Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Kürtaj savaşları, kültür savaşları..

Abdullah Muradoğlu, “Amerikan Yüksek Mahkemesi”nin Cuma günü çoğunluk kararıyla verdiği “kürtaj”ın anayasal hâk olmaktan çıkarılmasına dair Amerikan toplumunda var olan tartışmalara değiniyor.

"Amerikan Yüksek Mahkemesi”nin Cuma günü verdiği çoğunluk kararıyla “kürtaj” anayasal hâk olmaktan çıkarıldı. Gelişmeyi daha da önemli kılan ise, kararın, Amerikan toplumunun en kutuplaşmış bir anına denk düşmesiydi. Mahkemenin Cumhuriyetçi ABD Başkanları tarafından aday gösterilen 6 yargıçtan 5’i kürtajın anayasal hâk olmadığı karar verdi. Demokrat Başkanlar tarafından aday gösterilen 3 yargıç ise karara muhalif görüş belirtti.

2018’de Mississippi Eyaleti’nde kürtaj yapan tek klinik olan “Jackson Kadın Sağlığı Organizasyonu” kürtaja kısıtlama getiren eyalet yönetimine dava açmıştı. Dava 2020’de Yüksek Mahkeme’ye taşınmıştı. Yüksek Mahkeme eyalet yönetiminin kısıtlama kararını onadığı gibi, 1973’te kürtajı anayasal hak olarak kabul edilmesine yol açan “Roe-Wade” kararını da iptal etti. Ilımlı muhafazâkâr olarak bilinen Başyargıç John Roberts, Mississippi eyaletinin kısıtlama kararını katılırken, “Roe-Wade” kararının iptalinde ayrı görüş bildirdi.

“Hıristiyan muhafazâkârlar” yaklaşık 50 yıldır” Roe-Wade” kararının iptâli için savaşım verdiler. Kürtaj, Demokratlar’la Cumhuriyetçiler, kültürel liberallerle kültürel muhafazâkârlar arasındaki savaşımın unsurlarından biriydi. Bir taraf “daha az kısıtlama”, diğer tarafsa “daha fazla kısıtlama” istiyor. Amerikan kimliğinin yapı bozuma uğradığı bir süreçte bu mesele de taraflar arasındaki “kültür savaşları”nın merkezinde oldu hep. Ancak “kürtaj yanlısı” söylem Demokratlar’ın ana akım kanadının gündemine tam olarak 2000’li yılların ortalarında yerleşti.

Cumhuriyetçi muhafazâkârlar “Roe-Wade” kararının kaldırılması konusundaki girişimlerde inisiyatifi “Federalist Toplum” isimli bir örgüte teslim etmiştiler. Katolik hukukçuların kontrol ettiği “Federalist Toplum”, Yüksek Mahkeme dahil Federal Mahkemelere yapılan atamalarda merkezi rol üstlendi. Bu üstlenme “Evanjelik-Protestan Muhafazâkârlar” ile “Katolik Muhafazakarlar”ın kutsal ittifakı olarak nitelendiriliyor. “Federalist Toplum”, Cumhuriyetçi Parti için “kadro havuzu” oluşturdu. Yüksek Mahkeme’nin neredeyse tüm muhafazâkâr üyeleri “Federalist Toplum” referanslı. Bu üyeler Katolik muhafazâkâr olarak biliniyorlar. Demokrat ABD Başkanları tarafından önerilen 3 liberal yargıçtan 2’siyse Yahudi kökenli.

Yüksek yargıçlardan 3’ü Trump tarafından aday gösterildi. “Federalist Toplum” referanslı adayların en belirgin özellikleriyle katıksız kürtaj karşıtı olmalarıydı. Adayların Senato’da onaylanmalarındaysa dönemin Senato Çoğunluk lideri Mitch McConnell önemli rol oynadı. Muhafazâkârlar kazanılan dava için Trump, McConnell ve “Federalist Toplum”u alkışlıyorlar.

Muhafazâkârlar için bu dava, Başkanlık seçimini kazanmaktan bile daha önemli sayılıyor. “Federalist Toplum” destekli hukukçular “Roe-Wade” kararının iptâl edilmesi için sık sık girişimlerde bulundular. Ancak Trump dönemine kadar sonuç alamamışlar idi. Trump döneminde Yüksek Mahkeme’ye yapılan atamalar sayesinde ciddi bir mesafe kaydettiler.

Kararla birlikte kürtaj konusunda artık eyalet yasama organları karar verecekler. Dolayısıyla federal ölçekteki “kürtaj savaşları” artık eyaletlerde devam edecek. Cumhuriyetçiler kürtajın tüm eyaletlerde yasaklanması, Demokratlar ise serbest bırakılması için çağrılar yapıyorlar.

Demokratlar’ın Senato’da ‘kürtaj dostu’ bir yasa çıkarmalarıysa neredeyse imkânsız. Senato 50’ye 50 bölünmüş durumda. Kürtaj yanlısı bir yasanın geçmesi için Demokrat’ların 60 oya ihtiyacı var. Kendileri de bir iki fire verecek olan Demokratlar’ın 10 veya 12 Cumhuriyetçi bulmaları ihtimal dışı. Bu yüzden Yüksek Mahkeme kararı Kasım’daki seçimleri iki taraf için çok daha önemli hale getirdi. Kasım’da Temsilciler Meclisi tümden, Senato ise üçte bir oranında yenilenecek. Kezâ 36 eyaletin yönetimi de Kasım seçimlerinde belirlenecek.

Seçimler nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, bu mesele nihaî olarak çözülecek gibi görünmüyor. Mesele “Amerikan kimliği” ile ilgili. İki taraf Amerikan kimliğinin tanımı konusunda taban tabana zıt görüşlerdeler. Nihai çözüm, Anayasa değişikliği için halk oylaması olabilir tabii ama bunun için “iki partili uzlaşma” gerekiyor. Bir-iki başlık hariç, “uzlaşma” bugünlerde mevcut siyasetin nitelikleri arasında yer almıyor. Velhasıl, kürtaj savaşları daha uzun yıllar sürecek.