YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Milyonlarca memurun özlük hakları hala güncel olmayan kararnameyle yürütülüyor

Yeni Şafak Gazete ekonomi yazarı Ahmet Ünlü, yayımlanan yazısında memurların özlük haklarının, hala güncel olmayan kararnameyle yürütüldüğünü ifade ediyor.

Daha önce bu konuyu gündeme getirmemize rağmen maalesef Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'ndan hiçbir ses çıkmamıştır. Siz ne yazarsanız yazın herkes bildiğini okuyor. 3 milyondan fazla memur kesiminin maaşlarının hala güncel olmayan bir mevzuata emanet edilmesini doğrusu anlamakta zorlandığımızı ifade etmek isteriz.

3 milyonun üzerindeki bir memur kesiminin maaşlarının hesabında esas alınan bir mevzuatın güncelliğini kaybetmesi ve birçok soruna çözüm üretememesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir sorundur. Daha önce memurlar hakkında uygulanan birçok mevzuatın güncelliğini kaybettiğini belirtmiştik. Ancak, ilgililerden şu ana kadar çözüme yönelik herhangi bir adım atıldığını göremedik.

Bu bağlamda, Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı 2006 yılında yürürlüğe konulmuştur. Ancak, geçen zaman içerisinde birçok değişiklik yapılmasına rağmen büyük oranda güncelliğini kaybetmiştir. Güncel olmayan bir mevzuatla yaklaşık 3 milyon memurun özlük haklarının düzenlenmesini doğru bulmuyoruz. Özellikle 666 sayılı KHK sonrasında yeni bir anlayış ve yaklaşımla yeni bir kararnamenin düzenlenerek yaklaşık 3 milyonun üzerinde memurun kangren olmuş sorunlarına çözüm getirilmesi gerekmektedir.

Kararnamedeki güncel olmayanörnekler

Daha önce yazdıklarımız anlaşılmadığı için örneklerle açıklamak gerekirse, Yanödeme Kararnamesinin birçok bölümü kaldırılan veya ismi değiştirilen kurumlar ile eklenen veya kaldırılan unvanlar nedeniyle güncelliğini kaybetmiştir. Kararnamenin Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın internet sitesinde yer alan en güncel halinde Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı personeline ödenecek zamları görüyoruz. Halbuki bu başkanlığın adı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı olmuştur.

Yine Yanödeme Kararnamesi'nde Devlet Planlama Müsteşarlığı'nın zamlarının yer aldığı bölümü görüyoruz. Böyle bir müsteşarlığın olmadığını izaha dahi gerek yoktur. Kararnamede yer alan Gümrük Müsteşarlığı ise kaldırılarak Ticaret Bakanlığı'nın içerisine alınmıştır. Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ve Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü'nün olup olmadığını okuyucularımızın takdirine bırakıyoruz.

Kararnamede o kadar çok kaldırılan ya da ismi değiştirilen kurum veya unvan var ki güncel olmayan bunlar gibi birçok unsuru tek tek sayabiliriz ama buna gerek olmadığını düşünüyoruz. Şayet kararnamenin güncellenmemesinin gerekçesi daha önce çalışanların dondurulan maaşlarının korunması ise bunun yolunun da bu olmaması gerekir. Konulacak bir geçici madde ile şayet bu konuda sorun varsa bu sorunda çözülebilir.

5510 sayılı Kanun'la müfettişlerle uzman maaşları arasındaki fark artıyor

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 15.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte memurların maaşlarından yapılan sigorta kesintisi kalemleri değişti. Bu değişiklikle birlikte eski yeni memur ayrımı gündeme geldi.

Bu bağlamda 5510 sayılı Kanun'a tabi müfettişlerin maaşlarıyla kariyer meslek mensubu olarak nitelendirdiğimiz uzmanların maaşları arasındaki farkta ortaya çıkmaya başladı. Bir örnek vererek konuyu açıklamak gerekirse; aynı şartlarda olan 5/1 inci derecede olan bir müfettiş 7.343 TL alırken, bir sosyal güvenlik uzmanı 7.523 TL alacaktır. 5510 sayılı Kanun öncesinde bu durum müfettişler lehineydi.

Eski ve yeni müfettiş maaşını karşılaştırırsak; 5434 sayılı Kanun'a tabi olarak görev yapan ve 1/1 dereceden aylık alan bir müfettiş 9.298 TL alırken, 5510 sayılı Kanun'a tabi olarak görev yapan ve 1/1 dereceden aylık alan bir müfettiş 9.057 TL alacaktır.

Kamu kurumları ile üniversite iş birliği nasıl arttırılır?

Kamu kurum ve kuruluşları ile üniversiteler arasında adeta duvar örülmüş gibidir. Çok ciddi bir ihtiyaç olmadığı sürece birbirlerinin kapısını çalmazlar. Halbuki üniversitelerin birikimlerinin kamu kurumları ile paylaşılması ciddi bir sinerji oluşturacaktır.

Bu kapsamda bazı kamu kurumları 2547 sayılı Kanun'un 38'inci maddesine göre öğretim elemanlarını görevlendirme yoluna gitmektedirler. Ancak, bu durum oldukça sınırlıdır. Hatta bazı kamu kurumları 2547 sayılı Kanun'un 38'inci maddesine göre görevlendirmeyi hiç kullanmamıştır. Her ne kadar bu madde gereğince yapılan ödemeler oldukça düşük olsa da konunun ücreti aşan bir boyutunun olduğunu ifade etmek isteriz.

Özellikle bazı kamu kurumları vardır ki bunların üniversitelerle yakın iş birliği yapmaları kaçınılmaz hale gelmiştir. Bilgi çağında benim bilgiye ihtiyacım yoktur diyecek bir kurumu düşünemiyoruz. Bu nedenle bilgiye en fazla ihtiyaç duyan kurumlar arasında Dışişleri Bakanlığı'nın olduğunu düşünüyoruz. Dış politika belirlemelerinde üniversitelerin yetişmiş akademisyenlerinden faydalanılması ülke açısından oldukça önemlidir. Acaba bu bakanlık, bu madde kapsamında üniversitelerden görevlendirme yapıyor mu ya da başka yollarla çalışıyor mu?

Yine üniversitelerin yaptıkları akademik çalışmaların da bakanlıklarla koordineli gitmesinin önemini anlatmaya dahi gerek duymuyoruz. Ortaya çıkacak faydanın karşılıklı olması kamu-üniversite iş birliğini kaçınılmaz kılmaktadır. Bu kapsamda bakanlıklarda görev yapan kariyer meslek mensuplarının uzmanlığa geçiş için hazırladıkları tezlerin de akademisyenlerin gözetim ve denetiminde hazırlanması oldukça önemlidir.

Aynı şekilde birçok bakanlığın görev alanıyla ilgili konularda akademik çalışma yapan hocaların bilgi ve tecrübelerinden faydalanılması kaçınılmazdır. Bilginin tecrübeyle kavuşması adeta toprağın suyla buluşması gibidir. Bunun zor olmadığını düşünüyoruz. Bu durum hem üniversiteler hem de kamu kurumları açısından oldukça büyük bir sinerji ortaya çıkaracaktır. Bunun için üniversite rektörlerinin ilgili bakanlıklarla diyaloğa geçmeleri gerekmektedir. Yani ilk adımın üniversitelerden gelmesi işi daha kıymetli hale getirecektir.

Burada ısrarla kaçınılması gereken husus ise akademisyenlerin yönetici kadrolarına atanmasından kaçınılması gerektiğidir. Aksi takdirde bir konuda derinliği olan bilim insanlarının rutine sokularak heba edilmesi kaçınılmaz hale gelecektir. Üzerinde durduğumuz konu akademisyenlerin bilgilerinden azami derecede yararlanılmasıdır. Nitekim birçok akademisyen (istisnalar çok azdır) yönetici kadrolarına atanarak heba edilmiştir.

Haber Kaynak : Yeni Şafak


HABERLER