MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN TAVÎLALI ÜNLÜ KÜRT NAKŞİBENDİ-HALİDÎ ŞEYİ ŞEYH ALİ HÜSÂMEDDİN'E GÖNDERDİĞİ, BUGÜNE KADAR BİLİNMEYEN MEKTUBUNU YAYINLIYORUZ

Müfid Yüksel Independent Türkçe için yazdı

Irak-Süleymaniye/Gülanber, Tavîla’li Ünlü Kürt Nakşibendî-Hâlidî Şeyhi Şeyh Ali Hüsâmeddîn En-Nakşibendî El-Hâlidî’nin Yunanlılara Karşı İstiklâl Savaşının Zaferle/Gâlibiyyetle Neticelenmesi Dolayısıyla TBMM Başkanı Ve Başkumandan Mustafa Kemal’e Gönderdiği Tebrik Mektubuna Mustafa Kemal’in Gönderdiği Cevabi Mektup: 

3.jpeg

12-.jpeg

 

4.jpeg

 

1.jpeg

 

5.jpeg

 Mühür: 

انّما المؤمنون اخوة فاصلحوا بين اخويكم
١٣٣٨\١٣٤٠
الرياسة العمومية للتشكيلات الملّية للجزيرة و العراق

Şifre mahlûlü

Gülanber civârında, Tavîla’da mukîm Şeyh Hüsâmeddîn Efendi’nin Başkumandan Müşîr Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Revanduz Müfrezesi Kumandanlığı delâletiyle gönderdiği ( ر ا ز ل) ( ت  سی  ی ر  ه  ی  ن )  ( بهه  ف  ل  ه ) müşârunileyhe arzedilmiş. Alınan cevap aynen zîrdedir. İrsâl ettirilmesini ricâ ederim.

Şark Cephesi Kumandan Vekili

Ali Said

 2- 12-12- 38    2034 numarasıyladır.

Sûret

Tavîla’da Tarikat-ı Aliyye-i Nakşiyye Dergâhı Postnişîni Şeyh Hüsâmeddîn Efendi Hazretlerine:

Mübârek vatanımızın garp kısmında Avn-i Hakk’la Yunanlılara karşı ihrâz edilen gâlibiyyet ve muvaffakiyetten dolayı beyân-ı tebrîkât ve teveccühâtı hâvi olarak bi’l-vâsıta irsâl buyurulan mektûbu kemâl-i memnûniyetle aldım. Şahsım ve kahraman ordumuz hakkında ibrâz buyurulan hissiyât-ı samîmaneden pek mütehassis oldum. Arz-ı teşekkür ederim.

Sâhib-i Hakîkî olan Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve inâyeti, Hazret-i Resûl-i Ekrem’in imdâd-ı ruhânîsi ve zât-ı âli-yi reşâdetpenâhîleri gibi zevât-ı kirâmın maddi ve ma’nevî himmetleriyle vatanımızın mütebâkî aksâm-ı mübârekesinin de an karîb vücûd-i a’dâdan tathîrini temennî etmekde olduğumu beyân ile duânızı dilerim efendim.

Türkiya Büyük Millet Meclisi Reisi
Başkumandan Gâzî Mustafa Kemal 

 

Atatürk.jpg

Aslına Mutâbıktır.

Reşâdetlu Fazîletlu Üstâd El-Ârifu Billâh Şeyh Hüsâmeddîn Efendi Hazretlerine Takdîm. 

El-Cezîre Ve Irak Harekât-ı Milliye-i Umûmiyye Kumandanlığı

Mühür:

انّما المؤمنون اخوة فاصلحوا بين اخويكم
١٣٣٨\١٣٤٠
قالرياسة العمومية للتشكيلات الملّية للجزيرة و العرا

 

Günümüz Türkçesiyle:

Mühür:

Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin aralarını bulun/aralarında sulh yapın (Kurân-ı Kerim, Hucûrât Suresi, 10)

1338/1340

El-Cezîre Ve Irak, Milli Teşkilâtı Genel Başkanlığı


Şifre çözümü

Gülanber civârında, Tavîla’da ikamet eden  Şeyh Hüsâmeddîn Efendi’nin Başkumandan Müşîr Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Revanduz Müfrezesi Kumandanlığı aracılığıyla gönderdiği ( ر ا ز ل) ( ت  سی  ی ر  ه  ی  ن )  ( بهه  ف  ل  ه ) kendisine arzedilmiş/sunulmuş. Alınan cevap aynen aşağıdadır. Gönderilmesini ricâ ederim.

Şark/Doğu Cephesi Kumandan Vekili
Ali Said

Sûret

Tavîla’da Yüce Nakşi Tarikatı Dergâhı Postnişîni Şeyh Hüsâmeddîn Efendi Hazretlerine:

Mübârek vatanımızın batı  kısmında Hakk’ın (Allah’ın) yardımıyla Yunanlılara karşı elde edilen gâlibiyyet ve başarıdan dolayı tebrik beyanını ve yakın ilgiyi içeren ve aracı ile gönderilen mektûbu tam bir memnûniyetle aldım. Şahsım ve kahraman ordumuz hakkında gösterilen/ifade edilen samimi duygulardan pek mütehassis oldum.Teşekkürümü sunarım.

Gerçek sahibimiz olan olan Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve inâyeti/yardımı, Hazret-i Resûl-i Ekrem’in imdâd-ı ruhânîsi ve zât-ı âli-yi reşâdetpenâhîleri gibi zevât-ı kirâmın maddi ve ma’nevî himmetleriyle vatanımızın mütebâkî/geriye kalan mübarek bölgelerinin de yakın zamanda düşmandan temizlenmesini temennî etmekde olduğumu beyân ile duânızı dilerim efendim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Başkumandan Gâzî Mustafa Kemal


Şeyh Ali Hüsâmeddin kimdir?

Nakşibendiyye tarikatının Hâlidiyye kolunun kurucusu Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî Şehrezorî’nin ilk halifesi Tavîla/Biyâre’li Şeyh Osman Siracuddin’in torunudur.

Şeyh Osman Siracuddin’in büyük oğlu Şeyh Muhammed Bahauddin’in oğludur. 
 

28.jpeg


23 Safer 1278/20 Ağustos 1861 tarihinde Halepçe’ye bağlı Tawîla köyünde doğmuştur.

Önce babasının yanında, genç yaşta iken, babası vefat edince amcası Şeyh Ahmed Şemsuddîn Efendi’nin terbiyesinde büyümüştür. Kuvvetli bir tahsil görmüştür. Yüksek bir ilmi deceye sahip olmuş olup, talebe yetiştirmiştir.

Fıkıh ve Nahiv ilminde bir derya idi. Bazı ilmi eserleri, mektupları ve Divânı vardır.
 

24.jpeg


Biyâre ve Tavîla çevresindeki köylerde imar faaliyetlerinde bulunmuş, Bahekon köyünde yeni bir Tekye/Dergah binası inşa etmiş, Gülb köyünde de babasının yaptırmış olduğu dergahı genişletmiştir. 

Bağegun’deki Tekke’de postnişin olmuş bazı zamanlar da Tavila’da dedesi Şeyh Osman Siracuddin’in dergâhında ikâmet etmiştir.
 

ş.jpg

Mevlâna Hâlid-i Şehrezorî Bağdâdî Hazretlerinin ilk halifesi Şeyh Osman Sirâcuddîn Tavîlevî Hazretlerinin (Vefatı:6 Şevval 1283/12 Şubat 1867) Tavîla köyündeki Dergâh-ı Şerîfi ve Türbesi. Ve İngiliz İşgâl Kuvvetleri


Yanısıra bazı köylerde büyük çiftlikler, bostanlar, sayfiyelikler oluşturmuş, tarım ve hayvancılıkla uğraşmıştır. 

Şeyh Ali Hüsâmeddin 27 Zilhicce 1358/1938  tarihinde Bahekon’daki dergâhında vefat edip orada defnedilmiştir.

Şeyh Rıza et-Tâlebânî’nin Şeyh Ali Husamuddîn hakkında yazdığı Farsça bir medhiye divânında bulunmaktadır. (Şeyh Rıza Tâlebânî, Dîvân,1946:164-165) 
 

19.jpeg

 

23.jpeg

 

25.jpeg

 

16.jpeg

 

41.jpeg

 

42.jpeg

Şeyh Ali Hüsâmeddin Efendi'nin Bahekon Köyündeki Dergâh Ve Türbesi


Şeyh Ali Husamuddîn Efendi Kürdçe, Farsça, Arapça ve Türkçe’yi okuyup yazıp gayet iyi konuşabiliyordu.Müritlerinden Erbilli Ali Efendi Şeyh’in hakkında, hayatını ve menakıbını anlatan Sirâcu’t-Tâlibîn adlı Farsça bir eser yazmıştır. 
 

krt.jpg


Ayrıca, Sami Dihkanî’nin yazdığı Şeyh Ali Hüsâmeddin’in Menâkıbı ile ilgili “Sirâcu’s-Sâlikin” adlı bir eser daha mevcuttur.
 

k2.jpg


Çocuklarından Şeyh Muhammed ve Şeyh Mu’tasım meşhur olmuş olup, Şeyh Muhammed daha sonra bölgede şöhret olan Şeyh Ahmed Tavili’nin de babasıdır.

Şeyh Ali Hüsâmeddin Bir hayli müride sahip olmuştur. Çok sayıda halifesi de vardı. Anadolu’da da halifeleri bulunmaktaydı. 
 

18.jpeg

 

34.jpeg


Anadolu’daki halifelerinin en ünlüleri Cizreli Şeyh-i Meczub lakaplı Şeyh muhammed Said Seyfeddin’di. Şeyh-i Meczub Muhammed Said Seyfeddin 1331/1913 ’te 40’lı yaşlarda Cizre’de vefat etmiştir. 

Şeyh-i Meczub Şeyh Muhammed Said Seyfeddin’in  مختار السلوك والإحسان في بيان الوصول الی ملك الملوك و طريقة الخواجگان   adlı Arapça bir eseri olup, “İlmi ve Tasavvufi İhsan Yolu” adıyla Süleyman Kaya tarafından Türkçe’ye çevrilip  adıyla ilkin 1973’te basılmıştır. 

Şeyh Ali Hüsâmeddin’in Anadolu’daki diğer bir halifesi de Haşim Haşimi’nin babası “Divân-ı İrfan” sahibi Merhum Seyyid Muhammed Kadri Hazîn El-Haşimi’ydi. 

1317/1900 Tarihinde Cizre’de Seyyid sülalesine mensup olan bir ailede dünyaya gelen Seyyid Muhammed Kadri Hazîn El-Haşimi ilkin Şeyh Muhammed Said Seyfeddin’in yanında tarikat terbiyesi görmüş, ancak kendisi daha 10’lu yaşlarda iken Şeyh-i Meczûb Muhammed Said Seyfeddin vefat ettiğinden hayatta olan şeyhi Şeyh Ali Hüsâmeddin’e intisap edip, seyr u sülukunu onda tamamlayarak ondan hilâfet almıştır. 

Cizre’de irşad faaliyetlerini sürdürüp, 12 Kasım 1961’de vefat edip, Cizre’de defnedilmiştir.

Divân-ı İrfân’ı talebesi/halifesi merhum Süleyman Kaya tarafından tertib edilip basılmıştır. 

Not:

Mektup Şeyh Ali Hüsâmeddin’in Erbil’deki torunu Şeyh Adnan Efendi’nin izniyle ilk kez yayınlanmaktadır.

Şeyh Adnan Efendi’ye ve mektubu bize gönderme lütfunda bulunan dostumuz Mehmet Kapkiç’e teşekkürü borç biliriz.
 

35.jpeg


Ek Bölüm -  1

Tavîla Nakşibendî-Hâlidî Şeyhleri

Tawîlalı Şeyh Osman SiracuddinNakşibendiyye’nin Hâlidiyye kolunun kurucusu Mevlâna Hâlid eş-Şehrezorî’nin (vefatı:1242/1827) halifelerinden ve ilk hilâfet verdiği kimsedir. 

Kaynaklarda Hazret-i Hüseyn’in neslinden geldiği rivayet olunmaktadır.

Tevellüdü 1195’tir. Irak Kürdistanı’nda Süleymaniye sancağının Tawîla köyünde tavattun ettiğinden bu köye nisbet olunmuştur. 
 

43.jpeg


Biyare, Hurmal ve Harpanî gibi çeşitli yerlerde medrese tahsili gördükten sonra, Bağdat’a gelir. Bu medreselerde Mevlâna Hâlid ile beraber olur. Burada Abdülkadir-i Geylânî Hazretlerinin külliyesinde medrese tahsiline devam eder.

Kürtler arasında Fakî Osman diye anılan Osman Siracuddin Efendi, Bağdat’ta iken o sıralarda buraya yerleşmiş olan Mevlâna Hâlid ile 1226 yılında tekrar karşılaşır ve ona intisap eder. İki yıl sonra 1228 tarihinde ondan tarikat icâzeti alır. Kırk yıldan fazla Tawîla ve çevresinde irşad faaliyetini sürdürür.

6 Şevval 1283/12 Şubat 1867 tarihinde Salı günü seksensekiz (88) yaşında iken Hakk’ın rahmetine kavuşur. Tawîla’da evinin bahçesinde defnedilir.
 

01-.jpg

Mevlâna Hâlid Eş-Şehrezori El-Bağdâdî hazretlerinin ilk halifesi Şeyh Osman Siracuddin Et-Tavîlî'nin, Irak-Süleymaniye Tavîla'daki Türbesi


Şeyh Osman Siracuddin’in bir çok halifesi bulunmuştur. Mevlâna Hâlid’in diğer bir halifesi Seyyid Taha en-Nehrî’nin (vefatı: 1269) yanısıra, Kürt bölgelerinde Nakşibendî-Halidîliği en fazla yayanlardan biri Şeyh Osman Siracuddin ve halifeleri olmuştur.

Anadolu’daki en önemli halifesi Şeyh Muhammed el-Firsafî el-Hazîn olmuştur. Siirt’in Firsaf köyünden olup, 1308 tarihinde vefat eden Şeyh el-Hazîn ailesinden en son, Şeyh Muhammed Kâzım postnişîn olup, 1997’de vefat etmiştir. 

Şeyh Osman Siracuddin’den sonra ise Tawîla ve Biyare’de yerine büyük oğlu, Şeyh Muhammed Bahauddin postnişîn olur.

Bunun yanısıra, babasının vefatından sonra, Bağdat’a yerleşen diğer kardeş Şeyh Abdurrahman Ebu’l-Vefa, burada bir tekke kurar ve babasından iki yıl sonra 1285 yılında Bağdat’ta vefat ederek, Şeyh Abdülkadir-i Geylânî külliyesinin mezaristanına defnedilir.

Muhammed Bahauddin 5 Rebiu’l-evvel 1298’de vefat edince yerine, diğer bir kardeşi Şeyh Ömer Ziyauddin Efendi postnişîn olur.

1255 tarihinde Biyare’de dünyaya gelen Ömer Ziyauddin Efendi, tahsilinin ilk devresini köyünde tamamladıktan sonra, Kerkük’e gider.

Orada Kadirî meşayihinin ünlülerinden Şeyh Abdurrahman Halis et-Talebânî’nin medresesine girer ve orada medrese tahsilini sürdürür. Hatta orada bu zâtın iltifatına mazhar olur. Şeyhin oğlu ve halefi Şeyh Ali Et-Talebânî ile arkadaş olur. Medrese tahsilini onunla birlikte sürdürür. Tekyede ona özel bir oda tahsis edilir.

Burada, Şeyh Ali et-Talebânî ile beraber, o bölgenin meşhur alimlerinden, Belâğ mahallesi imamı Seyyid Muhammed’den ders alırlar.

Ömer Ziyaeddîn Efendi’nin burada refah ve bolluk içinde yaşadığını işiten babası, Şeyh Osman Siracuddin Efendi, oğlunun bu gidişle, tasavvuf ve dervişlik hayatından uzaklaşacağı endişesiyle onu geri çağırır.

Tawîla köyüne dönen Ömer Ziyaeddîn Efendi, medrese tahsiline burada devam eder, Sarf ve Nahiv ilminin yanısıra diğer âlet ilimlerinde de tahsilini tamamlar.

Bu arada, babasının yanında tarîkata da girerek, âdâb ve erkânı üzere tarikat terbiyesi ve seyr u sülukunu alır.

Aradan uzun süre geçen dervişlik hayatından sonra, babasından icâzet alarak müstahlef olur. Ancak, ağabeyi Şeyh Bahaeddîn Efendi sağ olduğu müddetçe ona bağlı kalma şartı konur.

Ağabeyi Şeyh Bahaeddîn Efendi’nin 1298 tarihinde vefatından sonra, Tawîla köyünü bırakarak yakınlardaki Biyare köyüne gider buradaki kayalık bir kanyonun içine ev inşa eder. 1300 tarihinde ev halkını buraya nakleder.

Bundan sonra ise, çeşitli şehir ve vilâyetlere yolculuk yapar. Bağdat’da Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî’nin türbesini ziyaret eder. Daha sonra, ‘Atabât’a (Necef ve Kerbelâ’da, Hz. Ali ve Hz. Hüseyin Efendilerimizin türbe-i şerîfeleri) ziyarette bulunur.

Kızırâbâd (Kızılribât), Hanekîn, Kifrî kasabalarını ziyaret eder ve bu kasabalarda birer tekye inşa ettirir. 1301 tarihinde Hanekîn, 1302 tarihinde Kızırâbâd (Sa’diyye), 1306 tarihinde de Kifrî tekkesi inşa edilir. Bu yolculuklardan sonra Biyare’ye döner ve zamanının çoğunu burada irşad ve tedrisatla geçirir.

1307 tarihinde Biyare köyünde büyük bir Hankâh ve medrese inşa ettirir. Tekye ve medresede fevkânî ve tahtânî hücreler inşa ettirir. Hem, talebe ve dervişlere hem de misafirlere hizmet edilen büyük mekanlar oluşturulur.

Biyare’deki bu medreseden kendi döneminde tanınmış birçok ulema yetişir. Bunlar meyanında, Irak müftüsü Şeyh Kasım el-Kaysî, Molla Abdullah el-Velezî, Molla Zeynulabidîn el-Nodeşî, Molla Abdullah el-Kânî, Bağdat müftüsü Şeyh Mustafa, Molla Mustafa el-Hurmalî en tanınmışlarıdır.

9 erkek evlâda sahip olan Şeyh Ömer Ziyauddîn Efendi, 22 Şevval 1318/1900 tarihinde Biyare’de vefat ederek burada defnedilmiştir. Bazı kitaplar üzerine yazdığı haşiyelerle, Kürtçe, Arapça ve Farsça gazel ve beyitlerin mevcut olduğu basılmamış bir divânı vardır.

Arapça ve Farsça mektubatı ise, Abdülkerîm el-Müderris tarafından Yâd-ı Merdan kitabının ikinci cildinde neşredilmiştir. Şeyh Ömer Ziyauddîn Efendi, ilim, irfan ve keramet sahibi bir zât olarak tanınmıştır.

Şeyh Ömer Ziyauddîn’den sonra Biyare’deki Hankâhta Şeyh Ömer Ziyauddîn Efendi’nin oğlu Şeyh Necmuddîn Efendi postnişîn olmuştur. H.1280 yılında Biyare’de dünyaya gelen Necmuddîn Efendi, ilk tahsilini amcası Şeyh Muhammed Bahauddîn ve babasının yanında ikmâl etmiştir.

Kardeşi Alauddîn ile birlikte, önce amcalarına, onun vefatının ardından babalarının yanında sâlik-i tarîkat olmuşlardır.

Keskin zekasıyla kısa zamanda ilimlerde kademe kaydeden Şeyh Necmuddîn Efendi, Biyare’de babasının irşad hizmetinde, vekili olmuştur. Babasının vefatının ardından Biyare’deki hankâh’ta postnişîn olmuş, tarikatta kemal sahibi olan Şeyh Necmuddîn Efendi 1337 tarihinde vefat ederek babasının türbesinde defnedilmiştir.

Şeyh Necmuddîn Efendi oğluna yazdığı Farsça vasiyyetnâmesi ile ünlenmiştir.

Necmuddîn Efendi’nin ardından ise dergâhta bir süre Şeyh Bahauddîn Efendi’nin oğlu Şeyh Ali Husamuddîn Efendi postnişîn olarak bulunmuştur. H.1278 yıllında Tawîla’da doğmuştur.
 

z.jpg

 

33.jpeg


Önce babasının yanında, genç yaşta iken babası vefat edince amcası Şeyh Ahmed Şemsuddîn Efendi’nin terbiyesinde büyümüştür.

Bir hayli müridi olmuştur. Sirâcu’t-Talibîn diye bir eseri vardır. 1358 tarihinde vefat etmiştir.

Şeyh Rıza et-Tâlebânî’nin Şeyh Ali Husamuddîn hakkında yazdığı Farsça bir medhiye divânında bulunmaktadır. (Şeyh Rıza Tâlebânî, Dîvân,1946:164-165)

Şeyh Ali Husamuddîn Efendi Kürdçe, Farsça, Arapça ve Türkçe’yi gayet iyi konuşabiliyordu. Şeyh Alauddîn Efendi ise, Şeyh Ömer Ziyauddîn Efendi’nin oğlu olup, 1280 tarihinde Tawîla köyünde doğmuştur. Çok kuvvetli bir medrese tahsili görmüştür. Ailesi içerisinde ilim bakımından en önde gelen şahsiyet olmuştur.

Kardeşi Şeyh Necmuddîn ile birlikte amcası Şeyh Muhammed Bahauddîn Efendi’nin yanında tarikata dahil olmuştur. Babası şeyh Ömer Ziyauddîn Efendi’nin vefatının (1318) ardından, Halepçe ile Biyare arasında yer alan Dereşiş köyüne yerleşmiştir. Bu köyde bir mesken ve tekye inşa etmiştir.

Sonra bu köyden, Havraman’daki Servâbâd köyüne göçmüş burada iki yıl durduktan sonra, İran tarafında yer alan Durûd köyüne yerleşmiş burada büyük bir medrese inşa etmiştir. İstanbul’da Yıldız Sarayı ile iyi ilişkiler kurmuş olan Şeyh Alauddîn Efendi, Sultan II. Abdülhamîd’in iltifatını kazanır.

Sultan Abdülhamîd Han tarafından kendisine aralarında birçok değerli yazma eserin de bulunduğu büyükçe bir kütüphane hediye olarak gönderilir. Gönderilen bu kitaplar Şeyh Alauddîn tarafından özel bir kütüphane binası yapılarak korunur.

Şeyh Alauddîn Efendi, bu köyde medresenin yanısıra büyükçe bir hankâh da bina ettirir. Bu hankâh kısa zamanda, bölgenin en işlek hankâhı haline gelir.

Alauddîn Efendi H. 1328 yılında Biyare’deki hankâha döner. Medresede ders vermeye devam eden Şeyh Alauddîn Efendi birçok eser de telif etmiştir. Kardeşi Necmuddîn Efendi’nin 1337’deki vefatının ardından Biyare’deki hankâhta postnişîn olmuştur.

Birçok yöreyi gezmiş olan Şeyh Alauddîn Efendi’ye Irak’taki idareciler tarafından Nakşibendiyye ve Kadiriyye tarikatlarının reisi ünvanı verilmiş, Şeyh Alauddîn Efendi de antedli mektuplarında bu ünvanı kullanmıştır.

Mektupları ve Tıbbu’l-Kulûb adlı bir eseri basılmıştır. Ayrıca 20 Receb 1363 tarihinde kaleme aldığı Kürdçe vasiyyetnâmesi de Farsça tercümesi ile birlikte basılmıştır.

Diğer eserleri ise maalesef basılmamıştır. Klasik Tıp ilmiyle de uğraşmış olan Şeyh Alauddîn Efendi, kendisine gelen hastalara şifalı bitkiler verirdi. Şeyh Muhammed Alauddîn Efendi, H.1373 tarihinde vefat etmiş olup, Biyare’de babasının türbesine defnedilmiştir.
 

ş-.jpg


Alauddîn Efendi’nin yerine Biyare’de büyük oğlu İkinci Şeyh Osman Siracuddîn Efendi postnişîn olmuştur.

H.1314 tarihinde dünyaya gelmiştir. Hayli uzun bir ömür süren Şeyh Muhammed Osman Siracuddîn Efendi 20. yüzyılda bu ailenin en renkli ve siyasi siması olmuştur.

Kuvvetli bir medrese eğitimi almıştır. Kürdçe’nin yanısıra Arapça ve Farsça’da da yed-i tula sahibi idi. Her üç dilde de mektupları ve eserleri vardır.

1958 yılında Temmuz ayındaki Abdülkerîm Kasım’ın kanlı ihtilalinin ardından, yeni askeri yönetimin baskısı yüzünden Biyare’de duramayarak babasının eski köyü olan İran tarafındaki Durûd köyüne yerleşmiş, hankâhını ve medresesini burada kurmuştur.

Babasına Sultan II. Abdülhamîd tarafından hediye edilen kütüphaneyi de yeniden bu köye taşımıştır.

İran hükümetince mülteci olarak kabul edilen Şeyh’in bir oğlu ise Tahran’da Şah tarafından alıkonularak mecburi ikâmete tâbi tutulmuştu.

Irak tarafında yer alan müritleri Irak yönetimince ağır baskı altında tutulur. Bunun üzerine Şeyh Muhammed Osman Siracuddîn’in müritleri örgütlenmeye başlayarak silahlanırlar. Silahlı müritlerden oluşan bir Peşmerge topluluğu oluşturulur.

Tarihin kaydettiği bu son silahlı Dervişler Ordusu, zaman zaman Irak askerleriyle çatışmalara da girerler. Bir süre sonra bu dervişler ordusu, daha da organize olarak, Şeyh Osman Efendi’nin küçük oğlu M. Madih’in idaresinde “Sipah-i Rızgarî” adını alırlar.

1979 yılında İran İslâm Devrimi’nin ardından, İran’daki yeni yönetim, Şeyh Osman’a karşı tavır alır. İran Devrim muhafızları Şeyh’in müritlerine ve köylerine karşı saldırıya geçer, Devrim muhafızlarıyla bu silahlı derviş ordusu arasında iki yıla yakın zaman zaman şiddetli çatışmalar olur.

Sonunda Devrim Muhafızları, Madih’in idaresi altındaki bu Peşmerge-Derviş topluluğunu dağıtırlar ve Şeyh Osman Efendi’nin hankâhının bulunduğu Durûd köyüne girerler. Köyü yağmalayıp, hankâhı yıkarlar, bu esnada Sultan II. Abdülhamîd’in hediye ettiği kütüphane de Devrim Muhafızları tarafından yağmalanır, bu kitapların bir kısmı yakılır.

Bunun üzerine tekrar, Irak tarafına geçen Şeyh Muhammed Osman Siracuddîn Efendi bir süre sonra Baas yönetiminin baskıları yüzünden Irak’ı terk ederek 1982’de Türkiye’ye gelir. Ancak o dönemde basının Şeyh’in üzerine gitmesiyle, askeri yönetim tarafından sınır dışı edilir.

Uzun zaman çeşitli Ortadoğu ve Avrupa ülkelerini dolaşmak zorunda bırakılan Şeyh Efendi, sonunda 1991 yılında Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın izniyle Türkiye’ye gelip yerleşir. Önce, Çekmece-Mimar Sinan Mahallesinde bir kaç yıl misafir olan Şeyh Osman Efendi, sonra Beylikdüzü-Çakmaklıköy’de hankâh inşa edilmesi üzerine buraya taşınır.

Şeyh Osman Siracuddîn Efendi Nakşibendî-Hâlidiliğin son büyük temsilcisi olması hasebiyle, İslâm dünyasının her yerinden binlerce insan onu ziyarete gelirdi.

Makedonya ve Kosova’dan Özbekistan’a kadar geniş bir coğrafyadan insanlar, İstanbul’a Şeyhi ziyarete gelirlerdi.

Özbek, Kırgız, Fars, Türkmen, Arnavut, Çerkes, Arap, Kürd her cins ve kavimden insanlar ve müritler hankahında bulunurdu.

Şeyh Efendi’nin bu geniş coğrafyada birçok halifeleri bulunmuştur. Bilebildiğimiz ve tanıdığımız en önemli halifesi, Lübnan’daki halifesi olan ulemadan Şeyh Hüseyin Efendi’dir.

Özbekistan, İran, Kürdistan, Ürdün, Mısır, BAE., Üsküp ve Bosna’da halifeleri vardır.

1993 ve 1995 yıllarında Şeyh Osman Efendi’yi bir kaç kez ziyaret edebilme fırsatı bulmuştum. İlk ziyaretimizde, bize İran’da Devrim muhafızları tarafından yağmalanan ve Sultan II. Abdülhamîd’in hediyesi olan kütüphaneden kurtarılabilen kitapları İstanbul’a naklettireceğini söylemişti.

Ancak daha sonra bu kitapların gelip gelmediğini öğrenemedik. 1995 yılındaki son ziyaretimizde ise bize tesbih, seccade ve bir kitabını hediye etmişti.

Âlim, fâzıl ve kâmil bir zât idi. 1997 Ocağında, 28 Şubat sürecinin arefesinde Jandarma baskısına maruz kaldı. 26 Ocak 1997’de Jandarma tarafından, Şeyh’in Çakmaklıköy’deki evine ve hankâhına baskın düzenlenir.

Jandarmanın ağır hakaretlerine maruz kalır. 103 yaşındaki Şeyh Osman Siracuddîn Efendi, bu hakaretlere daha fazla dayanamaz, aniden fenalaşarak, hastaneye kaldırılır. Dört gün sonra 30 Ocak 1997 Perşembe sabahı hastanede Hakk’ın rahmetine kavuşur.

Böylece bir asrı aşan ömrü burada noktalanır. Aynı gün Şeyh Efendi’nin sağlık durumunu öğrenmek için bu dergaha gittiğimizde, Şeyh Efendi’nin hastaneden gelen cenazesi ile karşılaşmıştık.

Ertesi gün Dergâh’ın bahçesinde Şeyh Osman Efendi için bir mezar hazırlanır ve cenaze namazı kıldırılır. Ancak Jandarmanın izin vermemesi üzerine sekiz gün defnedilmeden cenaze tabutta kalır. Sonunda Bakanlar kurulunun izin vermesiyle Şeyh’in cenazesi buraya defnedilir.

Bir süre sonra ise, 28 Şubat sürecinin alevlendiği dönemde, buradaki hankah ve ev hükümetçe yıktırılır. Halen burada sadece Şeyh Muhammed Osman Siracuddîn Efendi’nin mezarı bulunmaktadır.

Şeyh Osman Siracuddîn Efendi’nin birçok eseri olup bunlardan Kürtçe Divânı ve Siracu’l-Kulûb adlı mecmuası Arapça ve Kürdçe olarak basılmış, sonradan Farsça ve Türkçe’ye de çevrilerek bunlar da basılmıştır (et-Tawîlawî, Siracu’l-Kulûb, 1411:79-100; el-Kürdî, Muhammed Emîn, el-Mevâhib, 1329:281; Abdülkerîm Muhammed el-Müderris, 1403/1983; Tavakkoli, 2000:276-288; Bruinessen, 1992: 322; 1995:38-40, 104-106; 2000; Memiş, 2000:184-186).
 

38.jpeg

 

39.jpeg


Notlar:

Faki, Arapça’daki Fakîh kelimesinin muharrefi olup, Kürtçe’de “Medrese Talebesi” anlamına gelir.

Hanî, el-Hadâik, 1308:259; 1996:725; el-Kuda’î, 1343/1377:5, 500; 1418/1997:480; et-Tawîlawî, 1411:59; Abdülkerim Muhammed el-Müderris, 1983:376-380; Edmonds, 1957:78; el-Es’ardî, 1387/1967; Şeyh-i Meczub, 1973.

Abdurrahman Hâlis et-Talebânî, Abdurrahman Hâlis İbn eş-Şeyh Ahmed Bin eş-Şeyh Molla Mahmud ez-Zengenî.

Kadiriyye’nin Hâlisiyye şubesinin kurucusu olup, Şeyh Ahmed et-Talebanî’nin oğludur. Kerkük’ün Talebân köyünden ve Kürtlerin Zengene aşiretindendir.

1212/1797 tarihinde Talebân köyünde doğmuştur. Kuvvetli bir medrese eğitimi almıştır. Kürtçe ve Arapça’nın yanısıra Farsça ve Türkçe’yi de çok iyi öğrenmiştir. Kadirî şeyhlik icâzetini pederinden almıştır.

Pederi Şeyh Ahmed Efendi de icâzetini ceddi Şeyh Mahmud’dan almış, o ise Şeyh Ahmed el-Hindî el-Lahorî’nin halifesidir. Bu şekilde silsile Şeyh Abdülkadir-i Geylânî’ye vasıl olur.

Her dört lisanda dîvânı vardır. Mesnevî’nin ilk 18 beytine Farsça manzum bir şerh yazmıştır ki, matbudur. (Kitâbu’l-Ma’ârif Fi şerhi Mesnevi-yi Şerîf, Rızâ Efendi Basmahanesi, 1284. Bağdat).

Türkçe ve Farsça gazelleri ile şöhret bulmuştur. Bu gazellerin bir bölümü aynı kitabın ikinci kısmı olarak basılmıştır. Şiirlerinde Hâlis mahlasını kullanmışlardır. Abdülkadir-i Geylânî’nin menâkıbı olan Behcetu’l-Esrar kitabını Türkçe’ye tercüme etmiştir.

1275/1859 tarihinde vefat etmiş olup, Kerkük’teki hankâhında medfundur. Birçok halifesi olup oğulları, Şeyh Ali, Şeyh Abdülkadir ve Şeyh Rıza Talebânî’dir.

Anadolu’daki en önemli halifelerinden biri Urfalı Hacı Osman Dede Efendi’dir. Diğer bir halifesi de Urfalı Şeyh Abdülkâdir Sıddîkî Efendidir ki, Urfa Meb’usu Şeyh Safvet Efendi’nin kayınpederidir.

1315/1897 tarihinde 91 yaşında vefat etmiştir. Şeyh Abdurrahman Hâlis et-Talebânî’nin Oğullarından Şeyh Ebu’l-Muhsin Ali et-Talebânî pederinin makamına postnişîn olmuştur.

Kuvvetli bir medrese eğitimine sahipti. Fıkhi konuda basılmamış bir hayli eseri vardır. 1330 tarihinde vefat etmiş olup, Kerkük’te babasının yanına defnedilmiştir.

Onun da bir çok halifesi olmuştur. Urfa mebusu Şeyh Safvet (Vefatı:1950) bu zâtın hulefasındandır. Bunun yanısıra Harputlu Hacı Muharrem Hilmî Efendi (Vefatı:1384/1964), Besnili Halîl Baba ile Malatyalı Mustafa Hayrî Baba (Vefatı: İstanbul 1979) bu silsileye bağlıdır.

Üçüncü oğlu Şeyh Rıza Efendi (tevellüdü: 1253) ise babası gibi güçlü bir şairdi. Aynı zamanda kuvvetli bir medrese tahsiline sahipti. Kürtçe, Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlerini içeren divânı 1946 yılında yeğeni Ali et-Talebânî tarafından Bağdat’ta basılmıştır.

Bu divân’da Sultan II. Abdülhamid Han ile ilgili medhiyeler bulunduğu gibi, dönemin diğer devlet ricaline ilişkin medhiye ve hicviyeleri vardır.

Şeyh Rıza Efendi çok kere İstanbul ve Kahire’de bulunmuştur. Bu ziyaretleri sırasında, Yıldız sarayında da misafir edilmiş, Sultan II. Abdülhamid Han’ın iltifatını görmüştür. Hatta Sultan’ın emriyle hazineden kendisine maaş da bağlatılmıştır.

Son senelerinde Bağdat’ta ikamet etmiş olup, babasının orada Muradiye Camii bitişiğinde kurduğu tekkede postnişîn olmuştur.

1327/1909 tarihinde orada dizanteri hastalığından vefat ederek Şeyh Abdülkadir-i Geylânî’nin camii bitişiğindeki hazirede defnedilmiştir.

Bu sülaleden Kerkük’teki Kadirî-Halisî hankâhının son postnişîni 1992’de vefat eden Şeyh Hüsamuddin el-Hâlisî et-Talebânî idi. Şeyh Hüsamuddin et-Talebânî’nin oğlu sâbık Irak Cumhurbaşkanı ünlü Celâl Talebânî'dir.

Yine bu aileye mensup Mükerrem Talebânî 1970’li yıllarda Irak hükümetinde bakanlık yapmış olup, Irak Komünist Partisi’nin ileri gelenlerindendi.

Mükerrem Talebânî 90’lı yıllarda ise, Şeyh Osman Abdülaziz’in (Vefatı: 2000) önderliğindeki Irak Kürdistan İslâmî Hareketi’ne katılmıştır. (Abdülkerim el-Müderris, 1403/1983:206, 271-72, 398-400; Şeyh Rıza Tâlebânî, Divân, 1946; Haydarîzâde, İbrahim (Şeyhülislâm), 1327:4-5; Hüseyin Vassaf, Sefîne, 1990:129-132; Tavakkoli, 2000:192; Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, 1342:30; Sadık Vicdânî, 1995:135-143; Bruinessen, 1992:221-222; 1995:17-47; 2000:13-36; Marufoğlu,1998:169).

Şeyh Ömer Ziyauddîn Efendi, bunlardan başka, 1306 tarihinde Köysancak’ta, 1310’da Biyâvile’de, 1314’te de Serdeşt’de birer hankâh inşa ettirir (et-Tawîlawî, Şeyh Osman Siracuddîn, Siracu’l-Kulûb, 1411: 76-78).

Abdülkerîm el-Müderris: Abdülkerîm Bin Muhammed el-Kürdî eş-Şehrezorî, son asırda, Irak’ta Şafi’î ulemasının ve Nakşibendî-Hâlidî meşayihinin en önde gelenlerinden birisi olup, yüzü aşkın eseri vardır. 

Yüz yaşını aşmış olan Şeyh el-Müderris bu yaşına karşın, zihni olarak son derece aktif olup, Bağdat’ta tedrisata devam etmekteydi. Ancak, 2005 Ağustosunda Hakkın rahmetine kavuştu.

Vefat etmeden bir yıl önce, Yâd-ı Merdan kitabının 2. cildini imzalayarak, arkadaşımız Şeyh Ali El-Cuburî Eş-şazelî aracılığıyla bize gönderme lütfunda bulunmuştu. Allah (C.C) rahmet eylesin.

Nakşibendilik üzerine Soranî kürdçesiyle yazdığı iki ciltlik Yâd-ı Merdan adlı hacimli araştırma eseri bu konuda çok önemli bilgi ve belgeleri içerdiğinden Türkçe’ye çevrilmesi Türkiye’deki Nakşibendilik araştırmaları açısından bir hayli yararlı olacaktır.

Eser çok ciddi bir araştırma ve emek mahsülü olarak, Hâlidîlikle alakalı olarak son derece önemli bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. 

 

Ek Bölüm -2

Mustafa Kemal'in Sivas Kongresi öncesinde, Ünlü Kürt Nakşibendi-Hâlidî Şeyhleri Norşinli Şeyh Muhammed Ziyâeddin'e ve Halifesi Garzan/Kurtalan Zokaydlı Şeyh Mahmud'a gönderdiği 13 Ağustos 1335/1919 Tarihli Mektuplar(Bakınız Nutuk, Vesikalar, Vesika:51-52)

1-.jpeg

 

3-.jpeg

 

2-.jpeg

 

Mustafa Kemal ( Atatürk) ‘in Norşinli Şeyh Muhammed Ziyauddin Efendi’ye Gönderdiği 13 Ağustos 1335/1919 Tarihli Mektubun Sûreti:
 

v.jpg

 

Vesika: 51                                               

13 Ağustos 1335

Şeyh Mahmud Efendi Hazretlerine,

Faziletlu Efendim,

Makâm-ı Mualla-yı Hilâfete ve Saltanat-ı Osmâniyye’ye olan ravâbıt-ı hakikiyeleri ve vatan-ı azîzimiz hakkındaki alâka-i kat’iyyeleri cümlenin ma’lum ve müsellemleridir. Harb-i Umûmî’nin ma’kûs neticesi düşmanlarımızı çok fırsatlar bahşeylediğinden mütârekeden beri devlet, millet ve vatanımız hakkında revâ görülen tecâvüz ve teaddiler gayr-i kâbil-i tahammül ve kabul dereceye vâsıl olmuştur. Hilâfet ve saltanatın izmihilâline ve vatanımızın ermeni ayakları altında çiğnenmesine ve milletimizin Ermenilere esir olmasına rızâ gösterecek hiçbir Müslüman tasavvur edilemez. Düşmanlarımızın her taraftaki teşebbüsleri hep vatanın parçalanması ve milletimizin esir olması gâyelerine ma’tuftur. Milletten kuvvet alamayan ve esir vaziyetinde bulunan hükümet-i merkeziye aczden başka bir şey gösterememektedir.

Milletin yekvücud olarak kuvvet ve kudretini cihâna göstermesinden başka çâre-i halâs ve nokta-i istimdâd kalmamıştır. Bu sebeple senâverleri resmi makâm ve sıfatımın hayluletini gördüğümden derhâl silk-i askerîden istifâ ederek vatan ve milletimizin halâs-ı tâmmına kadar milletle beraber ve milletin içinde çalışmağa karar verdim. Zât-ı âlileri gibi fedâkâr, vatanperver dindaşlarımın benimle beraber çalışacağınıza mutmainim. Bu def’a Erzurum Kongresince takarrur ettirilen beyannâme ve nizamnâmelerden takdim ediyorum. O havâlice tevsî’ ve takviye-i teşkilât zımnında sarf-ı lakderet buyurulmasını ricâ ederim. Yakında Sivas’ta in’ikâd edecek olan umûmî bir kongre ile de daha nâfi’ ve kat’i netâic elde edileceği şüphesizdir. O havâlide İngilizlerin muğfil telkinâtının önüne geçilmesi pek ziyade lâzımdır. Cenâb-ı Hakk cümlemize muvaffakiyetler ihsân buyursun.

Gözlerinizden öperim efendim. 

Sâbık Üçüncü Ordu Müfettişi 

Mustafa Kemal

(Bkz. Nutuk, Vesikalar bölümü, Vesika: 51)


Mustafa Kemal ( Atatürk) ‘in Norşinli Şeyh Muhammed Ziyauddin Efendi’ye Gönderdiği 13 Ağustos 1335/1919 Tarihli Mektubun Sûreti:

 

v1.jpg

 

v2.jpg

 

v3.jpg

Norşinli Şeyh Muhammed Ziyâuddin

 

VESİKA 52                                                                

13 Ağustos 1335 (1919)

Norşinli Meşâyih-i İzâmdan Şeyh Ziyauddin Efendi Hazretlerine

Fazîletlu Efendim,

Zât-ı fâdılânelerinizin Harb-ı Umûmî’nin imtidâdınca Osmanlı Ordusuna îfâ eylemiş olduğunuz hidemât-ı bergüzîdelerine ve makâm-ı muallâ-yı Hilâfet ve Saltanata göstermiş olduğunuz ravâbıt-ı kalbiyelerine yakından muttali’ bulunuyorum. Bu sebeple zât-ı âlinize kalben pek büyük hürmetim vardır. 

Bugün makâm-ı Hilâfetin, Saltanât-ı Osmâniye’nin ve vatan-ı mukaddesimizin düşmanlarımız tarafından nasıl rencide edilmekte ve vilâyât-ı şarkiyemizin Ermeniler’e hediye edilmesinde ısrar olunmakta olduğu ma’lûm-ı ârifâneleridir. Millete istinad etmeyen İstanbul’daki hükümet-i merkeziye bütün bu düşman taaddileri karşısında âciz ve nâçîz kalarak hukûk-ı millet ve memleketi müdafaa edememekte olduğu tahakkuk etmiştir. Bu sebeple milletimizin mevcûdiyetini ve vahdetini bütün cihâna göstermek ve hukukumuzun ‘indi ve şahsi kararlarla imhasına müsaade edemeyeceğimizi anlatmak maksadıyla senâverleri resmî makâm ve sıfatımdan tecerrüd ederek milletin içinde ve milletle beraber çalışmaktan başka çare göremedim ve derhal askerlikten istifâ ettim. 

Vekâyi-i elîme te’sîriyle her tarafta teşekkül eden millî ve vatanî cem’iyetlerin murahhaslarından mürekkeb olmak üzere Erzurum’da in’ikâd eden bir kongre ile 
“ Şarkî Anadolu Müdafaa-yı Hukûk Cem’iyeti “ teşekkül etti ve vahdet-i milliyemizi dahil ve hârice karşı temsil eylemek üzere bir hey’et-i temsiliye Kabul edildi. Bu hususâta dair beyânnâme ve nizâmnâmelerden zât-ı ulyânıza takdîm ediyorum. Zât-ı fâdılâneleri cem’iyetimizin en muhterem a’zâsından bulunduğunuz cihetle istihsâl-I maksad-I mukaddes için cümlece müsellem olan himmet ve gayretlerinin teşkîlâtımızın o havâlice tesri’i husûlüne ve muzır düşman telkinâtının izâlesine masrûf olacağına mutmainim. Birkaç güne kadar Garbî Anadolu ve Rumeli’nin bilcümle vilâyâtından gelmekte olan murahhaslarla da umûmî bir kongre sivas’ta akdolunacaktır. Cenâb-ı Hakk’ın avn u inâyeti ve Peygamber-i Zîşânımız’ın feyz u şefaati ile umûm milletimizin bir noktada müttahid olduğunu ve hukukunu muhafaza ve müdafaaya kadir olduğunu cihâna göstereceğiz.

Karîben Meclis-i Meb’usânımızı açtırmak ve millete müstenid kuvvetli bir hükümeti mevki-i iktidâra geçirerek selâmet-i vatanı te’min eylemek müyesser olacaktır.

Muhabbet ve hürmetlerimin kabulünü ricâ ve o havâlideki bilcümle vatandaşlarıma selâmlar ithâf eylerim Efendim Hazretleri.

Sâbık Üçüncü Ordu Müfettişi
Mustafa Kemâl

(Bkz. Nutuk, Vesikalar bölümü, Vesika: 52)

Haber Kaynak : Independet Türkçe