Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


“Kürt sorununun çözüm yeri Meclistir, muhatap HDP’dir”

Eski DEP milletvekili, Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, avukat Sedat Yurtdaş, Kürt sorununa muhataplık konusunda bir yazı kaleme aldı.

Başlıktaki sözlerin, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık tarafından söylenmiş olması tartışmaları bir başka boyuta taşıdı. PKK gibi silahlı bir örgütün etkili liderlerinden Bayık’ın sözleri ne anlama geliyor? Nasıl bir etki yaratır?

Tabloyu doğru okumak için son dönemdeki tartışmalara kısa bir göz atmakta yarar var.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “HDP’nin parlamentoda olması çok önemli. Aynı düşünceyi bugün de koruyorum. Siyaset kurumunun 35-40 yıldır çözemediği bir Kürt sorunu var. (…) HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz. Halkın desteği var, parlamentoya gelmiş. Bu sorun çözülecekse meşru bir organla çözebiliriz” sözleri bölgede, Kürtlerde, doğrudan halkta, aydın yazar çizer ve kanaat önderlerinde ciddi bir heyecan yarattı. Erdoğan/AKP iktidarının uzun süredir “buzdolabına” kaldırmış olduğu “Kürt sorunu/çözüm süreci/muhataplık/çatışma çözümü/eşit yurttaşlık/Kayyumluk/halkın iradesi/ana dille eğitim” gibi çok sayıda kavram üzerinden değerlendirmeler, tartışmalar başladı. Bundan böyle de çok sayıda toplantıya başlık oluşturacağını söylemek kehanet değil.

Bu minval üzre, siyasi parti liderlerinin Diyarbakır başta olmak üzere, bölgede, çeşitli platformlarda halkla ya da STK’lar, odalar, dernekler ve birliklerle bir araya gelerek konuşmalarına, tartışmalarına tanıklık etmek şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu noktada Sayın Kılıçdaroğlu’nun kendisinin, partisinin görüşlerini dile getirerek fitilini ateşlediği tespit ve tartışma, Kürtlerin son zamanlardaki -çözüm sürecinin rafa kaldırılmasından bu yana- en hayati ihtiyaçlarından birine gösterilen en isabetli yaklaşım olarak, siyaset tarihindeki yerini alacaktır.

Doğru yerde, doğru zamanda söylenmiş sözün gücünü, etkisini diğer bütün ilgili, hattâ ilgisiz gibi görünen çevrelerde göstereceğine tanıklık etme zamanı.

Açıklamanın ardından Devlet Bahçeli’den aslında beklenen, AKP’nin ve Erdoğan’ın iradesini iyice bir baskılamak amacını taşıyan açıklama geldi: “HDP’yi meşru organ görmek demek, PKK’yı muhatap almak demektir…”

Şaşırtıcı olmadı; beklenen milliyetçi-ırkçı bir açıklama.

Bu açıklamayla birlikte Millet İttifakı’nın önemli ortaklarından İYİ Parti’nin söyleyecekleri çok daha anlamlı hale geldi. Grup Başkanvekili Musavat Dervişoğlu’nun “HDP’li TBMM başkanvekili oturumları yönetiyor ve hepimiz de onun yönetimine katılıyor muyuz? Bu, meşru mu gayrı meşru mu tartışmasına en iyi cevaptır” şeklindeki sözleri önümüzdeki seçim sürecinin de çerçevesini çizmek bakımından çok etkili bir belirleme oldu. Açıklama, ittifakın sürdürülebilir, genişletilebilir ve sonuç alınabilir niteliğinin altını çizmiş oldu.

Tartışmalara AKP’nin ya da esasında neredeyse sadece sayın Erdoğan’ın ne diyeceği çok büyük önem kazandı. Ne de olsa, “Kürt sorunu benimdir, çözmek için baldıran zehri içerim” diyen bir liderdi.

Fakat New York’tan gelen açıklama “hangi Erdoğan” dedirtti!

“Bizim şu anda kitabımızda birlik var, beraberlik var, kardeşlik var ve bununla da bu yolda devam ediyoruz. ‘Yok Kürt sorununu çözmektir, yok şudur, yok budur…” sözleriyle Kürt meselesinde 2015’lere döndüğünü, 1930’larda kaldığını göstermiş oldu. Eminim en çok da kendi tabanını oluşturan muhafazakâr Kürtler üzerinde derin hayal kırıklığı yarattı.

Akla hemen daha kısa bir süre önce, 9 Temmuz’da Diyarbakır ziyareti sırasında söylediği sözler geldi: “Çözüm sürecini biz başlattık. Çözüm sürecini sonlandıran biz olmadık. Bunların art niyetleri, gizli gündemleri sonlandırdı.” Bu cümleler, Diyarbakır’daki sözlerinin politik bir tutumdan çok anlık bir gönül alma çabasının ürünü olduğunu düşündürttü.

Sorun yoksa çözümü de söz konusu olmazdı. Kamera şakası filan da değildi!

Zaten son 5-6 yıldır yapılanlar, sözlerin herhangi bir anlamının olmadığını göstermişti. Dünyada demokrasi liginde yer alan ülkeler bütün olanakları ile pandemi belası ile savaşırken, Türkiye’de neredeyse tamamen en hafif deyimi ile Kürt karşıtlığı üzerine bina edilmiş “güvenlikçi politikalar” uygulandı. İHA’lar SİHA’lar, tanklar, toplar, uçaklar…  

Ancak, iyi ki seçimler var!

Öyle ya da böyle demokrasinin işleyişinin temelini oluşturan iradenin, eksikliklerine karşın şekillenmesi, herkesi kamuoyu önünde tutum belirlemeye zorluyor.

Şüphesiz sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklamasında da genel seçimlerin, cumhurbaşkanlığı seçiminin, geçmiş seçimlerdeki başarıyı yakalamanın, özellikle İstanbul seçim zaferinin bıraktığı derin etki var. Yazıya konu açıklamadan kısa bir süre önce, CHP’den Oğuz Kaan Salıcı başkanlığında bir heyetin tarihte ilk kez Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni ziyaretle fotoğraflar vermiş olması da oldukça önemli bir gelişme olarak Kürtler tarafından kaydedildi.

Bu noktada, kanaatimce Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinde seçimleri de aşan bir hedef var: Millet İttifakı’nın diğer önemli partisi İYİ Parti’yle birlikte rejimi değiştirmeyi, sistemi dönüştürmeyi hedefleyen bir politik arka plan…  

Sayın Erdoğan’ın yapacakları henüz tükenmemiş olsa da, zaman lehinde işlemiyor. Ekonomik, sosyal, siyasal sorunlar ve özellikle de Kürt karşıtlığı üzerine bina edilmiş güvenlikçi politikalar,
yalnızlığını giderek daha dayanılmaz bir hale getirebilir.

Şüphe yok ki, halkı doğru okuyan, isteklerini anlayan ve anlamlandıranlar sonuç almaya yakın olacaktır. Bölgede seçilmişleri yok sayarak kayyum atamalarıyla getirilen yönetim tarzının boşa çıkarılması, HDP’ye açılmış kapatma davasının hukukun yanı sıra siyasetin en geri yüzünün dışa vurumunun bir sonucunun olduğunun anlaşılması, esasında varlığı bile önemsizleştirilmiş olan Meclis’in daha etkili bir hale gelmesi, sorunların çözümünün yasal zemininin oluşması, genişlemesi, tüm bu hususların kamuoyunda medyada konuşulup tartışılmasının önünün açması bakımından önem taşımaktadır.

Bayık’ın sözlerinin devamındaki “Eğer AKP-MHP siyasetini boşa düşürmeseydik, CHP Kürt sorununu gündeme getirmeye cesaret edemezdi…“ ile “Rêber Apo yıllar önce söylemişti; ‘Kürt sorununun çözüm yeri meclistir, muhatap HDP’dir’ … HDP ile görüşme yaptı, AKP’nin yanına yolladı; ‘Bütün partilerle konuşun ki bu sorun meclise gelsin. Meclis, komisyon oluştursun’, hatta ‘Komisyonda ben de gelip konuşma yapayım” cümleleri, Bayık’ın, “Dolmabahçe Deklarasyonu”na kadar uzanan, çözüm sürecine sahip çıkan bir dil kullandığını gösteriyor.

Çözüm sürecinin PKK’yi de değişim dönüşüm sürecine tabi tutmuş olduğu gerçeğini düşünürsek, çözüme hizmet eden her söylem ve eylemin kalıcı toplumsal barışın sağlanmasında önemli bir katkısının olduğu sonucuna varırız.  Bayık’ın “Kürt sorununun çözüm yeri meclistir, muhatap HDP’dir” sözleri de bunu gösteriyor. Elbette şimdiye kadar Sezai Temelli’den Selahattin Demirtaş’a, Mithat Sancar’dan İYİ Parti’ye, Ali Babacan’a, Ahmet Davutoğlu’na birçok siyasetçi ile çok sayıda yazar ve yorumcunun konuya ilişkin görüş ve düşüncelerini açıklamış olmaları bu hamurun daha çok su kaldıracağına da işarettir.




HABERLER