Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Küfrü tevil etmek küfürbazlara düştüğünde...

Faruk Beşer, İP’li Lütfi Türkkan’ın, Bingöl’de bir vatandaşa küfretme hadisesini, esas mecra’sından kaydırmaya çalışan fondaş medya elemanlarının olumsuz tavırlarına işaret ediyor.

İP’li milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Bingöl’de şehit yakınına küfür etmesi, İP yetkililerinden daha çok fondaş medya elemanlarını zora soktu.

Çünkü Türkkan’ın önce inkar ettiği cürmünü kabullenmek zorunda kalarak, İP’in Grup Başkanvekilliği görevinden ayrılması, işlediği rezaleti ortadan kaldırmadığı gibi, Meral Akşener’in provokasyon olarak nitelemekle birlikte, onu mazur gösterecek bir delilden yoksun olması nedeniyle konuyu ferdî ve ahlaki düşkünlükten ibaret görmesi işlenen zırvanın tevili için yeterli değildi.

Bu nedenle fondaş medya elemanları, yüklendikleri proje göreviyle tam da Kılıçdaroğlu ve Akşener’i cilâlama aşamasına gelmişken, Türkkan’ın ürettiği pisliği gidermeden gerekli cilayı gönül rahatlığıyla süremeyeceklerini görmüş olmalılar ki, Akşener’in salvo düzeyi ne olursa olsun, sonuçta acizliğini beyan etmesinden kaynaklanan sözlerindeki kırıklığı gidermek de onlara düştü.

Örneğin, onlardan FETÖ iltisaklı olan biri, “Türkkan’ın öfkeye kapılarak da olsa küfretmesi çok çirkindir, hiçbir şekilde hoş görülemez. Özür diledi, partideki görevinden alındı. Elbette yoğun eleştirilere maruz kalacaktır. Fakat millete küfredenler, Meral Akşener’e hakaret tivitleri atanlar, hatta onun namusuna dil uzatanlar karşısında sessiz kalanların bu olay üzerinden siyaset yapmasını tasvip etmek de mümkün değildir. Öfkelerin körüklenmesi bizi nerelere sürüklüyor diye düşünelim hepimiz.” diyerek, mezkur pisliği genelleştirmek suretiyle tüm kesimlere yaymaya çalışırken, Başkan Erdoğan’a duyduğu kin ile aklı dumura uğramış, basireti bağlanmış olan bir değeri ise, söz konusu yaygınlığı, geçmişi çok eski olan kirli siyasete bağlayarak, onu şu örnekler üzerinden ispat etmeye kalkıştı:

“...Demokrasiden nefret eden bu zihniyete karşı sorulacak çok soru var ama bugün değil… Yine de ülkedeki barış ve kardeşlik iklimini zehirlemek isteyenlerle ilgili birkaç soru sormak gerekiyor.

-İki sene önce Çubuk’taki şehit cenazesinde CHP lideri Kılıçdaroğlu’na saldıran ve sığındığı evi ‘yakın’ diye bağıranlar bir projenin ürünü olabilir mi?

- İYİ Parti lideri Akşener’e Rize’de hakaret edenler hangi mahfillerin projesiydi acaba?

- Ya sokaklarda milletvekillerini, gazetecileri döven ve hala ellerini-kollarını sallayarak aramızda dolaşanlar, onlar da ‘proje’ olabilir mi?”

Kıt akıllarıyla da olsa, zırvanın tevil edilemeyeceğini, edilse bile büyük tepkiye sebep olacağını bilerek, eğri sözü makulleştirmeye çalışan bu elemanlar ve sair fondaşlar, bundan daha bir hafta önce kendi arkadaşlarından birinin ilan ettiği şu gerçeği ıskalıyorlardı:

“Cumhurbaşkanına hakaret meselesinin, özellikle Tayyip Erdoğan döneminde özel bir nitelik kazandığı biliniyor. Cumhurbaşkanlığına seçildiğinden bu yana 38 bin 551 hakaret davası açılmış. Kenan Evren’den bu yana gelen beş Cumhurbaşkanı için hakaret davası sayısı sadece 1716. Ak Parti’den seçilen diğer Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için 848 hakaret davası açılmış.”

Bu sözlerin sahibi, bir diğer fondaşın ürettiği haber üzerinden, ağzı kulaklarına varırcasına, büyük sevinç ve haz içinde bunları Başkan Erdoğan’ı kötülemek için söylerken, kendisinin de tarafı ve üreticisi olduğu şu acı geçeği bizzat ilan ediyordu:

Gezi Eşkıya Kalkışması’nda, 17/25 Aralık darbe teşebbüslerinde hız kanarak, Kılıçdaroğlu ve Akşener tarafından sıradanlaştırılmak suretiyle yürürlükte tutulan kirli siyasetteki küfür âletinin, ilk ve son muhatabı Başkan Recep Tayyip Erdoğan, ailesi ve mesai arkadaşlarıdır.

Akıl freni boşalmış sosyal medya ayağının da eklenmesiyle o kirli siyaset, Erdoğan’ın temsil ettiği makama, aile mahremiyetine, dostlarına, muhalefet zırhına bürünen siyasilerce, FETÖ elemanlarınca ve bunların sosyal medyadaki trollerince başlatıldı, yürütüldü ve hâlen de yürütülmeye devam ediliyor.

Bunu devlet başkanını ve iktidarını eleştirme hakkı olarak gören fondaş paçozlar, bugün hangi örneğe sarılarak İP’li Türkkan’ı temize çıkarmaya çalışırlarsa çalışsınlar, sadece mezkur pisliği kendilerine döndürmüş, o pisliğin oluşturduğu havuzda bizzat kendileri yüzmüş olurlar.

Nitekim şimdi küfrü tevil etmenin küfürbazlara düştüğü safhada, fondaş medyanın asıl talip olduğu da son tahlilde budur.

Hâlen zikrettiğimiz ve benzer diğer örneklere yaslanmak suretiyle Türkkan’ı savunmalarının gelip dayandığı nokta da burasıdır:

Başkan Erdoğan’a hakaret etme, küfürleriyle ailesini rencide etme, dostlarını yıpratma cürmünü işlemeyi mazur göstermek!

Şu hakikate karşı ne diyelim:

Ancak küfürbaz olanlar, küfredenin dostu olur!