Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Krizin sebebi: Tek kişilik hükümet

Taha Akyol, karar.com’da “Krizin sebebi: Tek kişilik hükümet” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Bütün yetkileri Cumhurbaşkanında toplayan 703 Sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği 9 Temmuz 2018’de dolar 4.70 lira civarındaydı… Bugün 17 liraya yakın!

Üç buçuk yılda milli parası dörtte üçe yakın eriyen bir sistem yer yüzünde var mı?! Bunu düşünmeliyiz, bir…

İkincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan düşük faizi savunmak için faizin yüzde 1 civarında olduğu ülkeleri örnek veriyor: Batılı ülkeler, Japonya… Fakat o ülkelerde sermaye birikimi, kuvvetler ayrılığı, kamu kurumları, basın özgürlüğü, Rusya dahil bağımsız Merkez Bankası gibi kurumların ne durumda olduğunu hiç söz konusu etmiyor.

O ülkelerde sermaye birikimi ileri düzeyde. Kurallara ve kurumlara güven var… Bu sayede piyasalar istikrarlı, faiz de düşük!

Merkel’in Merkez Bankası’yla kavga ettiğini, yargı hakkında konuştuğunu hiç duydunuz mu? Gerçi Trump bunu yaptı ama FED de mahkemeler de aldırmadı; zira kuvvetler ayrılığı kökleşmiş, kurumlar güçlü.

YANLIŞLARI DURDURMAK

İçinde bulunduğumuz hazin duruma sürüklenmemizin sebeplerini iki açıdan araştırmalıyız: Biri, Yanlış politikalar… Diğeri ve daha önemlisi bu yanlışları Meclis’in de hukuken yetkili kamu kurumlarının da engelleyememesi.

Yanlış politikalar mı? Dış politikadaki yalnızlığımız ortada… AB sürecinde kat ettiğimiz mesafede, on beş yıl geriye düştük, 2004‘da o zamanki AK Parti tarafından başlatılan ve Türkiye’ye çok şey kazandıran tam üyelik müzakereleri donduruldu!

Hatta AİHM kararlarına uymamaktan dolayı yaptırım ihtimali var…

Ekonomide ise son 6-7 yılda aşağıya gidişte dünyada emsalimiz yok! Cumhurbaşkanı Erdoğan, faizleri indirtmek için 2014’ten beri Merkez Bankası’na yükleniyor değil mi?

Üstelik “nass” diyerek kendi politikasını kutsalmış gibi gösteriyor…

Ama Mahfi Eğilmez grafiklerle açıkladı: Merkez Bankası emirle faiz indirdikçe, Türkiye’nin risk primi yükseliyor, bu yüzden devletin kendisi ihtiyaçlarını karşılamak için yüzde 22 ile borçlanıyor!

Türkiye’yi fakirleştiren, kaynakları tarım ve sanayi yerine tahvil faizlerine yönelten bu politikanın doğru olduğunu kim söyleyebilir?

Peki, yanlışlar niye bir noktada durdurulamıyor?

DENETİMSİZ DENGESİZ

Yanlış politikalara karşı 2014’ten itibaren Ekonomi Bakanları Ali Babacan ve Mehmet Şimşek, Mayıs 2016’ya kadar da Başbakan Ahmet Davutoğlu direndiler, tasfiye edildiler…

CB sistemine geçince hiçbir “denetim ve denge” unsuru kalmadı.

Referandumda yüzde 51.45’le evet çıktıktan sonra 9 Temmuz 2018’de yayınlanan 703 Sayılı KHK’dan bir örnek vereceğim. Parlamenter sistemde herhangi bir bakanlığın ekonomiye dokunan bir karar alması şu aşamalardan geçerdi:

Bakanlığın görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca…”

Bir, ilgili bakanlık… İki, Hazine… Üç Bakanlar kurulu… Daha ayrıntılı olanlar da vardı.

CB sisteminde 703 Sayılı KHK ile bütün bu tür maddeler kaldırıldı, yerlerine tek kelime, “Cumhurbaşkanı” yazıldı! Hangi bakan, hangi kurum “imzalamıyorum” diyebilir ki?! CB sistemi “tek imza” sistemidir.

LAF DİNLEYİNCE

Eskiden Merkez Bankası Başkanı ve yöneticileri belli eğitim kalitesi ve uzun süre Merkez Bankacılığı tecrübesi olanlar arasından Bakanlar Kurulu kararıyla ve beş yıl için göreve atanırlardı.

Başkan Yardımcıları ise, politikacıların çevresindeki kişilerce değil, Merkez Bankası Başkanının teklifi ile ve Hazine Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından “üçlü imza” ile yine beş yıllığına atanırdı.

Yanlış politika direktiflerine karşı, “laf dinlemiyorum” deme erdemini gösterebilirlerdi.

Fakat 3 Sayılı CB Kararnamesi ile Cumhurbaşkanı’na istediği an atama yetkisi verildi. Atık “laf dinleyen” bir Merkez Banka’mız var; faizi indireceğim diye durmadan dövizi ve devlet borçlarının faizini körüklüyor, piyasalar allak bullak!

Naci Ağbal’ı 5 yıl orada tutan bir sistem olsaydı, bugün çok daha iyi durumda olurduk, iyileşmeyi başlatmıştı zira.

Netice: Karl Popper’den esinlenerek diyorum ki, siyasette doğru soru “kim?” yani sizden mi, bizden mi sorusu değildir. Doğru soru “nasıl?” sorusudur; nasıl yönetir sorusu…

Nasıl bir sistem? Kuvvetler ayrılığı, denetim ve denge, hukukun üstünlüğü, güçlü kamu kurumları…

Nasıl bir siyaset? Yanlışlarının eleştirilmesine, engellenip düzeltilmesine tahammül edebilen rasyonel ve demokratik siyaset…

 

Kaynak: Farklı Bakış




Anahtar Kelimeler: Krizin sebebi: kişilik hükümet