Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Mehdî var mı? Gelecek mi?

Mustafa Çağrıcı yazdı;

Yakında KURAMER’in web sitesinde yayımlanacak olan bir çalışma vesilesiyle internete baktığımda mehdî ve Mesih telakkilerine ilişkin birçok sitenin bulunduğunu gördüm. Bu da konunun günümüzde yaygın bir inanç olmaya devam ettiğini gösteriyor. Dikkatimi çeken bir başka şey ise eskiler gibi şimdikilerin de mehdî inançlarını hadislere dayandırmasıdır.

Bu inanış Müslümanlara özgü değildir. Tarih boyunca birçok toplumda her şeyin kötüye gittiği ve insanların çaresiz kaldığı algısının yaygınlık kazanması, bir kurtarıcı beklentisini üretmiş veya var olan beklentiyi güçlendirmiştir. Bu kurtarıcıya Sâbiîler’de Siva, eski Mısır’da Ameni, Amerika’nın yerlilerinden Aztekler’de “Quetzalcoatl” ve Mayalarda Kukulkan, Hinduizm’de Kalki, Budizm’de Maytreya, Mecûsîlik’te Saoşyant, Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta Mesih, Müslümanlarda Mehdî adı verilmiştir. Müslümanlarda ayrıca Mesih beklentisi de var.

Hemen belirteyim ki, Kur’ân-ı Kerîm’de ne (İsa) Mesih’in gökten yere ineceği, ne de tarihin bir kesitinde yahut âhir zamanda mehdî veya başka adla bir kurtarıcının geleceği yolunda bilgi vardır. O nedenle Müslümanlarda “adalet ve bolluk getirecek mehdî” telakkisi Hz. Peygamber’in vefatından yarım asır sonra siyasal ve toplumsal sorunların artmasıyla başladı. “Şîatü Alî” (Hz. Ali taraftarları) ile mevâlî (Arap olmayan Müslümanlar), toplumu Emevîler’in “zulüm” yönetiminden kurtarıp, Peygamber devrinde olduğu gibi tekrar adalet ve barışı getirecek bir rehber ve yönetici arayışına girdiler, bu kurtarıcıya “mehdî” adını verdiler.

Bu dönemde mehdîlik anlayışını üreten asıl motif, kabilecilik ve politik ayrışma idi. Nitekim mehdîlik telakkisi önce –halifeliğin Hz. Ali ve onun soyundan gelenlerin hakkı olduğu halde Emevîler’in bu hakkı gasp ettiklerini savunan- Şîatü Alî arasında doğdu. Ardından Hâşimî, Tâlibî, Abbâsî, Emevî, Mervânî, Sufyânî, Kahtânî, Teymî gibi farklı kavim ve soylardan mehdî unvanıyla lider adayları ortaya çıktı veya çıkarıldı. Sonraları mehdî fikrinin toplum üzerindeki etkisini güçlendirmek için kavrama önce Hz. Ali taraftarlarınca, ardından muhtelif Sünnî kesimlerce dinî-mistik bir ruh aşılandı.

H H H

Başlangıçta mehdînin geleceğinden bahseden hadisler tedavülde değildi. Hadisler, genellikle ilk mehdîlik iddiasının ortaya atılmasından 90-100 yıl sonra yazıya geçirilip yayılmaya başladı. Nitekim mehdîlik davasını ilk öne süren kişi olduğu tarihî kesinlikte sabit olan Muhtar es-Sekafî 67 (687) yılında öldü. Mehdî rivayetlerini ilk kaydeden hadis âlimlerinden Abdürrezzak, Muhtar’ın ölümünden 59 yıl, İbn Ebî Şeybe 92 yıl, Ahmed b. Hanbel 97 yıl sonra doğdu ve sırasıyla 145, 170 ve 175 yıl sonra öldüler. Buna göre İslam tarihinde ilk mehdîlik iddiası, mehdî hadislerinin yazılı kaynaklara girmesinden yaklaşık bir asır önce ortaya çıkmış olmalıdır.

Ancak sonraları mehdî iddiasının dinî kisveye bürünerek yaygın bir inanış halini almasında bu rivayetler birinci derecede etkili oldu. Günümüzde de bilhassa koyu gelenekçi ve Selefî gruplar bu rivayetlere mutlak bağlıdırlar. Tarikat-cemaat yapıları da kendi manevi liderleriyle ilişkilendirdikleri mehdîlik telakkisini yaşatırken bu rivayetleri kullanırlar. 15 Temmuz kanlı darbe girişimi de aslında inançlarının merkezine rivayet kaynaklı mehdîliği de koyan böyle bir yapının başkaldırısıydı.

İslam tarihinde bu işi ilk defa hicrî 60’lı yıllarda Muhtar es-Sekafî başlattı. Muhtar, Hz. Ali’nin Havle adlı cariyesinden oğlu Muhammed b. Hanefiyye’yi mehdî ilan edip, Hz. Hüseyin’in intikamını alma parolasıyla Emevî yönetimine başkaldırdığında henüz bir ahir zaman mehdisinin geleceği inancı yoktu. Bu inanç Muhtar hareketinden iki asır sonra ortaya şöyle çıktı:

Emevîler’in yıkılmasında Abbasîler’le birlik olan Ali taraftarları darbe sonrasında hilafeti Abbasîler’e kaptırmışlar, onlara karşı giriştikleri mücadelelerde de sürekli başarısız olmuşlardı. Nihayet 11. imam Hasan el-Askerî’nin 260 (874) yılında oğulsuz ölmesiyle imamsız kalıp şaşkına dönen taraftarları ciddi bir parçalanma yaşadılar. Onlardan bir grup, Hasan’ın bir erkek çocuğu olduğunu iddia etti. Gizlenmiş (gaybet) olan bu çocuk, 12. İmam Muhammed el-Mehdî el-Muntazar yani “Beklenen Mehdî”dir. O, kıyamet öncesinde açığa çıkıp (ric‘at) dünyayı bütün kötülüklerden temizleyecektir. Bu inanç, ilk başta küçük bir grup olan İmâmiyye’nin iddiasıydı. Fakat zamanla neredeyse Şîa’nın ortak kabulü haline geldi. Hatta âhir zaman mehdîsi inancı Sünnî dünya da ortak kabul gördü.




Anahtar Kelimeler: Mehdî ? Gelecek ?