Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Kürt ve Suriye Karşıtlığı Üzerinden Irkçılık

Yazarımız Yusuf Yavuzyılmaz´ın, Özgün İrade Dergisi, Ağustos 2019 sayısında çıkan yazısı...

Suriyeli göçmenler ve Kürt karşıtlığı üzerinden yürüyen bir ırkçı yaklaşım sanıldığının aksine yaygın bir kültür oluşturmuş durumda. Bu kültürün topluma yaygın bir şekilde sirayet etmesi manipülasyona açık bir ortam yaratıyor.

Yabancı muhacirlere karşı bu dışlayıcı bakış Balkan Harbi sıralarında da açıkça görülmektedir. ?Balkan Harbi sırasında İstanbul´a akan muhacir kafileleri onların neslinde öylesine menfi bir imaj meydana getirmiş olmalı ki soğuk kış günleri camilerde yer gösterilen bu diyar gariplerine bir nazar-i merhamet dahi fırlatmadan ?Bitli muhacirlerin, sümüklü çocukların etrafı kirletmelerine kim izin vermişse cezalandırılmalı. Sanki İstanbul´dan başka gidecek yer kalmamış gibi buraya doluştular. Şu muharebe bitse de hepsi yerli yerine dönseler, etrafımız da onlardan temizlense´ diyorlardı.´´(Samiha Ayverdi, Hey Gidi Günler Hey, S: 83) Buradaki Balkan muhacirleri yerine Suriyeli muhacirler kelimesini koyarsak aynı dışlayıcı zihinsel tutumun izlerini görmek mümkündür.

Muhacir karşıtlığının düşünsel temeli milliyetçilik düşüncesine dayanmaktadır. Milliyetçiliğin neredeyse her türü sorunlu bir zihin yapısından beslenir. ?Seküler Ulusalcı Kemalizm? veya ?Muhafazakâr Ülkücü Milliyetçilik? ideolojileri ve bu ideolojilerden beslenen zihin yapıları çok kolaylıkla ırkçılık ve yabancı düşmanlığına evirilmeye elverişlidir. (Sinan Oğan, Ümit Özdağ örneği)
Meral Akşener´in lideri olduğu İP (İyi Parti), muhafazakârlaşma eğiliminde olan milliyetçiliği, seküler Ulusalcı Kemalist bir zemine çekmeye çalışıyor. Bir anlamda Nihal Atsız´ın yarım kalan misyonunu tamamlamaya çalışıyor.

Bu misyonun yabancı düşmanlığı üretmemesi mümkün değildir. İP ve CHP´nin özellikle Suriyeliler konusunda yürüttüğü sorunlu ve dışlayıcı dil, sorunu daha da derinleştirmiştir.

Toplumda yaygınlaşan Kürt karşıtlığının temelinde iktidar partisinin tutumu da etkili olmuştur. Özellikle Kürdistan konusunda AK Parti´nin sürdürdüğü dışlayıcı dil de sorunun derinleşmesine neden olmuştur.

Diğer yandan, Irak´taki bölgesel Kürdistan bölgesinin bayrağını PKK bayrağı zannedip bunun üzerinden yorum yapan milliyetçi sığ bir akılla karşı karşıyayız. Bu akıl diğer siyasal ideolojileri de teslim alıyor. Bu hepimiz için, birlikte barış içinde yaşama kültürünü yok eden büyük bir tehlikedir. Açıkça söylemeliyiz: Biz milliyetçiliğin çatışmacı, ötekileştirici diline karşıyız.

Uzungöl´e İngiliz, Yunan ve Amerikan atkılı turistler geldiğinde onlara bir şey yapamayan, buna karşılık Kürt turistlere saldıran zihin, sadece bir ırkçı değil, aynı zamanda ırkçılığın en ahlaksızıdır. Irkçılık düşüncesinde bile eşit davranmayan bu zihinsel tutumun bütün kinini Kuzey Irak ?ta bir bölgesel yönetimin adı olan Kürdistan´a karşı dışa vuruyor. Kuşkusuz bu uzun zamandır politik düzeyde süregelen Kürt karşıtı siyasal dilin toplumsal düzeye yansımasının sonucudur.

Hiç kuşku yok ki, Allah hiçbir etnisiteyi diğerlerinden daha üstün özellikli yaratmaz. Bu ilahi adalete aykırıdır. Türkler, Ermeniler, Araplar, Kürtler, Almanlar? Hiçbir kavim taşıdığı genetik özellikler dolayısıyla diğerlerinden daha üst bir noktada olamaz. Bu ırkçılığın en aşırı ideolojisi olan faşizmin ve en hafifi olan milliyetçiliğin neden ahlakî bir temele dayanamayacağını gösterir.

Türkiye Cumhuriyeti´nin kuruluş yıllarında etkili olan İtalyan ve Alman faşizminin, Türk siyasal tarihinde Tek Parti Dönemi olarak bilinen dönemde etkili olduğu açıktır. ?Hitler, tek parti döneminin özellikle otuzlu yıllarında CHP tarafından olumlanan bir siyasi liderdir. O zamanlar Türk devlet adamlarında ve bürokrasisinde egemen olan bıyık simgesi Hitler faşizmine duyulan sempatinin ifadesidir. Hitler´in o dönem anlamı hiç kuşkusuz kayıtsız şartsız itaat edilen bir figür olması ve devlet-parti bütünlüğünü gerçekleştirip muhalefeti yok etmesi ve Alman milliyetçiliğine yaslanmasıdır. Hitler´in ikinci dünya savaşını kaybetmesi ve demokrasiye geçiş Hitler´i CHP´den uzaklaştırmış ancak bu kez de MHP saflarına yaklaştırmıştır. Ben üniversite de okurken (1983-1987 Fen-Edebiyat/ Felsefe Bölümü) bazı Milliyetçilerin Hitler´i sahiplendiklerini ve temel kitabı ?Kavgam?ı bir başucu kitabı olarak kullandıklarına şahit olmuştum. Türk milliyetçiliğinin bu dönemlerdeki uygulaması Türk milliyetçiliği ve muhafazakârlığı üzerine son derece etkili olmuştur. Türkiye´deki muhafazakâr dindar ideolojinin tarihsel olarak Türk milliyetçiliğinin içinde büyümesi, bazı konularda kolayca milliyetçi reflekslere dönmesine yol açmaktadır. Bunun entelektüel düzeydeki en önemli örneği Necip Fazıl Kısakürek´tir. Kısakürek, İslam dinini, Türkiye merkezli olarak düşünmüş ve yaklaşımını bu temel üzerine inşa etmiştir.

Türk siyasal tarihinde, 1918-1923 arası yeni kurulan devletin dili son derece demokratiktir. 1925´ten itibaren Türkçülük ideolojisi öne çıkar. Devreye, daha sonraki yıllarda etkileri daha belirgin olarak görülecek olan asimilasyon politikaları girer. O andan itibaren Türk milliyetçiliği ayrımcılığı ifade eden bir ideoloji olur.

Türk milliyetçiliğin, ülkemizin en büyük ikinci etnik grubu olan Kürtleri kuşatması mümkün değildir. Tam tersine Kürt milliyetçiliğini tetikler. Kürt sorunu incelendiğinde bunun gerçek olduğu açıkça görülecektir.

Türkiye´de Kürt ve Suriyeli (Arap) karşıtlığının altındaki asıl sorun milletleşme ve onun ideolojisi olan milliyetçiliktir. Bu anlamda Türkiye´nin toplumsal birliğini tehdit eden en önemli etken milliyetçiliktir. Bazıları, milliyetçiliği sorunların çözümü için model olarak önermektedir. Oysa çözüm olarak sunulan yaklaşım, sorunun kaynağını oluşturmaktadır. Çözüm olarak sunulan şey sorunun kaynağı ise durum gerçekten vahimdir.

Öyle görülüyor ki, ulusalcı, milliyetçi bir paradigma ile ne Kürt sorununu ne de Suriyeli muhacirler sorununu çözmek mümkün değildir. Sorunu adil bir şekilde çözebilmek için mevcut paradigmayı değiştirmek gerekmektedir.

Daha derin bir analiz yapacak olursak, yabancı düşmanlığının kökleri daha derinde olduğunu görmek mümkündür. Kökleri onlarca yıl önceye dayanan uygulamalar yeni bir dünya görüşü yaratmıştır. Modernleşme döneminde yürütülen bir devlet politikası olan Türk milliyetçiliği, sadece kendini düşünen, bencil, ötekinden nefret eden bir kültür yaratmış. Bu zihniyet solcusundan İslamcısına tüm ideolojilerin içine sinmiş durumdadır. Kürt ve Suriye özelinde ortaya çıkan bu dışlayıcı ve nefret üreten dil ile mücadele etmek gerekir.

Suriyelilere sahip çıkalım, çünkü yarın sıra bize geldiğinde, ?Suriyelilere sahip çıkmalıydık!? demek zorunda kalabiliriz. Diğer yandan etnik ve inanç yönünden çoğulcu bir zemine ait Anadolu için milliyetçiliğin ne büyük bir tehdit oluşturduğunu da görmek gerekir.

Yabancı saydığı ötekinden nefret eden faşist dil, kendinden görmediğine düşmandır. Onu etkisizleştirmek, etkisizleştiremiyorsa yok etmek ister. Bu faşist dile teslim olmamak gerekir. Bu düşünceyi etkisizleştiremezsek, dün Kürtler, Aleviler, bugün Suriyeliler, yarın ise hepimiz tehdit altında kalırız.

Yabancı düşmanlığına halkı duyarlı hale getirmek için yalan haberler yayarak manipülasyon yapılmaktadır. ?Suriyeli denizin içinde nargile keyfi yapıyor? diye servis edilen habere konu olan kişi Suriyeli değil Türk çıkması bu tür haberlere örnek olarak verilebilir. Ayırımcı bir düşünce olan faşizmin doğruya değil, kitleleri harekete geçirecek olan etosa ihtiyacı vardır.

Kuşku yok ki bu vatandaş Suriyeli de olabilirdi. Suriyelilerin tümünün iyi insanlar olduğunu iddia edecek değiliz kuşkusuz. Onlardan da suç işlemiş veya suç işlemeye yatkın kimseler var olduğu muhakkaktır. Ama bu genelleme yapmaya neden olmamalı. Ancak, faşizm tikel olaylardan genelleme yapmaya yatkın bir ideolojidir. Çünkü mantıksal akıl yürütmeyi değil, duygusallığı kullanır. Aristoteles´ten beri tikel ve tümel önermeler arasındaki nitelik ilişkisi tikel olaylardan genelleme yapmayı her zaman doğrulamaz. Tümel bir önerme tikel için de doğrudur, ancak tikel olarak doğru olan bir önerme tümel için doğru olmayabilir.

Diğer yandan, eleştirinin doğru bilgiye dayanması eleştiri ahlakının gereğidir. Yalan haber üzerine yorum yapanlar ise eleştiri ahlakından yoksundur. Çünkü biz, aleyhimize de olsa adaletten şaşmayın diyen bir medeniyetin mensuplarıyız.

Suriyelileri ülkelerini terk edip kaçan vatan haini olarak değerlendiren insanların çoğunun, sadece zamansal olarak bir süre önce bu topraklara gelen göçmenler olması ilginç bir sosyolojik durumdur.

Kuşku yok ki, Türkiye´nin Suriyeli muhacirler ile ilgili göçmen politikası bir hayli sorunlu. Ama yine de 3 milyonu aşkın bir göçmen nüfusunun barınması için yapılan çalışmalar önemli. Türkiye, bir yandan sayıları bir hayli yüksek göçmenle, diğer taraftan kışkırtılmaya hazır göçmen karşıtı faşist bir tavırla mücadele etmek zorundadır.

Hiç kuşku yok ki, göçmen karşıtı (yabancı karşıtı) milliyetçiliğin, entelektüel ve ahlakı hiçbir değeri yoktur. Asıl sorun bu ideolojinin Türk siyasetindeki etkinliğidir. Öyle görülüyor ki, milliyetçiliğin her çeşidi sorunludur. Türk-İslam ülküsü ve muhafazakâr milliyetçilikten, Ulusalcı/ Seküler Kemalist milliyetçiliği kadar bütün çeşitleriyle milliyetçilik toplumsal barış için tehdittir. Bu anlayıştan sağlıklı bir demokrasi ve hukuk anlayışı çıkmaz.

Nesebiyle (etnik konumu, milleti, kavmi) ile övünmek kuşku yok ki, Iblis´in en belirgin özelliğidir. Şeytan, ontolojik kökenini gerekçe göstererek (ateş), insanın ontolojik kökeninden (toprak) üstün olduğunu savunuyordu.

Bundan dolayı faşizm ve ırkçılık insani, ahlaki ve vicdani değildir. Milliyetçilik de kolayca ırkçılık ve faşizme evirilmeye açık bir karakter taşımaktadır.

Hiç kimse mensup olduğu kavmi sevmekle suçlanamaz kuşkusuz. Sevmeyi övme ve övülme sınırına, başkalarından üstün olmayı genetik özelliklere ( asil kan) taşımadığımız müddetçe sorun yok.

Kaynak: Özgün İrade Dergisi, 2019n Ağustsos 184. Sayı