İmparatorluğu döneminde, İslam dini mensupları arttmıştı. Bugünkü adıyla Bangladeş'ın büyük bır bölümü Babür İmparatorluğu zamanında İslamla tanıştı.

7. yüzyıldan itibaren Müslüman olmaya başlayan Pakistanlılar burada hakimiyet kuran Müslüman devletler sayesinde altın çağlarını yaşadı. Ancak 1858 yılında Babür İmparatorluğu2nun yıkılması ve bölgenın ingiliz sömürüsüne girmesi bölge Müslümanları için kötü günlerin başlangıcı oldu.

İNGİLİZLER HİNT KITASI'NI ASIRLARCA SÖMÜRDÜ

Hint yarımadasında Babür İmparatorluğu'nun giderek gücünü kaybetmesi sömürge devletlerin bölgeye yerleşmesine imkan sağladı. İlk önce portekızlıler eski Hindistan’a gelerek buraları sömürmeye başladı. Portekizler'in ardından bölgeye gelen İngilizler yönetim boşluğundan yararlanarak 1757 yılından itibaren Hint yarımadasında yavaş yavaş koloniler kurmaya başladı.

1858 yılında bölgenin kontrolünü tamamen eline geçiren İngilizler, bugünkü Pakistan Hindistan ve Bangladeş sınırlarını da içine alan sömürge krallığını kurdu. Bu krallıkta yönetimin başında Hindu bir prens olsa da sahne arkasında İngiliz lordlar vardı ve ülke yönetimi onların elindeydi. Bu yeni krallıkta nüfusun yüzde 25’ini oluşturan Müslümanlar azınlıktaydı.

Devletin üst kademesinde daha çok Hindulara görev veriliyordu. Müslümanlar yönetimlerde ve sosyal hayatta adeta yok sayılıyordu. İşte bu nedenle Müslümanlar örgütlenmeye ve ayaklanmaya başladı. Müslümanların liderlerinden olan Şir Seyid Ahmed Han 1906 yılında Tüm Hindistan Müslümanları adlı partiyi kurdu.

Müslümanları biraraya toplamayı ve onların haklarını korumayı hedefleyen bu hareket kısa zamanda Hindistan'da büyük bir güce kavuştu. 1913 yılında Şir Seyid Ahmed Han parti liderliğinden istifa etti ve yerine Pakistan'ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah başkan seçildi. Gandi'nin İngiliz sömürüsüne karşı başlattığı ayaklanmaya Müslümanlar da destek verdi ve Hindularla birlikte İngilizler'in bölgeden çıkarılmasında beraber mücadele etti.

1930 yılında Pakistan'ın milli şairi Muhammed İkbal ilk defa Pakistan fikrini ortaya atan kişi oldu. 1940 yılında ise Pakistan'ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah iki ayrı devlet önerisini dile getirdi. Artık İngilizler'in sömürüsü altında yaşayan Müslümanlar ve Hindular bir yol ayrımına girmişti. İngilizler'in bölgeden çekileceklerimi ve yönetimi devredeceklerini açıklamasının ardından ülkedeki Müslümanlar kendi ülkelerini kurma fikrini daha çok benimsemeye başladı.

Zira azınlıkta olam Müslümanların Hindular tarafından kabul edilmeyeceği ve haklarını ellerinden alacakları fikri ağırlık kazandı. 16 Ağustos 1946'de Tüm Hindistanlı Müslümanlar Partisi 'Hareket Günü' adı altında Kolata şehrinde büyük bir gösteri düzenledi. Gösteri sırasında Hindular ve Müslümanlar arasında çatışma çıktı ve bir günde 4000’den fazla Hindu ve Müslüman hayatını kaybetti.

Kısa sürede diğer şehirlere de yayılan gösteriler nedeniyle iki grup arasında yaşanan çatışmalarda her iki taraftan 5000 kişi hayatını kaybettı. Üç gün süren gösteriler nedeniyle 100.000’den fazla insan göç etmek zorunda kaldı. Polis üç günün ardından kanlı bir şekilde gösterileri bastırdı. İngilizler'in de iki uluslu bir devlet fikrini kabul etmesiyle bağımsız Pakistan' bir adaım daha yaklaşıldı.

14 Ağustos 1947’de ise bağımsız Pakistan'ın kurulduğu Muhammed Ali Cinnah tarafından Karaçi şehrinde tüm dünyaya ilan edildi. Müslümanlar kendi ülkelerini kurdular. Bugünki Bangladeş Doğu Pakistan olarak Pakistan'a bağlandı. Ancak İngilizler iki toplum arasında belki de kıyamete kadar çözülemeyecek bir sorun bırakarak bölgeden çekildi. Hindistan'da yaşayan özellikle Keşmir bölgesindeki Müslümanlar Hindistan'ın kontrolü altında kaldı. Güney Asya'nın kanayan yarısı Keşmir o günden beri çözüm bekliyor.

PAKİSTAN HALKININ ÇOĞU SÜNNİ

Pakistan nüfusunun yüzde 80-85'inin Sünni ve yüzde 10-15'inin de Şii olduğu söyleniyor. Sünni Müslümanlar kendi içlerinde Barelvi ve Diyobendi olarak iki alt gruba ayrılıyor. Barelvilik ve Diyobendilik, keskin hatlarla ayrılan iki mezheb olmaktan çok iki farklı yaklaşım olarak birbirinden ayrılıyor.

Bununla birlikte özellikle şehirlerde bu iki grup arasında ayrım keskinleşiyor, kendilerine ait camileri var ve genel olarak birbirlerinin camilerine gitmiyorlar. Her iki grup da isimlerini bugün Hindistan sınırları içinde kalmış olan iki medereseden alıyor. Diyobendi, Delhi'nin 150 kilometre kuzeyinde bir kasaba ve burada 1867'de kurulmuş olan medrese, bütün Hint alt kıtası İslam'ını etkilemiş durumda.

Diyobendiler genel olarak bu medresenin öğretilerini baz alıyor. Barelvilik de yine Kuzey Hindistan'da bulunan Bareilly kasabasında yaşamış olan Ahmet Rıza Han Barelvi'nin kurduğu medreseye ve bu medresenin yaydığı öğretiye dayanıyor. Her iki akım arasındaki temel ayrım, sufizme ve Hint alt kıtası İslamı'nın temel bir bileşeni olan pirlere ve sufi liderlere bakış açısındaki farklardan kaynaklanıyor.

Sufileri, Müslümanlığı daha iyi yaşamada bir rehber olarak kabul eden Barelviler, geçmiş zamanlarda yaşayan sufilerin kabirlerine saygılılar. Özellikle kırsal bölgelerde Barelviler ile Şiiler arasındaki benzer uygulamalar yakınlık arz ettiği için Şii nüfusunu net olarak ortaya koymak mümkün değil.

Buna karşın Diyobendiler tam tersi bir anlayışa sahipler. Bu noktada Diyobendiler'in, Barelviler'e göre daha yazılı bir kültüre dayandığı ve taban itibariyle de çok daha şehirli kitleye hitap ettiği söylenebilir. Tüm tarikat ve tasavvuf geleneklerini topyekun reddeden Vehhabiler'e karşın diyobendiler Nakşibendi tarikat geleneğinden geliyor. Diyobendiler sadece tarikattaki uygulamaların ehl-i sünnet inancının temel akideleriyle uyumlu olması konusunda hassasiyet gösteriyor.

Taliban ve Selefiyye benzeri anlayışların aksine en önemli Diyobendi hareketleri olarak siyasal zeminde İslam Uleması Cemiyeti ve Cammati İslami, siyaset dışı alanda ise Tebliğ Cemaati şiddeti bir yöntem olarak benimsemiyor.

Pakistan'daki Barelvi örgütlenmelerinden biri olan sünni Tehrik Hareketi'nin geçmişte bir takım şiddet olaylarına karışmış olması, örgütün İçişleri Bakanlığı'nın takip listesine alınmasına neden oldu. Ancak bütün bu unsurların yanı sıra Diyobendiler'in Vehhabi akımlar için potansiyel genişleme alanı oluşturdukları ve Diyobendi geleneğine mensup kişilerin Taliban ve benzeri örgütlere katılma ihtimali de yüksek olarak görülüyor. Barelviler ve Diyobendiler arasındaki nüfus oranı kesin olarak bilinmiyor fakat tahminler Pakistan'daki sünni nüfusun en az % 70'inin Barelvi geleneğe mensup olduğu yönünde.

İRAN'DAN SONRA EN ÇOK Şİİ PAKİSTAN'DA

Şiiliğin Pakistan'da yayılmaya başlamasıyla ilgili olarak birçok farklı görüş bulunuyor. Ancak kabul gören bilgiye göre Şiilik Pakistan'a 7. yüzyılda geldi. Bugün nüfusunun yüzde 95’den fazlası Müslüman olan Pakistan'da ciddi bir Şii nüfusu var. İran'ın ardından ençok Şii nüfusa sahip ülke Pakistan.

180 milyonluk nüfusa sahip Pakistan'da Şiiler'in nüfusunun 27 milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. Uzun yıllar bölgenin Sünni devletler tarafından yönetilmesi nedeniyle Şiiler'in Pakistan topraklarında kurduğu bir devlet bulunmuyor. Şiiliğin kollara ayrılması Pakistan'daki Şiileri de etkiledi. Ülkedeki Şiiler 4 kola ayrılıyor.

Bunlardan birincisi ve en önemlisi 12 imam Şia'sı veya bilinen adı ile Caferilik. Pakistan'daki Şii nüfusun büyük bir bölümü Caferi mezhebine mensup. Ülkedeki diğer güçlü Şii grubu ise İsmaililer. Ancak Caferiler, İsmaililer'in Şiiliğin kollarından olmadığını savunuyor. Bu nedenle bu iki grup arasında Pakistan'da ciddi bir çekişme var. Ülkede başlayan Vehhabi ve Selefi akımları nedeniyle Pakıstanlı Şiiler terör saldırılarına maruz kalıyor. Özellıkle 2010 yılından itibaren Şiiler'e yönelik ciddi terör saldırıları gerçekleştirildi. Bu yüzden yüzlerce Şii, terör saldırılarında hayatını kaybetti. 2015 yılında da bu terör saldırıları devam etti.

Özellıkle Ocak ve Şubat aylarında Şiilere ait camilere yapılan bombalı intihar saldırılarında yüzün üzerinde Pakistanlı Şii hayatını kaybetti, yüzlerce Şii ise yaralandı.

PAKİSTAN'DAKİ BARELVİLER

Pakistan’da en yaygın dini hareket “Barelvîler” olarak bilinen “Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat Medresesi”ydi. Barelvilik, Ahmed Rıza Han Barelvi tarafından 20. yüzyıl başlarında Kuzey Hindistan'da kurulan bu medresenin savunduğu görüşlere dayanıyor. Hint alt kıtasında “Barelvî Hareketi"nin kurucusu olan Ahmed Rıza Han Barelvi 1856’da Uttar Pradeş eyaletine bağlı “Ray Bireli” kasabasında doğdu.

Köklü ve varlıklı bir aileye mensup olan Barelvî küçük yaşlarda dini eğitim aldı. 1876'da fetva vermeye başlayan Rıza Han önceleri babasının medresesinde ve ardından kendi medresesinde çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Barelvî kuruluş çalışmalarında yer aldığı “Nedvetü'l-Ulema” hareketinden 1897’de olaylı bir şekilde ayrıldı.

Barelvi 1904 yılında “Medrese-i Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat” olarak da bilinen “Darül Ulûm-i Manzarü’l-İslam”ı kurdu. Diyobendî okulunun kurucularını tekfir etmesiyle dikkat çeken Barelvi’nin eleştirilerden İngilizler tarafından şehit edilen Seyyid Ahmed ve Şah Muhammed İsmail Dehlevi gibi alimler de nasibini aldı. Bu tutumu yüzünden Barelvi İngilizler'in hesabına çalışmakla itham edildi.

Barelvî’nin 1910 yılında, İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan’ın “Darü'l-İslam” olduğunu savunan bir fetva vermesiyle bu tür ithamlar yaygınlık kazandı. Barelvi ile Hindistan uleması arasındaki bir diğer anlaşmazlık konusu ise Osmanlı hilafetiydi. Barelvi’nin hilafetin Kureyş kabilesine ait olduğu gerekçesiyle Osmanlı Devleti'ne destek verilmemesini istemesi büyük bir tepkiyle karşılandı.

Barelvi Hint hilafet Hareketi'ne katılmadığı gibi İngilizlerle ilişkinin kesilmesini savunan çevreleri de eleştirdi. 28 Ekim 1921’de vefat eden Barelvi’nin ölüm günü “Yevm-i Rıza” adıyla Hindistan ve Pakistan’da kitlesel törenler eşliğinde anılıyor. Barelviler tasavvufi konulara getirdiği aşırı yorumlar ve Hazreti Peygamber'e yüklediği ilahî vasıflar diğer Sünni çevrelerce makbul sayılmıyor.

Barelvilerin hadis konusunda ihtiyatsız davranmaları ve itikadi konularda zayıf olduğu iddia edilen hadislere başvurmaları bir diğer eleştiri konusuydu. Kabirlerin inşa ve ihyasıyla, kabir ziyaretlerine büyük önem veren cemaat mensupları Ahmed Rıza Han'ın vasiyetindeki dini görüşlere yapışmanın her farzdan daha evla olduğunu savunuyorlar.

Pakistan'da özellikle kırsal kesimde etkin olan Barelvi’ler binden fazla medreseyi ellerinde tutuyorlar ve çok sayıda camiyi kontrol ediyorlar. Pakistan’daki Sünni Müslüman nüfusunun büyük kısmının Barelvî çizgide olduğu biliniyor. 1948'de kurulan “Cem'iyyet-i Ulema-i Pakistan”, ile Tahirü'l-Kadiri'nin kurduğu “Tarik-i Minhacü'l-Kur'an” da cemaatin siyasi oluşumları arasında yer alıyor.

Barelvîlik halk tabanında yaygın bir hareket olmasına rağmen, diğer cemaat partileri gibi seçimlerde ciddi bir başarı gösteremiyor. “Pakistan Uleması Cemiyeti" Hacı Fazıl Kerim ile Ahmed Şah Nurani grupları arasında iki büyük parçaya bölündü. Sıradan Barelvîler seçimlerde daha çok ana akım partilere oy veriyorlar. 1990’lardan bu yana seçimlere katılmayan Pakistan Uleması Cemiyeti'nin önde gelen pek çok ismi diğer partilerde siyaset yapıyor.

Barelvilere ait türbeler ve mescitler son yıllarda Taliban benzeri yapılar tarafından bombalı saldırıların hedefinde. 2009 yılında, Ehl-i Sünnet Cemaati ile Davet-i İslam başta olmak üzere Barelvi kuruluşları “Sünni İttihat Konseyi” bünyesinde bir araya geldiler. Konseyin liderliği Hacı Fazıl Kerim tarafından yürütülüyor.

Devamı >>>



Anahtar Kelimeler: PAKİSTAN MÜSLÜMANLARININ TARİHİ