Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Olmadı...

Yazar-Şair Nuri Yıldız'ın depremin 88.gününe kadar bir sürece yönelik duygularını şairane bir uslüple anlatıyor...

Olmadı...

Olmadı...

88 rakamını duyduğum zaman dudaklarımın bir kenarından hafif bir tebessüm belirirdi.

Yıllar önce idarecilik yaptığım okulda beden eğitimi öğretmeni olan arkadaşımın e-okul sistemine girdiği notlar ilgimi çekmişti. İstisnasız notların hepsi 88...

Öğretmen arkadaşımla bir araya geldiğimde;

"Sayın hocam öğrencilerininizin hepsi karnelerinde 88 notunu görecekler.
Bu notu hangi kritere dayanarak verdiniz. 
Eğer diyorsanız ki barfiks çektirdim, şınav çektirdim. Voleybolda manşetine, servisine, smacına baktım.
Basketbolda ribaut hareketine top sürme pas verme üçlük sayı atışı, 100 metrelik koşuyu 15 saniyenin altında koşmak ya da çok iyi yakar topu oynamak gibi hareketlerin her birinin ortalama bir değeri vardı. 
Ben de bunları baz alarak ders notlarına 88 verdim" diyebilirsiniz ama bunu birileri itiraz ederek, "bütün öğrencilerin performansı aynı mıydı?" Sorusunu yöneltirse ne cevap vereceksiniz.
Haddim olmadan ben de soruyorum, amacım işinize karışmak değil neden 88..."

Aldığım cevap benim kaygılarımdan çok daha uzaktı.

"Bilgisayar klavyesinde 88 notunu vermek en kolayıydı...."

Yıllar var ki unutamadım bu cevabı.

Asrın felaketi olan depremin 88 günündeydik.

Ülkem insanının ömründe görmediği peş peşe 7'nin üzerinde iki büyük deprem, 5'in üzerinde yüzlerce artçıya şahit olduk.

Şehrimizde ve bölgemizde on binlerce ev yıkıldı henüz resmi olarak sonuçlanmayan 50 binin üzerinde canımız toprağa düştü.

Binlercesi kefensiz gömüldü.

Binlercesinin beden bütünlüğü bozuldu.

Birçoğunun uzuvları kayboldu.

Yaralılarımızın haddi hesabı yok.

Yüzlerce belki binlercesinin cesedine çok uzun bir aradan sonra ulaşıldı.

Şehrimizde yıkılan Hamidiye sitelerinde eski milletvekili değerli arkadaşım Sıtkı Güvenç in cenazesine 5. günün sonunda ulaşıldı.

Depremin 38. günü şöyle bir paylaşım yapmıştım;

"yüzümde tebessüm arama dostum,
toprağa can düştü binlerce,
bütün çiçeklerimiz kızıla çalacak hüzün ve kan kokacak bir zaman...

85. gün şehrimizi ziyarete gelen sivil toplum kuruluşlarından bir hanımefendi şehir merkezinde birkaç saat zaman geçirdikten sonra aynen şunu ifade etmişti;

"bu şehir kan kokuyor..."

Bu bölgede henüz kaybettiklerimizin kanı kurumadı.

Kaybettiğimiz insanların bir kısmına, kan alınarak DNA sonuçları ile ulaşmaya çalışıyoruz.

Daha yüzlercesi bulunamadı.

Kefenli ya da sadece ceset torbalarıyla toprağın altına koymak zorunda kaldığımız eşimiz, dostumuz ve akrabamızın toprağı kurumadı henüz.

Tek kişinin ölümüne bile yetiremediğimiz gözyaşlarımız, şimdi ırmak olup akıyor.

Yüreğimizin yangını sönecek gibi değil.

Deprem felaketinin 40 günüydü.

Delikanlının birini kenar semtte, mahalle berberinde tıraş olmuş yüzünün maskesi kurutmak için güneşlenirken görmüştüm.

Hayli garibime gitmişti önce.

Sonrasında şehrimin insanının normalleşmeye başladığını düşünmüş ve mutlu olmuştum.

Evet, mutlaka bu şehir normalleşmeliydi.

Dünya sağlık örgütü tarafından 3. seviyede acil yardım duyurusu yapılmıştı. Yıllardan bu yana yapılan en büyük imdat çağrısıydı bu.

Bu çağrı dünyanın her bir tarafından karşılık buldu.

Birçok ülke lojistik destek bir çoğu da arama kurtarma ekiplerini gönderdiler.

Ülkemiz insanı da seferber oldu her bölgeden her iklimden her şehirden her ilçeden her köyden.

Ve sayısı belirsiz bir kısmının da ismini ilk defa duyduğum sivil toplum örgütlerinden.

Depremin 2. günü akşama doğru baslayan minibüs, otomobil, kamyon, kamyonet ve tırlarla Lojistik merkezlerimize ve şehirlerde, köylerde, toplu yaşam alanlarına dağ gibi yığılan ihtiyaç malzemesi eşyaların içinde öyle mektuplara şahit olduk. Gözlerimiz yeniden yaşardı.

Öyle kolilere şahit olduk yeniden duygulandık.

Küçük bir kız çocuğunun gönderdiği bir bebek depremzede bir kız çocuğuna verildiğinde o oyuncağı alan küçük çocuğun gözlerindeki mutluluğa şahit olduk.

Bazen koliler içinden çıkan bir notu okurken hakim olamadığımız duygularımıza şahit olduk.

Kendi evi için hazırlanmış her biri farklı boyutta ve farklı sebzeden meyveden yapılmış konserveler, reçeller, turşular...

Yeni doğan  çocuğuna hazırlanmış bebek zıbınları, diğer çocuklarına ait pantolonlar, gömlekler, kazaklar, ceketler, montlar, battaniyeler, küçük yorganlar küçük yastıklar...

Öyle ki, markalarının bir kısmını ilk defa duyduğumuz lüks giyecekler...

Neler var neler...

Saymakla bitiremeyeceğimiz binlerce çeşit malzeme...

Ya yaşadığımız bölgenin diğer yakası...

Bir yakası gerçekten ihtiyaç sahibi diğer bir yakası sadece hiçbir olumsuzluk yaşamamışken şehirden çıkma isteği...

Yakışmadı.
Yakışmadı.

Bir yakası enkazın altında kalmış bir canlıyı yaralıyı ya da eks olmuş bedeni çıkarmak için vermiş olduğu mücadelesi, diğer bir yakası başka şehirlerde daha lüks ve konforlu bir ortamda kalmak için vermiş olduğu gayreti...

Yakışmadı.
Yakışmadı.

Bir yakası şubat soğuğunda hasarlı evine giremediği için ailesini biraz olsun yağmurdan kardan koruyabilmek için bulmaya çalıştığı çadır, soba ve odun mücadelesi, diğer yakasında misafir olarak kabul edildiği otelde deniz gören oda bulma gayreti...

Yakışmadı.
Yakışmadı.

Bunların yanında;

Bir koli yiyecek malzemesi, insanların 20 günlük ihtiyacını karşılayabilecek durumdayken çadırlarına ve yıkılmayan evlerine onlarca gıda paketi istifleyenler,

Yakışmadı.
Yakışmadı.

Bir mont ya da bir botla en az 3 yılını geçiren insanların sayısı belirsiz bot ve mont istiflemeleri,

Yakışmadı.
Yakışmadı.

Şehirde neredeyse her bölgede yardım kolileri dağıtan sivil toplum örgütlerinden aldığı gıda paketleriyle küçük bir köy bakkalı açabilecek kadar malzeme biriktirenler,

Yakışmadı.
Yakışmadı.

Yaşadığı bölgede kendisiyle beraber hiçbir komşusunun evi yıkılmamasına rağmen yardım dağıtım merkezlerini gezerek çeşit çeşit battaniye, yorgan, yatak örtüsü toplayanlar,

Yakışmadı.
Yakışmadı.

Yaşadığı köyde tek bir ev yıkılmamasına rağmen komşuları ile yarışarak daha fazla giyim malzemesi ve gıda paketleri biriktirenler,

Yakışmadı.
Yakışmadı.

Dışarıdan gelen yardımseverlerin dağıtımını yaptığı paralardan daha fazla biriktirmek adına çadırlarını karargah gibi kullanıp terk etmeyerek hasarsız evlerine gitmeyenler,

Yakışmadı.
Yakışmadı.

88. günün akşamında, gecenin bir yarısında bir avuç olsanız da konvoy oluşturup naralar atarak halaylar çekip havaya kurşun sıkmalar...

Yakışmadı.
Yakışmadı.

Bütün bunların yanında gönderdiği yardımlardan dolayı almış olduğu cesaretle deprem bölgesinin siyasi tercihini sorgulamak mı, işte bu hiç mi hiç olmadı.

Oysa ki 
ülkemizin doğusuyla Batısıyla, 
Kuzeyiyle Güneyiyle ne kadar güzel bir yardım mekanizması kurmuştuk. 
Bir dostluk köprüsü kurmuştuk.
Bir kardeşlik köprüsü oluşturmuştuk...

Yakışmadı. yakışmadı.

Ve son söz:

İçinde yaşadığımız toplum felaketlerde birleşip siyasette ayrışıyorsa, az gelişmiş bir toplum fotoğrafı vermiş oluruz.

O kadar...



Anahtar Kelimeler: Olmadı...

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


YAZARLAR

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

HABERLER