Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Kültürel miras ve gelenek

Mustafa Çağrıcı yazdı;

Müslüman toplumlardaki dindar bilinen çevrelerin –İslam’ın ilkelerine de asla uymayan- çelişkilerine, ahlâkî yozlaşmalarına, geri kalmışlıklarına kızarak radikal birer modernist ve pozitivist kesilen okuyucularım var. Bunlar, zaman zaman yaptıkları gibi –bazıları biraz da kabalaşan bir üslupla- belki eleştirecekler ama yine de belirtmem gerekir ki, bir millet yalnız bugünüyle, modern kültürüyle değil, aynı zamanda –ve daha da fazla- geçmişten devraldığı kültürel mirasıyla, gelenekleriyle millettir. Hele bu miras ve gelenek dinî bir içerik de taşıyorsa milletin ruhunda ve manevi dünyasında daha derin kök salar ve bunların modern çağın şartlarıyla ilişkisi doğru ve yapıcı bir şekilde kurulursa millet için maddi medeniyet alanında da çok güçlü bir enerji kaynağını oluşturur. Tabii bu enerjiyi hem ülkenin hem de insanlığın hayrına kullanmak ayrı bir konudur ve yüksek bir ahlakı gerektirir.  

Öyle düşünüyorum ki, yapılması gereken, hem modern çağın bilim ve teknolojisini iyi takip edip maddi medeniyette ileri olmak hem de kültürel miras ve gelenekle sağlıklı ve yapıcı bir ilişki kurup milli kimliği güçlü tutarak manevi medeniyette ileri olmaktır. Bunun getirdiği başarının dünyadaki en çarpıcı örneklerinden biri herhalde İsrail toplumu ve devletidir. Bilindiği üzere dünyada geleneklerine bağlılıkta en ileri toplumlardan biri İsraillilerdir. İsrail ile ülkemizin arasının iyi olduğu yıllarda bir grup üniversite hocamızla resmî davetli olarak İsrail’e gitmiştim. Orada geçirdiğimiz bir hafta boyunca dinî geleneğe bağlılığı üniversitelerinden sokaklarına her alanda, siyasetçi ve akademisyeninden esnafına kadar her kesimde güçlü bir şekilde hissetmiştik. Ama aynı küçücük İsrail dünyada bilim ve teknolojide en çok keşif yapan, en ileri ülkelerden biri. Geleneklerine bağlılık onları kültürel ve manevi medeniyet bakımdan bir arada yaşatıp güçlü yaparken, modern çağın ürettiği bilimlerde ileride olmaları da onları maddi medeniyet ve gelişme bakımından güçlü yapıyor. 

***

Bu lafları etmemin sebebi, milletimizin bin yıldan beri ruhsal arınma ve gelişme mevsimi olarak özel bir değer verip maneviyatını hissettiği ve yaşadığı, dinî-milli kültürümüzün değerli unsurlarından biri olan –halkımızın adlandırmasıyla- “üç aylar”a girmiş bulunmamızdır. Hepimiz için hayırlara vesile olsun inşaallah. Milletimizin ve Müslüman dünyanın bu aylara özel bir değer yüklemelerinin sebebi, bu aylarla ilgili olarak Hz. Peygamber’e atfedilen bazı rivayetler ile dinî kültürümüzde mübarek sayılıp kutlanan, geleneğimizde “kandil geceleri” adı verilen Regaib, Mi‘rac, Berat ve Kadir gecelerinin bu aylarda bulunmasıdır. Söz konusu rivayetlerin birinde Peygamberimizin kamerî takvime göre 7, 8, ve 9. ayların adlarını anarak “Receb Allah’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır” dediği; başka bir hadisinde de “Allahım! Receb ve Şabanı bize mübarek kıl ve bizi Ramazana ulaştır” şeklinde dua ettiği söylenir. Uzmanları bu hadislerin sıhhatini kuşkulu bulmuş ya da asılsız saymışlarsa da İslam toplumlarında bu ayların ve bilhassa millî kültürümüzde bu aylardaki kandil gecelerinin dinî bakımdan hayırlı ve özel olarak ihya edilmeye değer olduğu hususunda maşeri bir kanaat oluşmuş ve buna uygun bir dinî kültür gelişmiştir.  

Bu arada bir de Erzurum’da beş yüzyıl önce Pir Ali Baba denilen bir zatın başlattığı “1001 hatim” geleneği var. Bu sene valilik ve belediye gibi kamu kurumlarının da aktif katılımlarıyla 8 Aralık’ta başlatılan program kapsamında 136 bin 890 hatim okunmuş ve 15 Ocak Cuma günü Ulu Cami’de düzenlenen gösterişli bir programla duası yapılmış. Allah kabul eylesin.  

Elbette yukarıda belirttiğim gerekçelerle böylesi geleneklerimizi yaşatmalıyız. Fakat bunlar tarihimizde olduğu gibi mutlaka hasbî ve sivil kalmalı. Daha önceki “Kutlu Doğum” programları tecrübesinden de gördük ki, –iyi niyetle de olsa- işin içine valilik, kaymakamlık, belediye, milli eğitim gibi resmi kurumların girmesi, geleneğin özündeki sivil dinî samimiyeti boşaltıyor ve asırlardan gelen manevi bir değeri kısa zamanda yozlaştırıp görsel, sloganik, hatta giderek ideolojik ve kamplaştırıcı bir şova dönüştürüyor. 

NOT: Yazar / Alıntı yazar / Okuyucu yorumları yazarların şahsi görüşü olup; haberdurus.com'un yayın politakasını yansıtmayabilir.




Anahtar Kelimeler: Kültürel miras gelenek

HABERLER