Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Nereye?

Mustafa Kutlu, karda, tipide dışarıda, yolda kalmış; bir anne, baba ve çocukları ile onlara dâhil olan birçok sığınmacının, halini, ahvalini hikâye dili ile “bizlere” anlatmaya çalışıyor.

Çocuk ağlıyor.

Ablasının kucağındaki çocuk ağlıyor. Kesik kesik hıçkırıyor. Müziç bir hıçkırık değil bu. Sanki ağlamıyor da inliyor. Açlıktan değil. Soğuktan değil. Ana kucağına duyulan hasretten değil. Anası başucunda zaten. Ama o çocuğun inlemesini duymuyor. Sürekli ellerine hohlayıp duruyor. Elleri buz tutmuş da buzu eritmeye çalışıyor.

Bütün bunlar rengi atmış bir battaniyenin altında oluyor.

Kim bunlar?

Burası neresi?

Burası bir yol kenarı. Yol dedikse belki asfalt ama belli olmuyor, ancak bir gidiş bir geliş.

Bu nasıl yol, yoldan kimse geçmiyor. Ne TIR, ne kamyon, ne otomobil, ne otobüs.

Geçmiyor çünkü yol kapalı.

Kar kapamış yolu.

Çok yağmış kar, tipi var, kimbilir ne zamandır yağıyor. Hava durumunu, yol durumunu öğrenmek isteyenler nasılsa öğrenmişler. Zaten Meteoroloji, Kara Yolları saat başı ajans içinde sürücüleri uyarıyor.

Burası yol kenarında bir kulübe.

Her yanları açık bir kulübe.

Yazdan kalmış, meyve-sebze zamanından kalmış. Burada epeyce alış-veriş olmuş. Alan almış, satan satmış, gün geçmiş, yaz kışa dönmüş, kar yolları tıkamış.

Baba kara, tipiye, rüzgâra, geceye, açlığa saldırıyor. Yazdan kalma ne kalmışsa oralarda. Bir iki kırık meyve sepeti, birkaç sebze kasası. Kar altında kalmış çalı-çırpı. Patlak araba lastikleri, pet şişeler, çul-çaput, terlik tekleri, çadır bezi, su bidonu, hatta bir kilim.

Kilimin altında sandık. Tahta sandık, kapağı kırık. Kapağı kırık tahta sandıkta iki bal kabağı, donmuş-çürümüş soğan-patates.

Baba bunları teker teker yakıyor.

Nasılsa bir teneke bulmuş, közleri içine doldurup battaniye altına sığınan ailesine götürüyor. Yanık plastik kokuyor hava.

Ateş söner gibi oluyor, rüzgâr uluyor.

Adamın gözleri ateş oluyor, dişlerini sıka sıka kanatıyor.

Aman bu ateş sönmesin.

Elbet bu yoldan geçen biri olacak.

Kendilerini görmese bile şu yanan ateşi, şu lastik dumanını görecek.

Kar durmuyor.

Tipiden göz gözü görmüyor.

Adamın ateşe atacak bir şeyi kalmayınca. Kulübenin damında çivilerden kurtulmuş tahtalara saldırıyor.

Adam ağır ağır kulübeyi yakmaya duruyor. Adam ne yaptığını biliyor mu?

Derken sisler arasından bir far ışığı belirdi.

Adam sanki delirdi; ışığı görür görmez kendini yola atıyor ve başlıyor el-kol sallamaya.

Bir kapalı kasa kamyonet adamın burnuna kadar yaklaşıp durdu. Anlaşılan merhametli bir kamyonet. Acaba?!

Kapalı kasalı kamyonetin kasa kapısı açılınca.

İçeriden dışarıya doğru çürümüş insan nefesi fışkırdı. Fışkırsın! Battaniye ile adam kendilerini bu açık kapıdan içeri atıyor. Ve kamyonet kara aldırmadan.

Gözü kara kamyoneti o küçük benzin istasyonunda bekleyenler var. Motorun rüzgâra kapılan sesini, derken far ışığını fark etmişler.

Ne kadar kalabalıklar ki benzin istasyonunu fethetmişler. Orada artık ne benzin, ne su, ne ekmek var. Orada pıt pıt atan bir can var. Canlar kamyonete saldırıyor. Kamyonetten boşalanlar benzin istasyonuna hücum ediyor.

Ortada ne su, ne ekmek, ne sıcak, ne umut var.

Kar hepsinin üzerine çullanıyor.

Zaman sonra orada kar altında kalanlar kalıyor. Ne istasyon, ne kamyonet, ne can, ne mal.

Kardan kefen olur mu?

Sığınmacılar nereye sığınacak?

Ortada kan tüküren bu soru kalıyor.




Anahtar Kelimeler: Nereye?

HABERLER