NEDİM ODABAŞ YORUMLADI... "CİNNET TARİHİ"

Türkiye’nin demokrasi tarihine bakıldığında aslında kelimenin tam anlamıyla bir “cinnet” yaşadığımız görülecektir.

Milli Gazete’den Nedim ODABAŞ YORUMLADI.

Yıllarca karabasan gibi, olmayan demokrasinin üzerine çökmüş, seçimlerde açık oy gizli tasnif saçmalığıyla iktidarını devam ettirmiş, İslam’ın bayrağı ezanı Arapçadan Türkçeye çevirmiş CHP sultasından sonra “Yeter söz milletin” sloganıyla Türkiye’de işbaşına gelen Demokrat Parti’yi alaşağı eden 27 Mayıs ihtilalinin üzerinden yarım asır geçti. Yapılan göstermelik yargılamalar sonrasında Başvekil Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan derin devletin “Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor” buyurganlığıyla darağacına gönderildi.

Türkiye’nin demokrasi tarihine bakıldığında aslında kelimenin tam anlamıyla bir “cinnet” yaşadığımız görülecektir. Tek partili dönemden çok partili döneme geçiş süreci bir daha asla iktidar yüzü göremeyeceklerini anlayanların derin devlet saiklerini hayata geçirerek, militarist iradeyi yanlarına alarak ve medyayı da bir manivela gibi kullanarak 27 Mayıs tarihinde demokrasimizi bilerek, isteyerek askıya almışlardır. Ne yazık ki, cuntacıların önünde el pençe divan durmakta beis görmeyen medyamız, Başvekil Adnan Menderes hakkında ortaya atılan suçlamaları ayyuka çıkarmış, onların darağacına gönderilme sürecine haberleriyle, manşetleriyle, yorumlarıyla arka çıkmıştır. Garipliğe bakın ki, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam edilişlerinin üzerinden geçen 48 yıl sonra, medyamızda yapılan demokrasi güzellemelerini okudukça, bu riyakârlığı, aymazlığı, ikiyüzlülüğü nasıl vasıflandıracağımızı bir türlü anlayamıyoruz. Çünkü o gün 27 Mayıs cuntacılarına selam çakanların, daha dün 28 Şubat post-modern darbesinde de tanklarını caddelerde yürüterek iktidara gözdağı verip alaşağı etmeye çalışan, 5’li çeteyi yanına alıp yasamayı, bürokrasiyi, işadamlarını bir araya getirip sayfalarında, televizyonlarında militarist iradeye “iktidarı devir” diye geçit verenlerden hiçbir farkı yoktu aslında. Değişen sadece takvimdeki yapraklardı…

O gün 27 Mayıs’ı arkalayan zihniyet, 28 Şubat’ta da Refahyol’u alaşağı etmek için derin devleti manşetleriyle, haberleriyle kışkırtıyordu.

Toplumun algılarını değiştirmek, yönlendirmek ve tamamen kendi menfaat alanlarını tahkim etmek için yayın yapan medya organları, her dönemde derin devletin arzularına boyun eğmiş, demokrasinin ayaklar altına alındığı süreçlerde bilerek, isteyerek, militarist iradenin borazanı olmayı kendilerine rol biçmişlerdir.

Türkiye’nin en başarılı hükümeti Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın başbakanlığındaki Refahyol’u bitiren bu sürecin memleketimize bedeli çok ağır oldu. Refahyol’un arkasından gelen hükümet deyim yerindeyse memleketi enkaza döndürdü. Bu travmanın izleri sürüldüğünde 15 Temmuz tarihine gitmek mümkündür.

Zira, 28 Şubat süreciyle birlikte derin devletin göbeğinde, bürokrasisinde, yürütme ve yargı organlarında kendilerine yer açan FETÖ, 15 Temmuz’da demokrasimize kast edecek, 251 vatandaşımızı şehit edecek, binlerce insanımızı da sakat bırakacaktı.

Rahmetli anchorman Mehmet Ali Birand, 28 Şubat belgeseliyle ilgili kendisiyle yaptığım mülakatta, “28 Şubat darbelerin duvara tosladığı tarihtir” demişti. 28 Şubat darbelerin duvara tosladığı tarih olmadı… Çünkü her iktidarın bilerek isteyerek göz yumduğu, palazlandırdığı, siyasi gücünden faydalanmak için el verdiği FETÖ’cülerin 15 Temmuz’da silahlı bir kalkışma yapabileceğini hiç kimse tahmin etmiyordu. Devlet erki, her dönemde daha da büyüyen ve hâlâ devletin içindeki makamlardan temizlenemeyen bu bukalemunlar için, “Kandırıldık” diyerek bu süreci geçiştirdi… Bereket, milletimizin feraseti ve basiretiyle bu badireyi atlattık.

Cinnet tarihine düşülen bu karanlık nottan gerekli dersi almaktır asıl olan!



HABERLER