YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Önce İstiğfar ve Tövbe – (Boşaltmadan, Doldurulmaz!)

Mehmet Gündoğdu'nun "Yeni" Yazısı;

Bir önceki yazımızı okuyanların malumu, ‘Evde Halvet ve Riyazet’in usulünü yazmıştık. 

Şimdi ise bu halvet ve riyazette, ibadetlerimiz ve evrad-ü ezkarımız neler olmalı, onları yazalım dedik, buyurun okuyalım.

Gönüllü veya zorunlu olarak evlerimizdeyiz, maneviyatımız açısından bu günlerin kıymetini bilmeliyiz. Şöyle ki, üç aylardan ikincisi Şaban ayındayız. Ramazan ayının gölgesi üzerimize düştü.

Bu halvet ve riyazette, beş  vakit namazlarımız ve oruç gibi ibadetlerimizin yanında ayrıca Rabbimiz ile başbaşa kalmak (halvet) adına, günlük evrad-ü ezkarımız  olmalıdır.

Her zaman evrad-ü ezkar’a önce istiğfar ve tövbe ile başlanmalıdır. Bu bir manevi temizlik ve boşaltma işlemidir. Çünkü dolmak için boş olmak veya doldurmak için boşaltmak gerekir.

Tanımı

İstiğfar kelimesinin sözlük anlamı: bağışlanmayı dilemektir.

Terim anlamı ise: insanın yaptığı kötülüklerden pişman olup, Allah’tan bağışlamasını dilemesidir. Kulun Allah’tan özür dilemesi ve özrün kabulünü talep etmesidir.

Tövbe ise; kulun bir daha günah işlememek üzere Allah’ a söz vermesidir.

Dolayısı ile istiğfar, geçmişe yönelik; tevbe ise geleceğe yöneliktir.

Tarihçe

İlk istiğfar eden Hz Adem ile Havva’dır. Onlar cennetten çıkarıldılar ve yeryüzüne indirildiler de;

رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

“…Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, mutlakâ ziyân edenlerden oluruz” (el-A’râf, 23) dediler.

Bu duâ, kendilerinden sonra kıyâmete kadar gelecek Adem’in çocuklarına ve Havva’nın kızlarına en güzel bir istiğfâr nümûnesidir.

Musa (a.s) da, birine bir tokat attı ve adam öldü. İşte bunun üzerine;

“Musa: ‘Rabbim! Doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla’ dedi. Allah da onu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir” (Kasas, 28/16).

Hud (a.s) kavmine şu telkinatta bulundu; “Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tevbe edin ki; üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin” (Hud,11/52) diyordu.

Salih (a.s) da Semûd kavmine dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yok. O sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı. Öyle ise ondan bağışlanma dileyin; sonra da ona tevbe edin. Şüphesiz Rabbim (size çok) yakındır ve dualara cevap verendir.” (Hud, 11/62)

Nuh (a.s) da kavmime; “Rabbinizden bağışlama dileyin (istiğfar edin); çünkü o çok bağışlayıcıdır. (İstiğfar edin ki) Üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.” ( Nuh,71/10-11-12)

Kur’an’da İstiğfar

1-İstiğfar Allah’ın emridir.

“Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir”. (Nisa, 4/106)

De ki: “Rabbim! Beni Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!” (Müminûn, 23/118)

“Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O tevbeleri çok kabul edendir.” (Nasr, 110/3).

2-İstiğfar farkındalıktır.

“Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.” (Nisa,4/110).

“Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.

“(Allah’a karşı gelmekten sakınanlar) Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah iyilik edenleri (muhsinleri) sever.

“O (Allah’a karşı gelmekten sakınanlar veya muhsinler ki) bir günah işledikleri yahut nefslerine zulmettikleri zaman Allâh’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allâh’tan başka günahları kim affedebilir? Bir de onlar, bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler. İşte onların mükâfâtı Rableri tarafından bağışlanma ve altından ırmaklar akan, ebedî kalacakları cennetlerdir. Amel-i sâlih işleyenlerin mükâfâtı ne güzeldir!” (Âl-i İmran, 133,134,135-136).

3-İstiğfar, bereketli nimetler, zenginlik ve sağlıklı bir hayata vesiledir.

Hasan-ı Basrî Hazretleri’ne birisi gelip fakirliğinden dert yandı. 

Hazret-i İmam ona:

“Allah’a istiğfar et!” dedi. 

Bir başkası gelip:

“Duâ buyursanız da Allah bana bir oğul verse…” dedi. 

İmam ona da:

“Allah’a istiğfar et!” dedi. 

Başka bir kişi gelerek kuraklıktan, bahçesinin susuzluktan kuruduğundan şikâyet etti. 

Hazret-i İmam ona da:

“Allah’a istiğfar et!” dedi. 

Mecliste hazır bulunanlardan biri dedi ki:

“Ey Üstad! Türlü türlü derdi ve şikâyeti olanların hepsine istiğfarı tavsiye buyurdunuz. Bunun hikmeti nedir?” 

Hazret-i İmam dedi ki:

“Nuh Aleyhisselâm türlü türlü âfet ve sıkıntılara müptelâ olan kavmine bunlardan kurtulmaları için her defasında ‘Rabbinize istiğfar ediniz.’ derdi ve  Nuh suresinin 10, 11 ve 12. Ayetlerini okurdu: 

“Rabbinizden mağfiret dileyin (İstiğfar edin); çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsân etsin, sizin için ırmaklar akıtsın!” (Nûh, 10-12) (İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî, XI, 98; Aynî, Umdetü’l-Kārî, Beyrut ts. XXII, 277-278) 

İstiğfar eden günahlarından arındığı gibi, Yüce Allah onun işlerini yoluna koyar. 

Diğer bir ayet-i kerimede: “Rabbinizden bağışlanma dileyin (istiğfar edin) sonra da O’na tevbe edin ki, sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın (bereketli nimetler ve sağlıklı güzel bir yaşam) ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.” (Hud,11/3)

4-İstiğfar, bela, musibetlere, azaba paratönerdir.

Oysa sen onların içinde iken Allah onlara azap edecek değildi (ve onlar) bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir. (Enfal,8/33)

5-İstiğfarın vakti?

Her zaman her yerde istiğfar edilebilir.

Ancak Kur’an’da özellikle seher vakti istiğfar etmek öne çıkarılmıştır.

“(Müttakiler) Seherlerde bağışlama dilerlerdi” (Zayiat,71/18).

“(Müminler), ‘Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru’ diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir” (Ali İmran, 3/18).

Hadislerde İstiğfar

Rasûlullah –sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Ey insanlar! Allâh’a tevbe edin ve O’na istiğfâr edin! Muhakkak ki ben her gün yüz defa, hattâ yüzden daha fazla, Allâh’a tevbe ediyor ve O’na istiğfâr ediyorum.” (Ahmed, IV, 261; Nesâî, Kübrâ, IX, 168; Krş. Müslim, Zikir, 42).

Yine Allah Rasûlü –sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de şöyle buyurmuşlardır:

“Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu lûtfeder ve ona ummadığı yerden rızık lûtfeder.” (Ebû Dâvûd, Vitir, 26/1518; İbn-i Mâce, Edeb, 57; Ahmed, I, 248; Hâkim, IV, 291/7677).

“Her sabaha çıktığımda mutlakâ Allah Teâlâ’ya yüz defa istiğfâr ederim.” (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VI, 57/29445; Nesâî, Kübrâ, IX, 167).

Bu sebeple seher ve fecir vakti, selef-i sâlihîn arasında, “İstiğfar ve duâ vakti” olarak bilinir ve ona göre îtinâ gösterilir. (Heysemî, VII, 47; Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-Ahvezî, II, 473-474; İbn-i Hacer, Telhîsu’l-Habîr, IV)

İstiğfarın mahiyeti ve hükmü

Yukarıdaki ayet ve hadisler değerlendirildiğinde tövbe ve istiğfar, Allah’ın emri, Peygamberimiz (a.s)’ın sünnetidir.

İnsanın eli yüzü, vücudu, giyisileri yaşadığı mekanın temizliğe ihtiyacı olduğu gibi,

Maneviyatının, ruhunun, kalbinin, vicdanının, gönlünün de manevi temizliğe ihtiyacı vardır.

İnsanların bilerek veya bilmeyerek yaptıkları günahlar, ruhunda, kalbinde, vicdanında  büyük kirlilikler, kesif kara lekeler oluşturduğu gibi, elemlere kederlere de sebebiyet verir.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam şöyle buyuruyorlar:

“Bir kul günah işlediği zaman kalbinde siyah bir leke meydana gelir. Eğer o kul günahı terkedip istiğfar eder, bağışlanmayı dilerse, bu leke kaybolur.

“Şayet tevbe etmez ve günah işlemeye devam ederse, o zaman bu siyah nokta büyüyerek onun bütün kalbini kaplar.

“İşte Allah Taâlâ’nın “Doğrusu şudur ki, yapıp ettikleri kalplerini kaplayıp karartmıştır” (mutaffin 7/17) meâlindeki âyetinde ifade ettiği kararma ve pas tutma budur. (Müslim, “İmân”, 231; Tirmizî, “Tefsîr”, 75).

Bundan dolayı herkesin sık sık delete (sil) tuşuna basma mesabesinde, istiğfar etmeye yani manevi temizliğe ihtiyacı vardır.

Ancak günahlara sadece istiğfar etmek yeterli değildir.

Şöyle ki, kişinin kendisi ile alakalı yapmış olduğu günahlara istiğfarla birlikte tövbe de (bir daha günaha dönmemek üzere Allah’a söz vermek) gereklidir.

“Hâlâ mı Allah’a tevbe etmezler ve ondan bağışlanma istemezler? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” (Maide,5/74).

Allah’a karşı yapılan günahlara, istiğfarla birlikte kaza veya keffaretler gerektiği gibi;

Kullara karşı işlenen günahlara, istiğfarla birlikte hak sahibine hakkını ödemek gerekir.

Peygamberimizin istiğfar duaları

Ebû Hüreyre –radıyallahu anh- da şöyle der:

“Rasûlullah –sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den daha çok, أَسْتَغْفِرُ الله العظيم وَأَتُوبُ إِلَيْهِ  ‘Azim olan Allâh’a istiğfâr eder ve O’na tevbe ederim!’ diyen başka birini görmedim.” (Nesâî, Kübrâ, IX, 171; İbn-i Hibbân, Sahîh, III, 207/928).

Ümmü Seleme’nin naklettiği bir hadiste, Rasulullah (s.a.v), vefat etmeden bir müddet  önce (son aylarında);                                                                                                                                                    

سُبْحَانَكَ  اللَّهُمَّ  وَ بِحَمْدِكَ إِنّي أَسْتَغْفِرُكَ وَ أَتُوبُ إِلَيْكَ    

“Allahım seni hamd ile tesbih eder, sana istiğfar ve tevbe ederim” cümlelerini çokça tekrar etmeye başlamış.

Ümmü Seleme; Rasulullah’a;

  َسُبْحَانَكَ  اللَّهُمَّ  وَ بِحَمْدِكَ إِنّي أَسْتَغْفِرُكَ وَ أَتُوبُ إِلَيْك  

Cümlelerini çokça tekrar etmeye başladın Ya Rasulullah” demiş.

Peygamberimiz (as), Kur’anın en son inen suresi olan, Nasr suresinin üçüncü ayetini okuyarak;  فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إنَّهُ كٰانَ تَوَّا باً“.  “Rabbini hamd ile tesbih et ve istiğfar et.” (Nasr,110/3).

“Rabbim bana  böyle emretti” buyurmuştur. (Mecmeu’z-Zevaid, 9/26).

Vesselam.

Haber Kaynak : Ocak Medya