Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Miraç Sarı: "İslami duyarlılık hiçbir etnik kökeni kutsamazken toplumsal duyarlılık farklı olanı şeytanlaştırıyor, mültecileri nefret objesi haline getiriyor."

Özgün İrade Dergisi 2020 Temmuz Sayısında "Vicdan... Maşeri Vicdan" dosya konusunda, konu ile ilgili olarak 'soruşturma' başlığı altında gençlere cevaplamaları düşüncesiyle , birkaç genç kardeşimize "konu ile ilgili" soru yönelttik.

AKDAV Ortaöğrenim Komisyonu'ndan Miraç Sarı'nın, konu ile ilgili sorulara verdiği cevabî metin...

ÖZGÜN İRADE: S-1- toplumumuzun yeterince İslamî hassasiyetlere sahip olduğunu ve insanlığın sorunlarına karşı bir ortak vicdan geliştirebildiğini düşünmekte misiniz? bu konudaki eksikliklerin sebebi ne ve giderilmesi için ne yapılmalı?

MİRAÇ SARI: Anadolu'da geleneksel bir dini hassasiyetin olduğunu söyleyebiliriz ancak bu hassasiyetler kültürel bir biçim olarak hayatımıza yerleştiği için İslami bir yaşantı iddiası toplumun ahvalini karşılamıyor, gerçekliğin uzağında kalıyor. Dünyanın çeşitli yerlerindeki insanların maruz kaldığı sorunlara karşı çözüm arayışlarının olduğunu ve bu konuda gayret edildiğini söylemek mümkün. Bununla beraber bu gayretlerin sınırlı ve sembolik kaldığını görüyoruz. Üzülerek söylemek gerekir ki insanlığın sorunlarına karşı toplumun geniş kesimleri bir araya gelip ortak hareket edemiyor .Toplumun içerisindeki her grup belli sorunlar ile ilgili duyarlılığa sahipken başka konular ile ilgilenmiyor. İnsanların bir haksızlığa karşı pozisyon alırken haksızlığın kime yapıldığına ve kim tarafından yapıldığına bakarak hareket ediyor olması maalesef vicdanları yaralayan bir tablo olarak karşımızda duruyor. Herkesin sahip çıktığı kendi mazlumu ve karşı durduğu kendi zalimi var adeta. Bu aynı zamanda herkesin sessiz kalarak sahip çıktığı beslediği bir zaliminin var olduğunu da gösteriyor. İnsanların vicdani reaksiyonlarını siyasal iklim de şekillendirebiliyor. Siyasal konjonktürün görmek veya göstermek istemediğini toplum da görmezden gelebiliyor. Buna sorgulanmasına müsaade edilmeyen tabu haline gelmiş siyasi dönemler ve aktörler ile beraber aydınlatılmayı bekleyen davalardan onlarca örnek gösterilebilir. Tüm bu gelişmeler ortak bir vicdanın gelişmesinin önünü kapatırken toplumun adalet ve güven duygusunu zedeliyor. Diyalog kanallarını kapatarak toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelmesini engelliyor.Sorunlarımızın çözülemiyor oluşunun sebeplerinden biri de bu sorunların çözülebileceğine dair inancımızın olmayışı.Bize düşen her şeyden evvel sorunlarımızın çözülebilir olduğunun farkına varıp buna inanarak hareket etmek. En temel ilke olarak haksızlığa karşı kimliğine bakmaksızın mazlumun yanında olmak. Farklı gruplarla diyalog halinde olup istişare ederek hareket etmek. Burada Sivil toplum kuruluşlarına büyük sorumluluklar düşüyor. Sivil toplum kuruluşları siyasallaşmadan topluma öncülük etmeli, insanlığın sorunlarıyla ilgili kamuoyu oluşturarak ortak vicdanın sözcüsü olmalı. İnsanlık sorunlarının vurgulandığı temalar tiyatro ,sinema ve müzik gibi sanat dallarında işlenerek sosyal mesajlar verip farkındalık uyandırmalı.

2- Öteki'ne bakış açımızı ve bu konudaki hassasiyetimizi ne belirlemekte? Mesela Kürt sorununa, göçmenlere, gayrimüslimlere ve hatta siyahilere bakışımızın vicdanla bir ilgisi var mı?

MS: Herkes etnik, dini ,mezhebi kimliklerine göre kendisi dışındakileri öteki olarak görür. Bir Müslüman için belirleyici olan İslam’ın esasları olup üstünlüğün takvada olduğu ve her insanın tarağın dişleri gibi eşit kabul edildiği İdeal olan düzendir. Farklılıkları değerlendirmede elbette ki ortak vicdan önemli bir unsur . Ortak vicdan empati yaparak değerlendirme yapmamızı sağlar. Farklılıkları tehdit olarak değil zenginlik olarak algılayan bir perspektif sunar. Bu beraberinde güvenlikçi ve otoriter eğilimi değil özgürlükçü ve kapsayıcılığı on plana çıkarır. Bireyin sahip olduğu tüm hakların herkesin de sahip olması gerekliliğine inanır. Mülteciler ,gayrimüslimler ve Kürt sorunu gibi toplumun ihtilafa düştüğü konularda ortak vicdan insanın bakışını insan hakları ve demokrasi bağlamında değerlendirmesine yönlendirir. Geniş kitlelerin dışladığı, tehdit olarak algıladığı bu insanlar için eşit bir yasal statü ile haklarını güvence altına alınmasını savunan bir perspektif kazandırır.

3-ABD'yi veya İsrail'i ırkçılık meselesinde suçlarken, benzeri konularda bize ne düşmekte ve ne yapmaktayız? Bu konuda toplumsal duyarlılıkla İslami duyarlılığın farkı ne? Müslümanlar bu hususta yeterince duyarlılar mı ve bu tür sorunları çözmek için yeterli gayreti gösterebilmekteler mi?

MS: Bu konuda tutarsız bir toplum olduğumuzu söylemek durumundayız. Bunun temel sebebi milliyetçi ve devletçi reflekslere sahip olunması. yurt dışında yapılan İslam karşıtı ve Türk karşıtı olaylarda haklı olarak sert tepkiler gösterilir ancak benzer uygulamalar kınayanlar tarafından yabancılara karşı uygulanır. Türkiye'de yabancıların ve mültecilerin maruz kaldığı kötü muameleler birçok kez içimizi acıtacak şekilde haberlere konu olmuştur. Yurt dışında yapılan hükümet karşıtı protestolarda polisin sert müdahalesi şiddetle kınanırken ülkemizde herhangi bir kolluk gücünün görevini kötüye kullanıp hukuk dışı yaptığı eylemler meşrulaştırılmaya çalışılır öyle ki kolluk güçleri kutsanır. Karşı taraf terörize edilir. Güvenlikçi kaygılar on plandadır. Farklı olanın görünürlüğü tehdit olarak algılanır. Mülteciler ve ırkçılık konusunda İslami camianın duyarlı olduğunu ve sorunları çözmek için gayret ettiklerini düşünüyorum. Bu konuda İslami duyarlılık hiçbir etnik kökeni kutsamazken toplumsal duyarlılık farklı olanı şeytanlaştırıyor, mültecileri nefret objesi haline getiriyor. Burada daha da tehlikeli olan husus toplumda kabul görmesi için yapılan ırkçı kampanyalarda İslami söylemlerin dahil edilerek istismar edilmesi.


Haber Kaynak : Haber Duruş Haber Merkezi