Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Ortadoğu notları (29): Ermeni 'Soykırımı' (2)

Altan Tan Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Twitter

Kürt-Ermeni ilişkilerini sadece 1915 yılındaki olaylarla değerlendirmek çok ucuzcu, basit ve yanlış bir yaklaşımdır.

Bu yanlış yaklaşım Kürtleri, Türklerin ve Kürt-Türk mollaların kışkırtmaları ile Ermenilerin mallarına, mülklerine, kadınlarına ve kızlarına göz koymuş cahil katiller olarak görür ve Kürtlerin Müslüman oldukları 639 yılından 1915’e kadar geçen 1276 yıl süreyle birlikte yaşamış oldukları Ermenileri yok etmek için neden 1276 yıl beklediklerinin cevabını vermez.

Her zaman olduğu gibi sonda söyleyeceğimizi başta söyleyecek olursak; 

Cahilliklerinden dolayı bazı Kürtlerin, İttihatçıların tahriki ile katliamlar yaptığı, yine zalim, alçak ve namussuz birçok Kürt'ün ise Ermenilerin malına mülküne, kadınına kızına göz koyduğu doğrudur.

Ancak olayların esas sebebi ve meydana gelişi salt bir kadın kız meselesi değildir ve gerçekleri, esas nedenleri gizleyerek olayları çarpıtanlar da en az bu katiller kadar sorumlu ve alçaktır.

Olayların tarihsel olarak başlıca iki nedeni vardır:

  1. Osmanlı yönetiminin sadece Ermenilerle ilgili değil, ekonomik siyasal ve kültürel tüm sorunların yanı sıra, Alevi, Türkmen, Kürt, Arap, Bulgar, Süryanlerle... ilgili meselelerdeki yetersiz ve basiretsiz yönetimi.

    Sorunları çözmek yerine, günlük politikalarla ileriye ötelemesi ve çoğu kez şiddete başvurması

     
  2. Rusya’nın 1800’lü yıllardan itibaren Akdeniz’e inme siyaseti çerçevesinde Kafkaslardan başlayarak en son 1915’te Bitlis’e kadar Müslüman topraklarını işgal etmesi ve Müslüman Çeçen, Çerkes, Abaza, Kürt, Gürcü ve Türkleri öldürerek göçe mecbur etmesi.

Bu dönemde Ermeni Komitacılarının işledikleri cinayetleri bizzat ünlü Ermeni komitacı Atranik Paşa kendi anılarında anlatmaktadır.

Bu süreç zarfında öldürülen Müslüman nüfusun sayısı bir milyondan fazladır ve büyük bir bölümü Kürt’tür.

Bu nedenledir ki İslami hassasiyetleri olmayan ünlü şair Cegerxwin, Baytar Nuri Dersimi, Ekrem ve Kadri Cemilpaşa, Celadet Bedirxan gibi ilk dönem laik, seküler ulusalcı Kürt aydınları da Ruslarla iş birliği yapan Ermenileri suçlamaktadır.

Dindarı, seküleri, laiki ile tüm Kürtlerin gözünde Taşnak ve Hınçaklar, bağımsız bir Ermenistan’da Kürtleri kendi toprakları üzerinde azınlık ve köle haline getirecek örgütlerdir.

Bu durumu en güzel bir şekilde anlatan 1915’ten en az 20 yıl evvel yazılmış Kerkük Köysancaklı Hacı Kadiri Koyi’nin (1816-1897) dizeleridir;

Xaki Cizir u Batan, yani welati Kurdan 
Sed hayf u sed mıxabın deyken be Ermenistan 
Hiç xiretek nemawa sed car qasem bı Qur’an 
Peydabe Ermenistan, namane yek le Kurdan

(Cizre ve Botan toprağını, yani Kürtlerin vatanını 
Yüz kez yazıklar ve yüz kez hayıflar olsun ki yapacaklar Ermenistan. 
Kur’an’a yüz kez yemin olsun ki hiç gayret kalmadı (Kürtlerde)
Kürtlerden tek kişi bile kalmaz hele bir kurulsun Ermenistan.)

Koyi, namus sahibi bütün Kürtleri bu durumu engellemek için göreve çağırır.

DAHA FAZLA OKU


Son perde

1913 Nisan ayında Hınçak, Taşnak ve Ramgavar Partilerinin Van şubeleri, sadrazama ortak bir mektup göndererek reformların biran önce yapılmasını talep ettiler. 

İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya) ve İttifak Devletleri (Almanya, Avusturya, İtalya) devletlerinin büyükelçilerinin katılımı ile Osmanlı Devleti arasında 8 Şubat 1914’te Sadrazam Said Halim Paşa’nın Yeniköy’deki yalısında imzalanan anlaşma ile Ermenilerin talepleri doğrultusunda; Sivas Erzurum, Van, Elaziz, Bitlis, Diyarbekir’i içine alacak şekilde Erzurum ve Van merkezli iki özerk vilayet kuruldu. 

Bu vilayetlerin başına genel valiler olarak Hollandalı Westenek ve Norveçli Hoff, 25 Mayıs ve 14 Temmuz 1914 tarihli kararnamelerle tayin edildi. (Kurat, s. 210)

Bu anlaşma ile Ermeniler azınlıkta oldukları geniş bir bölgede egemen hale gelmiş oldular. (Lewy, s. 37-39; Taş, XIX/42 [1998], s. 934). 
 

Ermeni Devrimci Federasyonu üyeleri.jpg

Ermeni Devrimci Federasyonu üyeleri


1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı Ermenileri tam anlamıyla bir yol ayırımına getirdi. Önlerinde iki seçenek bulunuyordu ya Rus, İngiliz ve Fransızlara karşı Osmanlı ile birlikte hareket ederek savaş sonrası yeni bir düzen kurulacak veya işgalcilerle birlikte Osmanlı’ya karşı savaşarak, yine savaş sonrası işgalcilerin himayesi ile bir statü elde edeceklerdi.

Bu konuda kendi aralarında da ciddi tartışmalar yaşandı ve dananın kuyruğu Taşnakların 1914’te Erzurum’da yaptıkları toplantıda koptu.

İttihat ve Terakki, Erzurum’daki kongreye önemli isimlerinden Naci Bey ve Bahattin Şakir’i gözlemci olarak yolladı. 

Ermenilerin halk kesiminin büyük bir çoğunluğu işgalcilerle birlikte olarak büyük bir maceraya girmek yerine bin küsür yıldır birlikte yaşadıkları Müslümanlarla birlikte olmaktan yanaydı.

Ancak Antranik Ozanyan ve milletvekili Karekin Pastırmacıyan öncülüğündeki grup Rusya ile birlikte Osmanlı’ya karşı savaşma kararı alınca Bahattin Şakir, “Ama bu ihanettir” diye bağırdı. 

Kongrede alınan karardan sonra Ermeni Taşnakların, Müslüman Kürt ve Türk köylerine baskınları ve isyan hareketleri arttı.

Çar, Osmanlı’da bulunan (Batı Ermenistan vilayetleri diye adlandırılan) altı vilayetin yanı sıra iki Rus Ermeni iline özerklik sözü verdi

1915’te Van’da büyük bir isyan başlatıldı. Rus Ordusu Van’ı işgal etti ve Ermeni Aram Manukyan Van valisi yapıldı.

Rus Ordusu içinde 4 Ermeni gönüllü Tuğayı oluşturularak Ruslarla birlikte Osmanlı’ya karşı savaşılmaya başlandı. Kısa bir müddet sonra Rus Ordusu Ermeni kuvvetlerinin öncülüğünde Bitlis ve Bingöl’e kadar olan bölgeyi işgal etti, Osmanlı İçişleri Bakanlığı’nın 7 Aralık 1916 tarihli raporuna göre 702 bin Müslüman Kürt ve Türk güney illerine (Diyarbekir, Urfa, Mardin, Elaziz ve Malatya) göç etti.

Said-i Nursi, Abdülmecid Begé Sipki ve Norşinli Şeyh Hazret liderliğindeki Müslüman Kürt milisler Bitlis Van hattında direnmeye başladı.

İttihat ve Terakki Hükümeti 23/24 Nisan 1915 gecesi İstanbul’da yaşamakta olan 250 Ermeni aydın ve ileri gelenini tutuklayarak Ankara Ayaş ve Çankırı’daki toplama merkezine gönderdi.

Tutuklamalar bu tarihten sonra da devam etti. Tutuklananların önemli bir bölümü değişik yollarla öldürüldü. 21 Mayıs 1915’te tutuklanan İstanbul milletvekili Kirkor Zohrab, Erzurum Milletvekili Vartkes Hovhannes Serengülyan’la birlikte Adana, Halep yoluyla Diyarbekir’e sevk edildi, Urfa’da Karaköprü mevkinde Çeteci Ahmet ve arkadaşları Nazım ve Halil tarafından öldürüldüler.

Hükümet, 27 Mayıs 1915’te, Meclis kapalı olduğu için bilahare Meclis tarafından da onaylanması şartıyla ‘Ermenilerin Tehciri Kanununu’ çıkarttı, Sultan Mehmed Reşad da kanunu imzaladı.

Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinde bulunan Ermenilerin, Musul’un güney kısmı ile Deyrezzor ve Urfa sancağına; 
Adana, Halep, Maraş civarında bulunan Ermenilerin ise Halep’in doğu ve güneydoğusuna nakledilmesi kararlaştırıldı. 

Tehcir kararının alınmasında Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın müttefiki olan Alman Devleti’nin de önemli bir rolü olduğu açıktır.

Birçoklarına göre bu fikri İttihatçılara Almanlar vermiş, en azından Almanlar hükümeti engellememiş, Ermenilerin yardım taleplerini duymazlıktan gelmiş ve hiçbir şey yapmamışlardır.

Bu konu ile ilgili olarak birçok araştırma ve yazı vardır.

6 Haziran’da Arapkir, 7 Haziran’da Erzincan ve Ağın,10 Haziran’da Mardin, 14 Haziran’da Erzurum, 22 Haziran’da Kayseri, 26 Haziran’da Harput (Elazığ), Trabzon, Merzifon, Samsun ve 24 Haziran’da ise Şebinkarahisar’daki Ermenilerin tehciri başladı ve asıl felaket de bundan sonra başladı.

Hiçbir hazırlık yapılmadan, gerekli tedbirler alınmadan yüz binlerce kadın, çocuk, yaşlı, hasta Ermeni yollara döküldü.

Yol boyunca devletin göz yumduğu Türk, Kürt ve Çerkeslerden oluşan çeteler büyük katliamlar yaptı ve önemli bir kesim de açlık, susuzluk, perişanlık ve hastalıktan hayatını kaybetti.

Binlerce kadın, kız ve çocuğa el konuldu.

Namuslu ve hamiyetli insanların ellerinden geldiğince mazlum ve masumları koruma çabaları da bu büyük felaketi engelleyemedi.

O günlerden bu günlere yaşanılan ve insanı insanlığından utandıran olaylarla ilgili yüzlerce binlerce kitap yayımlandı, filimler çekildi, belgeseller yapıldı; benim de Erivan’da bizzat ziyaret ettiğime benzer soykırım müzeleri kuruldu.


Bugüne gelirsek;

İnsanlık tarihi maalesef bu gibi binlerce kötü örnekle dolu.

Geçmişi unutarak sünger çekmek ne kadar yanlışsa, geçmişe takılı kalarak yaşamak da o kadar yanlış.

Ciddi bir muhasebe sonrası yapılması gerekenleri yaparak geleceğe yürümek en doğru yol.

Ermenilerin uğradıkları ‘Büyük Felaketi’, ‘Köklerini kazıma’ hareketini hiçbir şekilde mazur ve ‘meşru’ görmek mümkün değil.

“Onlar Doğu’da Ruslarla; Antep, Maraş ve Urfa’da Fransızlarla, Urmiye ve Rewanduz’da İngilizlerle bir olup bizleri vurdular; biz de savaştan sonra onları vurduk, cezalandırdık” demek yapılan bütün alçaklıkları, cinayet ve katliamları meşru görmek demektir.

Tehcir edilen Ermenilerin sayısı veya öldürülenlerin sayısı ile ilgili spekülasyonlar da tamamen yanlıştır.

Tehcir edilenlerin yüz bin veya bir milyon olması da olayın özünü örtbas etmez/edemez.

Nitekim her türlü belgeyi çarpıtarak resmi ideolojinin ayıplarını örtmeye çalışan Yusuf Halaçoğlu bile tehcir edilenlerin 413 bin kişi olduğunu söylüyor.

Aynı Halaçoğlu TBMM’de benim de bulunduğum bir toplantıda Türkler tarafından öldürülen Ermenilerin sayısını bin beş yüze kadar indirdi ve geri kalan katliamların tamamını Kürtlere yükledi!

Rakamlarla oynamak siyaset cambazlarının, demogogların en iyi bildikleri iştir.

Açık ve net olan bir durum şudur ki;

1914 yılında 1 milyon 300 bin olan Ermeni nüfusu, 1927 nüfus sayımında 64 bin 745 kişi olarak belirtilmiştir. (Kaynak: İstatistik Umum Müdürlüğü ve Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayım sonuçları.)

En az üç bin yıldır bu topraklarda yaşayan Ermeni nüfusu, kendi topraklarından soyları ‘kırılarak’ ‘temizlenmiş’tir.

Bu temizleme harekatında ne kadarı öldürülmüş, ne kadarı mecburen ülkeyi terk etmek zorunda kalmış ikincil bir konudur.

Sonuç budur ve gerisi teferruattır! 

'Bunu İttihatçılar yaptı' diyerek de konunun örtbas edilmesi mümkün değildir. Tüm bu yaraları sarabilecek ve olabildiği kadarıyla Ermenileri tekrar eski yaşamlarına döndürebilecek Cumhuriyet hükümetleri de bunu yapmamışlardır.

Türkiye nüfusu 1927’den bugüne yaklaşık 6 misli artmasına rağmen, 1927’de 64 bin 745 olan ve aynı nüfus artışı ile 400 bin civarında olması gereken Ermeni nüfusu bu gün 40 bine inmiş bulunmaktadır.

Ancak çok önemli bir nokta da şu ki;

Ermenilerin yaşadıkları büyük felaketin en büyük sorumluları İttihatçılarla birlikte başını Taşnak ve Hınçakların çektiği Ermeni partileri ve siyasetçileridir.

Ermenilerin Osmanlı nüfusu içinde en fazla yüzde 8 olduklarını, bu nüfusunda Erzurum’dan İstanbul’a, Van’dan İzmir ve Adana’ya kadar dağınık olduğunu, Ermenistan kurmak istedikleri 6 vilayetin en az yüzde 80’inin; çoğunluğu Kürt olmak üzere Müslümanlardan oluştuğunu söylemiştim.

Taşnaklar, Rus, Fransız ve İngilizlerin desteği ile bir Ermenistan kurabilmiş olsaydılar bile yüzlerce yıl Kürtlerle savaşmak zorunda kalacaklardı.

Taşnak ve Hınçaklar kendi halklarını hayali, imkansız ve etnik-dini arındırmaya dayalı, kökten yanlış bir siyasi proje ile felakete sürüklemiş; mezbahanın kapısı önüne kadar götürdükten sonra da kaçmışlardır. 

Aynı durum Sovyetler Birliği’nde de yaşanmış, 28 Mayıs 1918’de Taşnaklar tarafından Erivan’da kurulan Demokratik Ermenistan Cumhuriyeti de, Kasım 1920’de Komünist Kızıl Ordu tarafından yıkılınca Taşnaklar, Ermeni halkını Rus egemenliği altında bırakarak kaçmışlardır.

Türkiye’de de, Erivan’da da olan mazlum ve mağdur sivil Ermeni halkına olmuştur. Tarafların yaşadıkları olaylar ne olursa olsun, masum kadın, çocuk ve yaşlılar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz, cezalandırılamaz.

Bugün Ermeni katliamını görmeyen, görmek istemeyen veya kılıf uydurmaya çalışan ulusalcı yaklaşımlar ne kadar sorunlu ve yanlış ise halklarının felaketine ve binlerce masum Müslümanın katline sebep olan Taşnak ve Hınçak katillerini görmemek, onlara lanet okumamak da o derece sorunlu ve yanlış bir yaklaşımdır.

Allah dini, dili, mezhebi ne olursa olsun bütün mazlum ve mağdurlara rahmet eylesin ve;

Allah’ın laneti; İttihatçı, Taşnak, Hınçak, Kürt, Türk, Çerkes, Arap, Ermeni...bütün zalim ve katillerin üzerine olsun.

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.




HABERLER