Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


​On Ülkenin Özrü Doğu Perinçek'in İddia Ettiği Gibi Gerçekten Tuzak Mı?

Türkiye’nin geri adım attığını ima etmek veya dillendirmek ya uluslararası siyaseti iyi okuyamamak ya daCumhurbaşkanımızıtuzağa düşürerek zora sokmayı arzulamaktan başka bir şey değildir.

Milat Gazetesi yazarı Ersan Ergür’ün “konuya dair” analizi…

Sayın Doğu Perinçek on büyükelçinin paylaşımlarında vurguladıkları 41. Madde'nin Sayın Erdoğan’a geri adım attırma tuzağı olduğunu iddia ediyor. Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın elçileri “istenmeyen adam” ilan edilmesi yönündeki kararlığından ödün vermemesi gerektiğini vurguluyor.

Tarihsel süreci değerlendirdiğimizde ülkelerin bu anlamda zaman zaman karşı karşıya geldiğini görüyoruz. Dünyanın artık büyük bir köy hükmünde. Ülkeler arası ekonomik, siyasi ve ticari bağımlılıklar her geçen gün artıyor.

Böylesi bir durumda uluslararası diplomaside ipleri tamamen koparmanın uzun vadeli olmadığını söyleyebiliriz. Sayın Cumhurbaşkanımız on büyükelçinin Türkiye iç siyasetine müdahale olarak değerlendirdiği açıklamaları karşısında Dışişleri Bakanlığımız bu elçiliklerle temasa geçti. Onları şiddetle ikaz etti. Bu elçilikler“istenmeyen adam” ilan edilmeleri durumunda restleşebilirlerdi.

Ancak öyle olmadı. Bu ülkeler Türkiye Cumhurbaşkanının kamuoyuna mal olmuş “istenmeyen adam” ilanı talimatından geri adım atmayacağını anlayınca meseleye duyarsız kalamazlardı. Sürecin“yumuşak güç” geçişi şeklinde nasıl aşabileceğini düşünmeye başladılar.

Bu ülkelerin doğrudan özür dilemeleri dünya siyaseti nezdinde karizmalarına zarar verebilecek bir durum. Burada önemli olan üzüm yemek olmalıdır. Bağcıyı dövmek değil. Doğal olarak ara bir çözümü Türk dışişleri bakanlığı ile formüle etmiş olmalılar.

Böylece diplomatik bir krizin önüne geçmiş oldular. Bu gayet doğal değil mi? Bunun için Türkiye’nin iç siyasetine saygılı olduklarını ve Viyana Sözleşmesi’nin 41. Maddesine bağlı kalacaklarını ifade ederek bir nevi özür dilediler.

Burada şu hususa dikkat çekilebilir; peki bu ülkeler gerçekten özür dilemek istiyorlar mıydı? Bunu tartışabiliriz. Bizde özür dilemek istemeyeceklerini düşünmekteyiz. Çünkü on ülkenin tartmadan, düşünmeden, planlamadan böylesi bir çıkışta bulunmayacaklarının bilincindeyiz.

Ancak onlar Sayın Erdoğan'ın böyle bir çıkış tepkisi göstereceğini hiç hesap edememişlerdi. Onlara göre Türkiye F-16’lardan tutun birçok alanda bu ülkelere bağımlı idi. Fakat hesaba katamadıkları bir husus vardı. O da Türklerin ekmeksiz yaşayabilecekleri ama hürriyetsiz yaşamaya asla tahammül edemeyeceğiydi. Türk tarihini iyi okuyamamaları bu hataya düşmelerine sebep oldu.

Peki gerçekten bu bir tuzak mıydı? Bundan sonra ne olacak?  Diyelim ki tuzaktı sebep sonuç ilişkilerine bakalım. Türkiye’nin bu on ülkenin büyükelçilerini istenmeyen adam ilan ettiklerini düşünelim. Bu durumda mütekabiliyet esası gereği bu on ülkede Türk Büyükelçilerini “istenmeyen adam” ilan edeceklerdi.Sonrasında ekonomik savaş başlayacaktı. Bu ülkeler süratle Türkiye’yi dört bir koldan kıskaca almaya çalışacaklardı.

Elbette Türkiye büyük bir sorun ile karşı karşıya kalacaktı. Bu bir gerçek. Taraflar bu eylemden her anlamda etkileneceklerdir. Her iki taraf bu işten zarar görecekti. Böylesi bir kaosu hiçbir ülke göze alamazdı.

Çünkü kendilerinin bir alternatifi yoktu ama Türkiye’nin vardı. Koca bir Afrika Kıtası ülkeleri, Asya ülkeleri, uzak doğu ülkeleri Türkiye ile ekonomik iş birliğine hazır bir vaziyette beklemekteydiler. Belki önümüzdeki birkaç yıl Türkiye için ciddi bir ekonomik sıkıntı doğuracaktı ama sonrasında batıdan bağımsız kendi kendine yeten ve medeniyet coğrafyası ile ekonomik siyasi ve ticari iş birliğini artırarak geliştiren ve bölge siyasetine yön veren bir güç olacağı aşikardı.

Yani siz zannediyor musunuz ki bu senaryoyu Türkiye’nin tam anlamıyla köşeye sıkışması olarak gören bu on ülke böylesi bir ara çözüme evet demiş olsun. Bunun için çok saf olmak gerek. Bir kaşık suda boğmak istedikleri Türkiye’nin bu girişimi onlar için bir fırsat olacaktı.

Öyle değil işte…

Sopanın iki ucu pis. Bu yüzden ortadan tutmak her iki kesim için hayırlı olandı. Öyle de oldu.

Elbette bu yapılanı sineye çekecek değiller. Türkiye daha yakın geçmişte K.Irak’ta Türk askerinin başına geçirilen çuval hamlesini hazmedebilmiş ve kabullenebilmiş değil. Ancak o günkü şartlar Türkiye’nin susmasını gerektiriyordu. Ama artık o günkü şartlar yok. Türkiye bir kez daha bir çuval olayını kaldıramaz. Kaldıramadı ve gereğini yapmak üzere kararlılığını ortaya koydu.

Onlarda bunun intikamını almak için fırsat kollayacaklar. Bugün ABD Yunanistan’a neden askeri yığınak yapıyor. Hiç düşündünüz mü?

Sualin cevabı çok basit ve açık. Türkiye bölgesinde sözü geçen ve dinlenen bir ülke oluyor. Daha geçen gün Nijerya’da Nijerya Cumhurbaşkanı ile ortak basın açıklamasında Nijerya Halkına ve dünyaya Fransızların sömürgecilik anlayışından bahsetti. Fransa’nın bölgedeki emellerinin gayri meşruluğuna vurgu yaptı.

ABD böylesi bir Türkiye’nin girişimleri sonucu gelecekte Ortadoğu ve Afrika’da tutunamayacağının farkında. Üslerini gelecekte taşımak zorunda olduğunu görüyor. Bu yüzden şimdiden tedbir alıyor. Tatbikat bahanesi ile yığınaklanmasını sürdürüyor. Gelecekte belkide NATO’dan çıkacak bir Türkiye’nin liderliğini çeken bölge ülkelerine karşı bir üs bölgesi kurma telaşında. Rusya’yı, Çin’i ve Türkiye’yi dengeleyeceği ilk mevziinin Yunanistan olduğunun bilincinde.

Ama nafile Türkiye tüm planları boşa çıkaracak. Cumhurbaşkanımızın on büyükelçiye karşı tutumu sonuç verdi. Bu ülkeler özür mahiyetinde yumuşak geçişli bir açıklamayı yaparak Türkiye’yi tamamen karşılarına almak istemediler.

Türkiye’nin geri adım attığını ima etmek veya dillendirmek ya uluslararası siyaseti iyi okuyamamak ya da Cumhurbaşkanımızı tuzağa düşürerek zora sokmayı arzulamaktan başka bir şey değildir.

Unutmayalım dün BM Genel Kurulunda “One Minute” neyse bugün “istenmeyen adam” söylemi odur. Türkiye artık ayağa kalmıştır. Ve hedefini ele geçirinceye kadar oturmayacaktır.

Burada en büyük iş Türk halkına düşüyor. Ekonomik sıkıntıyı, doların yükselmesini, enflasyonu dert etmeyecekler. Ve “Millî Mücadelemizde” olduğu gibi seferberlik ilan edecekler. Çünkü aydınlığın en yakın olduğu an karanlığın en yoğun olduğu zamandır.

Türkiye bölgesel güç olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Elbette hiçbir şey bedelsiz elde edilemez.

 

Kaynak: Milat Gazetesi