Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Nevzat Çiçek: Sezai Karakoç’un yayımlanmayan röportajı 10 yıl sonra Independent Türkçe’de

Nevzat Çiçek, indyturk.com’da “Sezai Karakoç’un yayımlanmayan röportajı 10 yıl sonra Independent Türkçe’de” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Sezai Karakoç’u ilk Cağaloğlu’nda Üretmen Han’da tanıdım. Gittiğimde sevenlerinin ülkenin farklı coğrafyalarından gönderdikleri hediyeler gözüme çarpmıştı, yoğurt bu hediyelerden aklımda çıkmayanıydı.

Öğrenci arkadaşlarla gittiğimizde önce çok konuşmadı sonra bizi tanımaya başlayınca biraz nasihat etti ama soru sormadık, fotoğraf çekmeme konusunda uyarıldığımız için fotoğraf çektiremedik.

Daha sonra Diriliş seti kitaplığını okumaya başladım. Diriliş Partisi’nde konuşmalarını takip ettim. Zaman zaman sevenlerinin onu götürdüğü lokantada cam kenarında izledim onu, zaman zaman Fındıkzade’de ağır ağır eve yürümesini takip ettim.

Fındıkzade’de Timetürk internet sitesini yönetirken camdan bir baktım bizim sokağa ama kapıya doğru geliyor. Koşarcasına aşağı indim. Kendimi tanıttım. Üretmen Han’dan çıkacaklarını ve yeni bir büro aradıklarını, bu nedenle bizim yan tarafa bakmaya geldiğini ifade etti. Çok sevindim. Diriliş Partisi’nden sonra Diriliş Yayınları da bize komşu olacaktı. Bunlardan daha önemli merkezinde yer alan Üstat bize komşu olacaktı. 

Ne zaman görsem elinde ya bir poşet ya da çantası vardı. Ağır ağır eve gidişini sürekli görürdüm. Derviş gibi adamdı, kimseye eyvallahı olmayan, kendinden emin adımlarla gittiği yolu gidiyordu.

Sezai Karakoç’un komşusu olmak onun zekatını almak demekti. Ziyaretine gelenlerin bir kısmı bize de uğrardı. Hoşbeş eder Üstat’ı anardık.

Yine bir ziyaret günü Anadolu Ajansı’ndan arkadaşlar gelmişler ve Sezai Karakoç’u bir röportaja ikna etmişlerdi. Üstat kolay kolay röportaj vermezdi, sadece röportaj vermekle kalmamış aynı zamanda fotoğraf çekimine de izin vermişti. O röportajı Üstad’ın da yakın çevresinden ve ajanstan aylar sonra  almış ve okumuş ve saklamıştım.

O röportajı yayımlanmadı. Büyük bir ihtimal Suriye meselesi başta olmak üzere söylemleri farklı olduğu için Üstat’ın zarar görmesinden korkuldu. Oysa Karakoç, Yüce Diriliş Partisi’nde zaten aynı görüşleri tekrarlıyordu.

Ben de Sezai Karakoç’a vefa olması ve fikirlerinin olduğu gibi aktarılmasını önemli olduğunu düşünerek röportajı ham haliyle yayımlıyorum.

Sadece okumayı kolaylaştırması amacıyla ara başlıkları Üstad’ın kendi cümlelerinden öne çıkardım. Öne çıkan görüşler ise bizatihi Anadolu Ajansı’nın öne çıkardıkları

Bu röportaj vesilesiyle bir kez daha Allah rahmet eylesin. Cemal Süreyya’nın dediği gibi, “Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir Nietzsche de bilir, Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nazım da okur. Sıkışmış, sıkıştırılmış deha. Alçakgönüllü katı yüksek uçuyor. Şemsiyesi yok” olan toz gibi alçak gönüllüydü. Kimseye eyvallahı olmayan, gücün karşısında eğilmeyen bu toprakların mayasıyla mayalanmış adam gibi adamdı.

Röportaj’da Şair Sezai Karakoç’un öne çıkan görüşleri:

-“Allah bize en büyük lütuf olarak Müslümanlığı verdi”
-“İnsan haklarını ve kadın haklarını birbirinize karşı olan görevleri biz İslam’dan öğrendik.
-“ Doğu ve Batı kapışması olursa, bütün İslam alemi ayaklar altında kalıp bunun altında ezilecektir”           
– “Batı bizzat kendisi içinde bulunduğu düzenden, medeniyetin aşırılıklarından veya bir türlü içlerinden atamadıkları cehaletten müstariptir”
– “İslam aleminin uyanması için, bütün gerçek ve samimi aydınların birleşmesi ve bunun için geceyi gündüze katması lazımdır”  
– “Tanzimat’la gelen, gidip de Avrupa’ya görev yapıp gelen paşalar, bir Batı romantizmi içine düştüler”  
– “Müslümanların son büyük devletini, göz göre göre yok ettiler”    
– “İslam milletinin kendi aklına dönmesi, kendi tecrübelerine güvenmesi, kendi öz güvenini bulması lazım”
– “Silah bir çözüm değildir. Ancak akıllı olmayanların başvuracağı bir şeydir”  
“Afganistan’ın başına gelenlerden tüm Müslümanlar sorumludur. Afganistan’dan sonra Irak’ın da başına geldi. Şimdi Suriye’nin başında böyle bir rüzgar esiyor”      
-“Suriye’de de bunu yaptırıyorlar. Bizim Güneydoğu’da da yaptırılan budur. Türk, Kürt birbirini kırsın”
-“Akıllı insan daima akla, delile, kanıta ve barışa yöneliktir”
– “İslam’ın bir anlamı barıştır”  
– “Asla ve kata akıllı bir Müslüman zorbalığa, teröre, şiddete başvurmaz”
-“Biz Osmanlılar’ın torunlarıyız. Onlarla övünüyoruz, onlar bizim ecdadımızdır. Bize şerefli bir geçmiş bırakmışlardır. Ancak şu an o güçten çok uzağız”
– “Hepimizin bir İslam milleti politikası olması lazım. İslam milletine geri dönme ondan kopmuş bir parçadır”
-“Bir hadise varsa, bunun tek bir yönü yoktur. “Arap Baharı” ismini takan Batılılardır. Bu bahar da yanlış tercüme edildi. Asıl olan Arap dirilişidir”.  
– “İslam medeniyetinin dirilişi, davası var ortada. Bu diriliş gerçekleşirse, Arap da Türk de dirilmiş olur. Bütün Müslümanlar dirilmiş olur”
-“Anayasa yapıyoruz, 10-20 sene sonra anayasadan yaka silkiyor ve canımız yanıyor”
-“AA’yı 11 dilde yayın yapılması projesinden dolayı destekliyorum”

 Yazar-şair, İslamcı düşünür Sezai Karakoç’un İslam alemine birleşme yönünde mesajlar vererek, İslam’ın tüm Müslümanlara verilmiş bir lütuf olduğu ve Kuran’ı Kerim’i insan haklarından kadın haklarına kadar her konuda temel alarak “ortak akıl”la hareket etmeleri gerektiğini söyledi.

Bizim için insan hakları kaynağı, doğrudan doğruya Kur’an’dandır

“İslam milletine selam gönderiyorum. Siz de vasıta olun ulaştırabildiklerinize ulaştırın. Allah bize  en büyük lütuf olarak Müslümanlığı verdi. Bu dünya hayatı geçicidir. Ancak  bize verilen bu nimet ebedidir. Müslüman olmak bizim en değerli vazgeçilmez yanımız ve varlığımızdır. İnsanlığımızı biz yine İslam’dan öğrendik, öğrenmeye devam edeceğiz. İnsan haklarını ve kadın haklarını, birbirinize karşı olan görevleri biz İslam’dan öğrendik ve İslam’dan öğrenmeye devam edeceğiz.  Bunu birtakım bizim dışımızdakilerin  bildirimlerinden öğrenmeye ihtiyacımız yoktur. İnsan hakları bildirisi denilen şey, Batılıların ve Batı insanının haklarıdır ve ötesi yoktur. Yani Batıların insan hakları hak da; daha daha ötesi Batılılar da üstün olanların haklarıdır. Batıda dahil tüm insanların hakkı değildir. Onun için bize insan hakları dersi vermek isteyenler önce o dersi kendileri almalılar. Bizim için insan hakları kaynağı, doğrudan doğruya Kuran’dandır. Kuran’ı yorumlayan büyüklerimiz ve bilginlerimizdir, tecrübe ve deneyimdir. Biz bunları 1400 yıldır öğrendik, kimseden öğrenmeye Batı’dan öğrenmeye muhtaç değiliz.”

 

aa3.jpg

Fotoğraf: AA

“İnsanlığın içine düştüğü sıkıntının baş sebebi, Batı’nın bu kendi kendine yetersizliği ve tatminsizliğidir”

Yani bir taraftan Amerika Batı’dan gelerek İslam ülkelerini bir nevi ele geçirme, onu hakimiyeti altına almaya çalışırken öbür taraftan da Çin, Doğu’dan aynı yola doğru gidecektir

“En büyük yanlışlık, Osmanlı devleti düşmanları tarafından sıkıştırılıp, askeri birtakım yenilgileri alınca, devlet adamı durumunda olanların bundan kurtulmak için Batı’da çare aramalarıdır. Bundan doğan Tanzimat ondan doğan İttihatçıların meşrutiyeti ve daha sonra onların uzantısı, yani İttihatçıların takımının bize getirdiği sözde Cumhuriyet çare değildir ve olamamıştır.  Bugün işte  60 yıldır tecrübe yapmak istediğimiz ve yine Batı’dan aldığımız  demokrasi rejiminin bir türü, bizi darbeden darbeye, sarsıntıdan sarsıntıya, iç karışıklığa, teröre ve anarşiye mahkum etmiştir. Onun için, bu yalnız Türkiye için söz konusu değil, bu İslam aleminin her bir ülkesi için aynen vaki olan bir durumdur. Bu 100 ve 200 yıldır İslam  aleminin içine girdiği kriz ve daha sonra da en büyük İslam aleminin Osmanlı devletinin yıkılışının bir sonucudur. Hiçbir ülkede olup biten hadise, tek başına kendisiyle izah edilemez. Bunun temelinde bu yıkılış vardır. 1918 yılında resmen artık yıkılmış olan Osmanlı devletinin arkada bıraktığı bir nevi boşluk ve o boşluktan doğan bir sonuçtur. Tabiat boşluk kabul etmez diyorlar.  Koskaca bir İslam ülkesinde Çin’den Avusturya’ya kadar olan Rusya’dan Hint Okyonusu’na kadar olan bir bölgede bir yönetim, düzen ve otorite boşluğu vardır. İşte bu boşluk, yine ancak Müslümanlar tarafından doldurulabilir. Bunu dışarıdan gelip de doldurmanın imkanı yoktur. Ruslar bunu çok denedi. Geldiler ev birçok İslam ülkesini ve Türk memleketleri istila ettiler. 150 sene kaldılar ve daha sonra çekilmek zorunda kaldılar. Hala birçok İslam ülkesini boyundurluk altında tutuyorlar. Bu onlara yaramamıştır ve yaramayacaktır. İngilizlere üstünde güneş batmayan imparatorluk deniyordu ve 20. yüzyılın başında en muhteşem devrini yaşıyordu. Ondan sonra geldi ve İslam ülkelerini istila etti, Osmanlı devletini yıktılar ve onun bıraktığı ülkeleri istila ettiler. Fakat sonunda  o da kendi boyutuna çekilmek zorunda kaldı. Şimdi aynı şey, Rusya ve İngiltere için daha geçen yüzyılda görülmüş olan sonuç, aynı şekilde bunun yerini doldurmak isteyen, Çin ve Amerika için de söz konusudur. Yani bir taraftan Amerika Batı’dan gelerek İslam ülkelerini bir nevi ele geçirme, onu hakimiyeti altına almaya çalışırken öbür taraftan da Çin, Doğu’dan aynı yola doğru gidecektir. Bu ikisinin istilasından da eninde ve sonunda bir sonuç çıkmayacak. Ama verecekleri zarar çok büyük olacaktır. Bunun için İslam aleminin uyanması lazım, İslam aleminin uyanması derken, İslam milletini kastetmiyorum. Bu millet uyanıktır ve ancak onun içinden çıkan aydınlar, bizler, o millet kadar uyanık değiliz. Aldatılmaya ve boş hayallere kendimizi kaptırmaya eğilimimiz vardır ve Batı’ya giden aydınlarımız, kapılmışlardır. Orayı bir cennet gibi görmüşler,  bütün doğruluğun, adaletin hakkın, insanlığın kaynağı gibi görmüşler ve gelip o fikirleri ve o arzuyu memleketimize taşımışlar ve burada onu sözde gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Halbuki Batı bizzat kendisi içinde bulunduğu düzenden, medeniyetin aşırılıklarından veya bir türlü içlerinden atamadıkları cehaletten müstariptir. Kendisi aydınlatılmaya muhtaçtır. Nerede kaldı ki; O bütün insanlığın derdine deva olacaktır. Bütün insanlığın içine düştüğü sıkıntının baş sebebi, Batı’nın bu kendi kendine yetersizliği ve tatminsizliğidir. Bir tatminsizlik vardır.  Bu tatminsizliği içinden atamadığı için, Dünya’yı istilaya kalkışmıştır. Bunu da tekrarlamaktadır ve yine tekrarlayacaktır.”

 

aa.jpg

Fotoğraf: AA

“İslam aleminin uyanması için, bütün gerçek ve samimi aydınların birleşmesi ve bunun için geceyi gündüze katması lazımdır”

“ Doğu’da da aynı durum vardır. Rusya kuzeyden yapıyordu bunu. Şimdi o bunun sözde misyonunu Çin’e kaptırmıştır. İngiltere’nin Amerika’ya kaptırdığı gibi. Şimdi İslam alemi bu iki istilanın tehditi altındadır. Doğu’dan ve Batı’dan gelen tehdit. Bu tehditin altında ayaklar altında ayaklar altında ezilmekle karşı karşıyadır. Teknoloji çok ilerlemiştir. Geçmiş zamanın savaşlarına benzemez, eğer Allah göstermesin bir, Doğu ve Batı kapışması olursa, bütün İslam alemi bunun altında ezilecektir. Ayaklar altında kalıp ezilecektir. Enerjinin de bütün kaynağı burasıdır. Ben ‘Doğu’yu yenerim’ diyor. Ama Doğu da şunu bekliyor; Çin’de onlarda tabi zeki insanlardır. Onlar da kurnazdırlar. Batı İslam alemi ile uğraşırken yıpransın, ondan sonra ben gelip her ikisini ezip ele geçireyim. Birisi ifrat, birisi tehrit veya iki ifratın arasında kalmıştır İslam alemi. Bunun için İslam aleminin uyanması lazımdır. Ben şahsen kendimi bildiğimden beri, bizden öncekilerle beraber ve yanındaki arkadaşlarla beraber, hep İslam aleminin uyanması için çalıştım. Daha sonra arkadaşların her biri bir yola doğru gitti. Biz de bir hareket olarak, bir nevi kendi başımıza kaldık. Diriliş hareketi. Fakat amacımız hep aynıdır, bütün diğeri İslami hareketlerle bütün İslam aleminin uyanmasını isteyenlerle biz kalben beraberiz. Kimseden bir şikayetimiz şahsen yoktur. Tek şikayetimiz yöntemde yanlışlık yapmamaları yönünde olabilir. Yani hep birlikte aslında İslam aleminin uyanmasına ve birleşmesine birlikte hareket ederek, bu kendisine bulaşmış musibeti atmasına çalışmamız lazımdır. Kişisel şikayetler veya kısa vadeli görüşleri çıkar çatışmalarını bir yana atıp, İslam aleminin uyanması için, bütün gerçek ve samimi aydınların birleşmesi ve bunun için geceyi gündüze katması lazımdır.”

Selahattin Eyyubi, Fatih’i, Yavuz Sultan Selim’i olan devletin Napolyon’a özenecek ne tarafı var

“Tanzimat’la gelen, gidipte Avrupa’ya görev yapıp gelen Paşalar, bir Batı romantizmi içine düştüler. Eleştiri yapmadan, her bir batı hayranlığı onları kapladı. Ondan sonra bir ikilik doğurdular memlekette. Bu ikilik de yavaş yavaş sahipsiz kaldı. Yavaş yavaş da tasfiye olmaya başladı. Ondan sonra gelenler. Bu sefer Fransız İhtilal hayranlığı, ‘Büyük devrim’ diye Fransız İhtilali olan hayranlıkları ve Napolyon’a olan hayranlıkla koca imparatorluğu yok ettiler. Devleti, tabi imparatorluk, Batı diliyle Bizim İslam devleti Müslümanların son büyük devletini, göz göre göre yok ettiler. Napolyon hayranlığı düşünemediler bir Selahattin Eyyubi, Fatih’i, Yavuz Sultan Selim’i olan devletin Napolyon’a özenecek ne tarafı var. Dünyada en büyük medeniyeti kurmuş olan İslam varken, Fransız İhtilali’ne özenilecek ne yan vardır.Ondan sonra onların da uzantısı olan Cumhuriyet rejimi, büsbütün İslam’ı silmek istedi. İşte orada camiler var, camiler birtakım ihtiyarlara kalsın. Onlarda öldüğü zaman, tamamen bu ‘İslam silinir, kurtuluruz ve biz de Batılı’ oluruz diye düşündüler. Halbuki tarihte böyle bir şey yok. Çok örnekler olmuş, Romalılar Kartaca bir medeniyetti ve orayı istila edip yok ettiler. İsrail’in, peygamberlerin kurduğu bir devlet vardı. Romalılar geldi, o devleti yok ettiler. O halkı alıp dağıtıp bütün dünyaya saldılar. Yani böyle taklitle özenilerek veya tamamen etki altında kalarak orijinal bir yaşantı bir yaşantı doğurmak mümkün değildir. O artık bir nevi bozulma ve yok olma sürecine girmek demektir. Bugün İslam dünyasının çektiği sıkıntı bundan kaynaklanmaktadır. Size bir misal vereyim, o kadar akıldan uzaklaşmış durumdayız ki; sigarayı Batılılar kapalı yerde sigara içmeyi yasaklamadan biz yasaklamadık. Batılılar yasakladılar sigarayı ondan sonra yasaklandı. Çünkü kendi aklımızla. Yaşamıyoruz. Kendi aklımızla düşünmüyoruz. Bu zararlı bir şeyse, bizim doktorlarımız bunun zararlı olduğunu bulamadılar mı? Söylemediler mi? Bu kadarcık şeyi düşünemedik ancak batılılar düşündü. Aslında bu mümkün değil, fakat kendi aklımızı kendimiz tahlil etmişiz.”

 

aa1.jpg

Fotoğraf: AA

 

“Kendi aklı ile düşünmeyen bir çevrenin bir kitlenin, bir aydınlar gurubunun varacağı bir yer yoktur. Önce kendi aklımıza dönmemiz lazım.

“Mesela içki, o yasaklamıyor diye biz de yasaklamıyoruz. Halbuki içki sigaradan daha fazla zararlı bir şey. Benim bildiğim kadarıyla tıptan dediklerine göre beyin hücrelerini öldüren bir şey. Sigara uyuşturuyor beyin hücrelerini ama içki ve alkol öldürüyor. Sigara içenin kendisine verdiği zarar malum. İnsanlara da verdiği bir rahatsızlıktır. Ama içkinin verdiği zarar, bugün görülüyor. Nice aileler yok olmakta. Kadına şiddet deniyor. Bunun kökünü arasanız, çoğunda içki var.Kendini kaybediyor ve çocuklarını öldürüyor ve aileler yok oluyor. Fakat seyirciyiz neden, neden, çünkü Batı yasaklamadı. Batı yasaklamadığına göre, biz yasaklayamayız. Elimiz kolumuz bağlı. Bunlar bir örnek, hukuk, ahlak sahasında yüzlerce misali var. İslam milletinin kendi aklına dönmesi, kendi tecrübelerine güvenmesi, kendi öz güvenini bulması lazım.Özgüvenini o derece yitirmiş ki, tüm çareleri Batı’dan bekliyor. İnsan haklarını batı’da arıyoruz. Sanki İslam bize insan haklarını veremeyecek mi? Kadınlarımıza olan saygımızı sevgimizi Batı’dan öğrenecekmişiz. İşte bu çıkmaz yola girilmiştir. Bir zamanlar Batı Romantizmi şeklinde cereyan etti. Bizim Cumhuriyetçilerimiz Batı’yı mutlak gerçek, mutlak güzellik ve mutlak doğruluk olarak algılıyorlardı. Ama sonra sosyalistler çıktı, bu sefer bölündüler. Sosyalistler Batı’yı kendi hesaplarına göre eleştirmeye başlayınca aralarında kavga başladı. 70’li yıllarda bize olan terör ve anarşi dönemi bu kavganın sonucuydu. Aslında Batı’nın iki kanadının bir nevi çarpışmasıdır. Ama Müslümanları da karıştırdılar. Ve sonra bu, anarşi ve terörden darbe sonrasında bir yere varmış oldular. Onun da hesabı sormak istiyorlar. İki yüzyıldır ana yasa yapıyoruz. Sürekli anayasa yaparız, bu anayasa uygulanmaz, sonunda uygulamadan kaldırılır, yeni bir anayasa getirilir. Şu anda bütün uğraşları ile ortaya koymak istedikleri anayasanın da akıbeti bundan önceki anayasaların akıbetinden farklı olmayacaktır. Çünkü kendi aklı ile düşünmeyen bir çevrenin bir kitlenin, bir aydınlar gurubunun varacağı bir yer yoktur. Önce kendi aklımıza dönmemiz lazım. Bu bütün İslam dünyası için geçerlidir.

Kimseye evine girip de evini basıp, ‘Niye içki içiyorsun?’ demeye elbette hakkımız yok. Fakat üzümü içki yaptırmama hakkımız var

Peki aklımız nedir? Aklımız aydınlar topluluğudur. Yani bir ülkedeki bilginler,  bilgeler, yazarlar, düşünürler, akademisyenler o memleketin aklını oluştururlar. Bunlar bir araya gelmeli derlenip toparlanmalı içinde çıktığı yere tekrar oturmalı ve yeni baştan kendi düşünme metodunu bulmalıdır. Düşünme yöntemimiz yanlış. Batı medeniyeti bir takım sonuçlara ulaşmış, kendine göre bir yaşam seviyesine varmış, o halde önce onu öğrenelim, kazanalım ve kendimize mal edelim ve yeni bir yaşantı kuralım şeklinde düşünüyoruz. Bu yöntem yanlış yöntemdir. Hayır sen önce, kendini, kendi yöntemini, kendi hayatını ,kendi aklını, kendi yöntemini bul. Ondan sonra bir seviyeye gel, sonra etrafına bak. Bir insan yerden doğrulmadan etrafına bakmaz. Önce yerden ayağa kalkar, kendini derler toparlar. Ondan sonra bakar etrafında ne olup bittiğini. Biz ise kendimi derleyip toparlamadan Batı’ya yönelme ve panik içinde Batı’ya yönelerek bir yere varmak istiyoruz. Bu mümkün değildir. Önce kendi aklımız olmalı. Türkiye’de içki büyük felaket birçok aileyi mahvetiyor. Batı’nın insan hakları çerçevesinde kimsenin içki içmesine engel olamazsınız deniyor. Bu felaket devam ediyor. İçki üzümden yapılıyor ve Allah’ın verdiği nimettir. O üzümleri içkiye çevirmeye ne hakkı vardır. Bu bir Allah’ın verdiği nimettir. Bunu zehire çevirip akıldan yoksun etmeye ne hakkı vardır. Batı nedeniyle bunu yapamazsınız. Milletin seçtiği iktidar, ‘Ben kimin içkisine karıştım’ diyor. Korkuyor, yani. Kimsenin içkisine karışmaya hakkımız yok ama içkiye karışmaya hakkımız var. Kimseye evine girip de evini basıp, ‘Niye içki içiyorsun?’ demeye elbette hakkımız yok. Fakat üzümü içki yaptırmama hakkımız var. Bu doğaya hakarettir ev ihanettir. Uyuşturucu sigarada tahribat yaptı. Ecdadımız yasaklamış yani yapılmasını engelledi.

Pakistan da, İran da, Türkiye de tüm Müslümanlar Afganistan’ın başına gelenden sorumludur

“İslam alemi bölük pörçük ve parçalanmış.Darma dağınık. Her birinde ayrı bir rejim ayrı bir yanlış yönetim ve yanlış bir yöneliş vardır.Bunu nasıl düzeltebiliriz. Bunu işte aklımızı kullanarak. İnsanlar silaha en son müracaat eder. İki insan arasında ihtilaf varsa, her şeyden önce akıl kullanılır, hakem kullanılır. Danışman kullanılır. Adalet kullanılır. En son şeydir silah. Halbuki biz ne görüyoruz. İslam aleminin bir parçasında olan durum varsa, oraya herkes hemen, orada bir kere yönetim silah kullanıyor. Diğerleri de silahla giriyor. Silah bir çözüm değildir. Ancak akıllı olmayanların başvuracağı bir şeydir. Biz İslam alemine ancak onların düşünürlerini fikir adamlarını harekete geçirerek yardımcı olabiliriz. Bu sınırlarla sınırlamadan yapmamız lazım. Ortaya çıkmış devletçikler sunidir. Bunları baz alıp bir yere varamayız. İslam’ın ortak akıllarına müracaat edebiliriz. Bu ortak aklı oluşturmamız lazım. Bütün İslam alemindeki düşünürlere, yazarlara, akıllı insanlara, akil insanlara bakmalıyız. Bunları derleyip toparlayıp, bunların İslam alemine en azından, birtakım raporlar vermesini ev araya girmesini sağlamamız lazımdır. Bunun en iyi örneği; Afganistan’dır. Afganistan önce İngilizlerin bir zamanlar hücumuna uğradı. Afgan halkı kahraman bir halktır. Onları kovdular yıllarca savaştılar. Ruslar birkaç defa oraya saldırdı. Onları da kovdular. Demek ki; bir Müslüman’a yakışan bağımsızlık fikrine sahipler, ahlaka sahipler, ancak küçük bir yer ev nihayet güçlerinin bir sınırı vardır. En son 10 yıl Ruslarla savaşıp onları kovdular. 10 grup birbirleriyle mücadelede oldular. Bütün İslam aleminin burada kendini gösteriyor, İslam alemi gidip bu 10 grubu barıştırması lazımdı.Orada bir yönetim kurması lazımdı. Fakat ne yazık ki; seyirci kaldılar. Bu kahraman halk 10 yıl kendi içinde mücadele ettiler. Ondan sonra gelip Batılar orayı istila ettiler. Şimdi bundan Müslümanlar sorumlu değil midir. Neden seyirci kaldılar. Pakistan da, İran da, Türkiye de tüm Müslümanlar Afganistan’ın başına gelenden sorumludur.

Maksat Suriye’deki yönetimi değiştirmek değildir. Suriye’yi bölüp parçalayıp, yine orayı da üç beş parçaya ayırıp birbiriyle çarpıştırmak.

“Nitekim Afganistan’dan sonra Irak’ın başına geldi. Şimdi Suriye’nin başında böyle bir rüzgar esiyor. Maksat Suriye’deki yönetimi değiştirmek değildir. Suriye’yi bölüp parçalayıp, yine orayı da üç beş parçaya ayırıp birbiriyle çarpıştırmak. Halkı birbirine kırdırmaktır maksat. Nasıl Afganistan’da bunu yaptılarsa, nasıl Irak’ta yaptılarsa, Suriyede’de bunu yaptırıyorlar. Bizim Güneydoğuda’da yaptırılan budur. Türk, Kürt birbirini kırsın. Yarın yine arzuları İran Türkiye, Fars, Türk ve bir de Arap hepsi birbirini kırsın. Neden bunu istiyorlar. Çünkü bu haklar zayıf düşüp yere serilince, onlar sonra gelip petrol gibi su gibi değeri varsa onun üzerine oturmak istiyorlar. En büyük hata ihtilafları silahla çözmeye kalkmaktır. Akıllı insan aklıyla delil bulu ve çare bulur silaha başvurmaz. Öfke zayıfların ve cahillerin işidir. Teenli ile hareket eder. Bunun misali tarihte çoktur. Akıl daima güçten üstündür. Aslan ve insanı düşünün. Aslan fizik gücüyle hareket eder, öfkeli davranır ama insan düşünür ve onu yener.Çünkü o aklıyla hareket eder. İmam-ı Azam bir yolda gidiyormuş, yolun öbür tarafında da öküz geliyormuş. İmam yolun öbür tarafa geçmiş, oradan gitmeye kalkmış. Demişler; Ya imam neden yolunu değiştirdin, demiş; “Benim aklım var, onun boynuzları var. Ben yolumu değiştirdim ve her ikimiz de selametle gidiyoruz. Halbuki, öfkeyle kalkan zararla oturur diye atasözümüz vardır. Onun için akıllı insan daima akla, delile, kanıta ve barışa yöneliliktir. İslam’ın bir anlamı barıştır. Roma barışı diye bir söz var. Paks Romana, Paks Amerikana, Paks Romana denilen şey Romanın güçle gelip sözde kurduğu barıştır. Güya sukunet sağlamış. Bu hakiki barış değildir, zorbanın, firavunların, Sezarların zorla, cebren sukunet sağlar. İslamın adı barıştır, Allah’a hakka adalete teslim olarak hazileti yerine getirerek, daima Müslümanlar bir barış sağlamışlardır. Yani Paks İslamica, insanlığın ihtiyacı bunadır. Paks Amerika’ya veya Romana’ya değil, Paks İslamica, onların diliyle söylüyorum, insanların ihtiyacı olan Paks İslamica’dır. Yani İslam barışıdır. İslam da barıştır. Peygamberimiz size bir şey söylediğim zaman siz onu icra ettiği zaman en büyük nimete ka vuşmuş oluyorsunuz. Birbirinize selam verin. Selamet içinde, barış içinde ol demektir. Müslümanlar birbirine selam vererk o barışı elde ederler ve asla ve kata akıllı bir Müslüman zorbalığa, teröre, şiddete başvurmaz.” İşte bütün bunları İslam dünyası ancak İslam aydınlarının etkin haline getirilmesi ile sağlanacak. Osmanlı döneminde vezir ev padişahların başı uçurulmuştur. Ama alimlere dokunulmamıştır. Bir tek şeyhlü İslam vardır padişahın kızarak idam etti.  Alimlerin etkin haline gelmesi lazım. Kendini İslam dünyasına vermişse, hedefi ve oysa gerçek alimdir. Hertürlü harekete geçmesi gereken düşünürler ve alimler, akademisyenler olan, uzmanlar, bunlar birtakım insanların siyasetçi grubun emrinde değil İslam aleminin her tarafına koşmalılar”

 

unnamed.jpg

Fotoğraf: Twitter 

 

“Kaynağımız Kuran’dır. Hiçbir zaman, Batı’nın kendine kaynak teşkil ettiği kaynaklar değildir, doküman, belgelerdir. Daima akıl çareler bulur” 

“Kaynağımız Kuran’dır. Hiçbir zaman, Batı’nın kendine kaynak teşkil ettiği kaynaklar değildir, doküman, belgelerdir. Daima akıl çareler bulur. İslam aleminin kendine mahsus iç sıkıntıları vardır. İslam aleminde bunları çözecek akıl vardır. Yeter ki, o aklı kullanalım. O aklı kullanmadan tehditle, öfkeyle varacağımız bir yer yoktur. Yabancılar tarafından bu tehdit olursa ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Hiçbir zaman bize Allah rızası için bir akıl vermezler. Daima bizi bir oyuna getirmek, bir pataklığa sakla. Bu bizim Güneydoğuda’ki Hadise o şekilde cerayan etmiştir. O meseleyi halletmek çok kolayken, Batılılar’ın verdiği akıl ev szö de bir an önce yok etme şeyiyle, silahla yok edilmek yoluna gidilmiştir. Daha öbür barış ve akılla halledilecek, yolarla gitmeden, doğrudan silaha sarılmak ve dipsiz bir kuyuya doğru düşmüşüzdür. Bu bir misaldir. Aynı şey İslam aleminde de cereyan etmektedir ve edecektir. Taki, Müslümanların aklı başına gelinceye kadar. Müslümanların aklı, aydınlarının gerçek aydın olup, birbirleriye ilişkiye girip hükümdarlardan ve yönetimlerden daha güçlü oldukları gündür bugün. O zaman aklına devam edecektir. Hadisi Şerif vardır, bir fitne gördüğünüz zaman, bir fitnede insanlar akıllarıyla hareket etmezler, öfkeleriyle hareket ederler. Öfkeyle yapılan hareketler de daima zarar getirir. Peygamberimiz fitnede durmayı, ondan kaçınmayı ve bulaşmamayı öğütlemiştir. Sakin bir şekilde akılla halledip düşünerek çözmemizi istemiştir. Gücüm var deyip onu ezme düşüncesi yanlıştır. Müslüman’ın Müslümana karşı fitne halinde olduğu zamanlar, ‘yüzünüze bir tokat vuruluyorsa öbür tarafınızı çevirin’ Peygamberin sözü burada geçerlidir. Biz birbirimize karşı kuvvetle değil ancak barışla, elimizi uzatarak, kucağımızı açarak gitmeliyiz.”

“Biz bugün Mısır ve İran’la Araplarla ve bütün Müslümanlarla eşit konuşmalı, eşit güçte kendimizi kabul etmeliyiz”

“Biz Osmanlılar’ın torunlarıyız.Onlarla övünüyoruz, onlar bizim ejdadımızdır. Bize şerefli bir geçmiş bırakmışlardır. Ancak şu an o güçten çok uzağız. Biz ancak eşit bir şekilde kardeşçe yanaşabiliriz. Biz eski Osmanlıyız, siz bize tabiydiniz, ben yine geldim seni kurtarmaya derseniz.Bu çok büyük bir hayal kırıklığına uğrarsınız. Artık biz o Osmanlı değiliz. Ne Yavuz Sultan Selim’iz, ne de Kanuni Sultan Süleyman’ız. Biz bugün Mısır ve İran’la Araplarla ve bütün Müslümanlarla eşit konuşmalı, eşit güçte kendimizi kabul etmeliyiz. Kardeşçe ve eşitçe meseleleri konuşarak halletmeliyiz. Yoksa ne ağabeylik taslama hakkımız vardır, liderliğe soyunmak gibi tavırlar yanlıştır, tepki uyandırır ve insanları soğutur kaçırır. “

“Kendimizi düzeltelim daha sonra İslam aleminin karşısına akılla, sevgi ve barışla kucağımızı açarak çıkalım”

“Kritik günler yaşıyoruz. Tarihin kritik anları vardır. Yanlış adımlar yanlışlıklar doğurur, bizim İslam alemine gönlümüzle kafamızla dönmemiz lazımdır.Onun dışında asla yumruğumuzu, pençemizi göstermememiz lazımdır. Bu ayıp olur, yakışmaz, sonu hüsrandır. Bizi buna teşvik edenler, bize kötülük yapmak istiyorlar. Bizi bir pataklığa saplamak istiyorlar. Bu Soğuk Savaş döneminde kaldı diye birileri bana akıl veriyor. Soğuk ve sıcak savaş diye bir şey yok. Bugün Rusya, Çin yerindedir. Amerika onların gücünü biliyor. Onları hesaba katıyor. Bizim dünyada bir tek kuvvet Batı kalmıştır. Artık tek kutuplu dünyadayız gibi fikirlerin hiçbir geçerliliği yoktur. Dünya kendi yerindedir, onu o şekilde mantıkla düşünenler aldanmaktadırlar. Biz ancak ve ancak aklımız ve kardeşliğimiz ile gönlümüzle İslam alemine yaklaşabiliriz. Bunu yaklaşmak için kültürel uzaklaşmaları ortadan kaldırıp yeniden, İslam milletine yeniden geri dönmemiz lazımdır. Önce içimizdeki sıkıntıları giderelim yanlışlıklarımızı düzeltelim. Kendimizi düzeltelim daha sonra İslam aleminin karşısına akılla, sevgi ve barışla kucağımızı açarak çıkalım. Bunun dışında yol yoktur, hüsrandır.”

Günümüzdeki aydınlarla ilgili soru:

“İslam milleti ve İslam dünyasını ayırdınız”

İslam ülkesi İslam milletinin memleketidir. ‘Aydınlar milletin gerisindedir’ demek istedim. Fikirlerini söylemeli ancak başkalarının fikirlerini de dinlemelidir herkes. Birbirleriyle buluşmalı görüşmeli. İslam aleminde rejimler yasaklar koyduğu için, İslam hareketleri birbirleriyle buluşamamışlardır. Birbirinden uzaktırlar. Bilmezler ve tanımazlar. Önce tanımalılar. Ondan sonra birbirleriyle buluşmalı ve görüşmeliler. Karşılıklı fikir vermeliler. Daha sonrada bunlar birliğe gidebilirler. İslam aleminde olan hadiselerde gidip, bir nevi fikirlerini belirtmeliler. Bir güç odağı olmalılar. Fikir ve bilgi gücü odağı olmalılar. Araştırmalar yapılmalı. Küçük devletlerde yönetimlerde zayıf olduğu için, onu şiddetle bastırmaya kalkıyorlar. Zannetmeyinki şiddet gücünden geliyor. Kendisine güvenen güce müracaat etmez. Zulüm de oluyor. O yönetimlere gidip İslam alimleri ve bilginleri, yazarları düşünürleri, bir teklif ve bir öneri götürebilirler. Ne gibi bir çare bulmalılar…Arabulmalılar…

Bunları devletler yaparken, Birtakım çıkarlar sözkonusu oluyor. Devletlerden önce düşünürlerin, bilginlerin aydınların yapması gerekir. Her zaman onların sözü geçerli olmalı.

 

a317af9e-dc50-4e71-8b5b-75c4e534657f.jpg

Fotoğraf: Twitter 

 

Suriye için,

“Afganistan’ı misal verdim. 10 yıl seyirci kaldılar. Bunu söyledim.Sesimi duyuramadım. Türkiye’den ve diğer İslam aleminden insanlar gitseydi. Oradaki grupları barıştıramazlar mıydı? Barıştırabilirlerdi, 10 yıl birbirleriyle mücadele edildi. Sonunda da memleketleri işgal edildi. Aynı şeyi Suriye ve bizim Türkiye’deki problemler için de öneriyorum. Güneydoğu için de öneriyorum. İnsanlar sözünü dinleyeceği çıkarsız ve bütün Müslümanların çıkarsız düşünecek ağırlıklı insanları bekliyoruz.

“Arap Baharı”:

“Bir hadise varsa, bunun tek bir yönü yoktur. “Arap Baharı” ismini takan Batılılardır. Bu bahar da yanlış tercüme edildi Türkçeye, bilerek veya bilmeyerek. Aslında kullanılan Bahar kelimesi diriliş anlamına kullanılır. Bu kullanılış Batılılar tarafından. “Arap dirilişi” çünkü baharda diriliş olur, burada “spring” sembolik anlamda bahar deniyor. Yoksa mevsim anlamına değil çünkü mevsim geçicidir. Bahar geçicidir, Burada kastedilen “Arap dirilişi”. Arap’ın dirilişi dışarıdan olmaz. Bu ismi bir kere dışarıdan vermeleri, bize bir çağrışım yapmalı. “Arap’ın dirilişi” olayı bu değildir. Arap tek başına dirilemeyecek çünkü diriliş bir medeniyet hadisesidir. Tek başına bir ırkla olmaz, bir ırk hadisesi değildir. Arap ırkı, Türk ırkı, Fas ırkı dirilmez. Bir insan medeniyetle yükselir. Medeniyetsizlikle batar. İslam medeniyetinin dirilişi, davası var ortada. Bu diriliş gerçekleşirse, Arap da Türk de dirilmiş olur. Bütün Müslümanlar dirilmiş olur. Yoksa Arap’ın Fars’ın dirilişi yoktur. AB neden kurmak istiyorlar çünkü Avrupa medeniyet olarak dirilirse dirilebilir. İngiliz güneş batmayan imparatorluk denemesi iflasla bitti. Almanlar kaç kere harekete geçtiler ve dünyayı savaşa soktular ama yere serildiler. Fransızlar imparatorluk Napolyon gibi dünyayı fethe çıktılar, sonunda yere serildiler. Irkların varacağı yer budur. Ama medeniyetler öyle değildir.  Eğer Fransız, İngiliz, Alman el ele verirse medeniyetlerinde diriliş yapabilirler. Ona bağlı olarak da Avrupa Birliği’ni gerçekleştirebilirler. Bizim de burada bir diriliş bekliyorsak, bir Arap, Türk dirilişi, Fars, Afganlılar, Kazaklar, Kırgızlar dirilmek istiyorsa el ele verip hepsinin ortak medeniyet olan İslam medeniyetini, yüzde 10 kapasiteli yaşanmaktan kurtulmak için bir çaba sarf edip, yüzde 80-90 yaşamaya doğru bir atılım ve diriliş yapmaları gerekir. Bizim de davamız budur. Öbürleri yalancı bahar ve dirilişlerdir. Ufak devletler vardır. Bu devletçikler kaldığı sürece diktatörler geçecektir. O yüzden diktatörlük hadisesi gibi bakmak olaya eksiktir. Ufak diktatörlerin halka zulmü kendine de zulümü demektir. Bunlar ufak ufak devletçik olmaktan, köksüz , geleneksizlikten kaynaklanan yönetimlerdir. Bunlar zaten uzun vadeli diriliş beklenmez. Bunları yalnız ortadan kaldırmak için birleşmek, İslam aleminin birleşmesi ve bütün İslam aleminin de büyük bir devlet doğurması gerekir. Çünkü bugünkü teknoloji büyük devlet istiyor, küçük devletler artık sözde devlettir. Terminoloji de devlet diye geçiyor, aslında bunlar artık devlet olmaktan çıkmıştır. Ufak ufak üniteler. Geleceği yoktur. Ortadan kalkacaktır. Ortada Müslümanları her yönden ezilmişlikleri ve geri kalmışlıkları, istila ile kalmaları tehlikesi vardır. Sadece diktatörlük ve ona baş kaldırma hadisesi yoktur.

Osmanlı gibi değil, hepsinin bir araya gelip yeni bir devlet kurmaları lazımdır. Bu devlete Türkiye değil, Arap devleti, Fars değil, “İslam devleti” olmalıdır.

“1950den sonra demokrasiye geçildi. Kıvrandı.İslam aleminin her memleketi için söz konusu. Sadece bizim değil, Mısır, Suriye, büyük İslam devletinin ve aydının gözükmemesinden kaynaklanan bir sorundur. İslam alemi birbirine el vererek çözüm olabilir. İranlılar, Arap düşünürler bizim için ne düşünüyor. Biz ilerledik diyebiliriz, ama İslam alemindeki düşünürler ve yazarlar da bizim için ne düşünüyor diye merak etmeliyiz. Onu anlamalıyız. Onların ileri ve geri eleştirilerini hazımla karşılamalıyız. Batı’nın da eleştiri ve akıl verme şeklinde söylediklerini de hesaba katmalıyız. Yanıtmak içindir ve ya bilim adamıdır. Biz de kendi yaptığını onaylasın diye sorar. Bizim geçirdiğimiz tecrübeyi geçirmediler. Biz yıllardır Batı’nın karşısında siper olduğumuz için onlar az çok korundu. Batı’nın hertürlü fikri, ruhi ve fiziki, baskısına ve darbesine maruz kaldık. Tecrübemiz büyüktür. Ancak Araplar kadar Arapça bilemeyiz. Onların Tecrübesi vardır. Onlardan yaranmalıyız. ‘Araplar geri, ben ondan ne akıl alacağım’ yanlıştır. Kişiler ayrı, toplumlar ayrıdır. Biz de bu tanıma yeterli değildir. Yüzde 10-20 İslam’ı yaşıyoruz. Yüzde yüz öbür dünyada cennette olacak şeydir. Büyük bir İslam devleti doğduğu taktirde Çin’den Macaristan’a kadar bir İslam devletinin kurulması gerekir. Devlet federatif ya da konfederasyon olur o ayrı. Bugün Çin’e dokunulamıyor, Rusya, Amerika, Hindistan dahil kendini büyük devlet olduğu için kurtardı. Müslümanları da kurması gerekir, burada ırk, mezhep bakmadan, herkesin eşit, kardeşçe büyük devlet olmadıkça Müslümanların bu parçalanmış hali oldukça, İsrail de zarar verir, Amerika da, Çin de verir. Hepimizin bir İslam milleti politikası olması lazım. İslam milletine geri dönme ondan kopmuş bir parçadır. Suriye diye bir olay kendi kendine yaşayamayacak, Türkiye’de, Mısır’da. Osmanlı gibi değil, hepsinin bir araya gelip yeni bir devlet kurmaları lazımdır. Bu devlete Türkiye değil, Arap devleti, Fars değil, “İslam devleti” olmalıdır.

 Irak, Suriye, Türkiye’de hepsinindir. Her şehirde herkesin hakkı vardır.

“Türkiye Cumhuriyeti diyerek kendimizi sınırlandırıyoruz. O zaman da Kürt diyor ki, ben niye ayrı olmayayım. Rejimleri, ırkları, mezhepleri kendinize mahsus tutacaksınız. Ben demiyorum olmasın, olabilir. Ama benimle muhatap olduğunda ırkını ve mezhebini ortaya sürmeyecek. Hepimizin ortak şeyi İslamdır. Çin’den Rusya’ya kadar bir ülke var, bu İslam ülkesidir. Irak, Suriye, Türkiye’de hepsinindir. Her şehirde herkesin hakkı vardır. Çanakkale’yi Türk, Arap ve Kürt de mücadele etmiştir.

“AKP’yle Suriye, Libya ve Mısır’la iletişim başladı. Arkasından gelen hadise bugün Suriye’den, Libya’dan kovulduk. Orada iş yapmaya gidenlerin hepsi geri kovuldu. Bizim o girmelerimiz tek taraflı değil. Bunlara maalesef Batı itmiş. Batının bu girişimlerden haberi ve payı var.

28 Şubat

Devletin kuruluşundan beri bir yanlışlık var. Meseleyi bir devrim görüşü içinde alırsanız, bunlar kaçınılmazdır. Sürekli tekerrür ediyor. Bu ancak İslam alemi boyutunda çözebiliriz. Her memleketin kendi iç problemi olarak görüp çözemeyiz. İslam medeniyeti bize ne gibi bir yönetim öneriyor. Onu düşünerek çözebiliriz. O olmadıkça bu türlü yönetimler gelip geçici olacaktır. Anayasa yapıyoruz, yapıyoruz, 10-20 sene sonra Anayasa’dan yaka silkiliyor ve canımız yanıyor. Halbuki İslam’ın asıl kaynağı olan Kuran’dan hareket etsek bu olmaz.

“Eğitim önemli. Türk öğretmenler gidiyor. Tabii faydalı. Türk öğretmen gidiyor. Yurt içindeki okullarda Batı kültürü temellidir. Bir ilköğretim ve ortaöğretim, üniversite eğitim nasıl olmalı. Yurtiçi ve dışında bunu ortaya koymalı. Şu anda İngilizce’nin hakimiyeti altındadır. Amerika kültürünün altında. İslam alemi çapında düşünülmeli. Önce düşünür ve eğitimciler model koymalı. Sonra tartışılmalı. Sonra İslam alemine önerilmeli. Eğitimde evrensel İslami harekete ihtiyaç var. Hep yerel oldu evrensel olmadı”

11 dilde yayına girecek. Yüzlerce konuşmam oldu. AA’nın 11 dilde yayın yapılmasını olumlu  karşılıyorum ve tebrik ediyorum. Diğer televizyonlar da yabancı dillerde yayın yapmalı. Bir milletin dili budur işte, dilsiz olur yoksa.İnsanlar kendi aralarında konuşurlar ancak bir millet öbür dillerde hitap etmesi önemli. Onun için biz 10 dilden radyo ve televizyonların yapmasını istiyoruz. AA destekliyor ve kutluyorum. İnşallah yararlı olur. Duygu ve düşünceleri herkesin kendi dilinde vermek gerekir. ”

“Devletin kendi elemanından önce aydınlara yardımcı olmalı ve hareket etmeli. 9 yıldır iktidar var. Bu 9 yılda senede 10 bin öğretmeni bir ay tatil için Suriye’ye gönderseydik, tatil parası verseydik. Tatilini Suriye’ye gezerek geçirseydi. 100 bin öğretmen Suriye’ye gitmiş olacaktı. Oradaki halkla bütünleşecekti. Batı’ya alet olmamalı ve silah ve tehdit lafı edilmemeli. Danışmanlar akıl verebilir. ”

 

Kaynak: Farklı Bakış




HABERLER