Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Koronavirüs Pandemisi: İnsanlığın Yeni Miladı

Yazarımız Dr.Yunus Çolakoğlu'nun, pandemi konusu ile ilgili, Özgün İrade Dergisi dergisi 2020 Nisan-Mayıs (192-193.) saysında ve aynı zamanda ozgunirade.com'da yayımlanan yazısı...

Çin’in Wuhan kentinde Ocak ayı başında tanımlanan yeni tip Cornavirüs (Covid-19),insanlığın yaklaşık yüz yıldır bu boyutda karşılaşmadığı küresel tehdide dönüşüyor.  Yeryüzünün herhangi bir bölgesinde lokal olarak rastlanan salgın hastalıklardan farklı olarak, tüm insanlığı tehdit eden yeni ve sinsi bir salgın hastalık gerçeği ile karşı karşıyayız.   Normal gribal enfeksiyonlara göre en az on kat daha bulaştırıcılığı olan bu yeni tip virüs sağlıklı bireylerden çok yaşlı ve kronik hastalığı olan,  immün sistemi zayıf bireyleri hedef alıyor. Modern Tıp tedavileri,  küresel  ilaç endüstrisi,  bilimin sınır tanımayan, çığır açan biyoendüstri uygulamaları  bu tehlike karşısında maalesef felç olmuş halde. Bu zor süreç birçok dogmatik yaklaşımı ve seküler hurafeyi küresel bir çaresizlikle insanlığın idrakine sunuyor. Bilimin tanrıya meydan okuyan kuralsız bir itikada dönüştüğü yüzyılda çaresizlik yanı başımızda. Küresel düzen bir milyon kat büyütülerek görülebilen bir virusun tehdidi altında Ve aynı zaman da bu düzenin en büyük ölümcül komplikasyonu. Virus basit gribal bir enfeksiyondan en kompleks klinik semptomlara uzanan bir klinikle hiç bir sosyal sınıf ve statü ayrımı yapmadan hemen herkesi hedef alıyor.

Bakteriler ve Virüsler birlikte paylaştığımız tabii alemde bazen üremeleri için uygun ortamların hazırlanması veya yaşadıkları alandan dış ortama yönlendirilmeleri neticesinde mutasyona uğrayarak ve de farklı bir flora ortamında daha fazla çoğalarak patojen (hastalık oluşturma)  hale geliyorlar.  Hızlı mutasyona uğramaları virüslere karşı geliştirilen aşıların uzun ömürlü olmalarını kısıtlamaktadır.  Örneğin Influenze virusu suşlarına karşı geliştirilen aşının koruyuculuģu bir yıl sonra yüzde 30 a düşmektedir. Dar bölgelerde görülen bulaşıcı hastalıklar epidemi olarak değerlendirirken bu bakterial enfeksiyonlar (tüberküloz,  kolera) ve bazen de viral enfeksiyonlar ( HIV, hepatit, çiçek, su çiçeği,  coronavirus) gibi tüm dünya nüfusunu tehdit edecek boyutlarda pandemilere ( küresel boyutta hastalık) neden olmuşlardır. Bu hastalıklardan milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Kanser, Diabet, Hipertansiyon, KOAH gibi hastalıklardan ölen insan sayısı daha fazla olmasına rağmen bu hastalıklar bulaşıcı olmadığından dolayı pandemi olarak kabul edilmez. Bu gün elektron mikroskobu ile 300 bin-1 milyon kez büyütülerek görülebilen Corona Virüsü,  neden olduğu pandemiyle tıbbi, sosyal, ticari, siyasi etkilerle tüm insanlık için yeni bir milada aracılık ediyor. İnsanlık tarihi kilometre taşlarından birini yaşıyor. Çin’den çıkıp ABD,  Avrupa, Rusya ya yayılan pandemi, Mart ayının son günlerinde 2 Trilyon dolarlık bir maliyetle şu an için önlenmeye çalışlıyor. Bu maliyet hastalığın devam ettiği her gün artarak Tüm insanlık için öngörülemez insani ve iktisadi bir riske dönüşmüş durumda.

ABD ve Avrupa ikinci dünya savaşından bu güne hiç karşılaşmadığı,  daha çok Ortadoğu, Afrika, Asya ve özelde de islam dünyasında seyrettiği savaş, yokluk, tehcir, kıtlık ve katliamları seyrederken bu krize hazırlıksız yakalanmanın verdiği psikolojik travma ve çöküntü yaşıyor. Film seyreder gibi sessiz kaldıkları 250 bin Boşnak müslümanın katledilmesi, Afganistan, Irak ve en son Suriye’de şehirlerin yok edilmesi, milyonlara varan kişinin katledilmesi gerçeğini umursamaz bir şekilde seyrederken, iç çatışmalarda milyarlarca dolar silah satarak bu kıyımlarını sürdüren güçler,  sinsi ve öngörülemez bu tehlike karşısında adeta çaresiz kalmış haldeler.

 PANDEMİ TARİHİ

Tarihi kaynaklar Tarihte insan nüfusunu tehdit eden, epidemilerden ve pandemilerden  bahsetmektedir. M.S 100-150 tarihlerinde Roma’da ve M.S 600 yıllarda Konstantinopoplis’te büyük salgınlar olduğunu haber vermektedir. Konstantinoplis’te salgınında şehir nüfusunun yarısı ölmüştür.

İlk dönem islam tarihinde büyük can kaybına neden olan salgınlar olmuştur. (bkz. İslam Ansiklopedisi). Hatta Hz. Peygamberin karantina uygulaması ile ilgili hadisleri şüpheye mahal vermeyecek derecede açıktır. Ve Hz. Ömer bu karantina uygulamalarını Şam ve diğer salgın görülen beldelerde uygulamıştır. Kendi döneminde Filistin’de görülen veba salgınında çoğu sahabe 20 bin kişi vefat etmiştir. Şam’da benzer salgınlar olmuş, kendisi şehre girmeyerek “Allah’ın bir kaderinden farklı bir kaderine” yöneldiğini ifade etmiştir.   Ebu Ubeyde bin Cerah, Muaz bin Cebel ile Hz. Enes bin Malik ve Hz. Halid Bin Velid’in çocuklarının hemen hepsi veba salgınlarında vefat ettiği kaynaklarımızda net olarak yer almaktadır.

Moğolların bir tür biyolojik saldırı olarak mancınık ile Vebalı ve Cüzzamlı cesetleri kalelere, surlarla çevrili şehirlere atmaları neticesinde Avrupa’da ciddi ölümlere neden olan salgınlar olmuştur. Öyle ki 14. Yüzyıl ortalarında Kuzey Avrupa’da bir tür biyolojik saldırı olan bu tarz saldırılarla Avrupa nüfusunun dörtte biri veba ve cüzamdan ölmüş, tüm dünya nüfusu 100 milyon azalmıştır.

Amerika’nın keşfiyle, daha önce izole bir hayat yasayan Amerikan yerlileri immun sistemleri daha zayıf olduğundan çiçek ve kolera gibi daha önce bilmedikleri hastalıklardan dolayı kitlesel kıyıma uğradılar ve yerli nüfusun yarısı bu yol ile yok oldu.

17. Yüzyılda difteri (kuş palazı), kolera, tifus ve çiçek salgınları yüz binlerce cana mal olmuştur.19. yy da Osmanlı -Rus savaşlarında ayrıca Moskova ve Berlin’de tifüs ve kolera basilinden (Vobrio cholera) ölen asker sayısı savaşlarda kaybedilen asker sayısının birkaç katıdır. Balkan savaşlarında tek kursun sıkmadan binlerce askerimiz tifüs ve koleradan kaybedildi. Aynı yıllarda İstanbul’da ve Anadolu’da hiçbir tıbbı yardım almadan binlerce insanımız vefat etti.

18. yüzyılın en büyük pandemisi kuskusuz İspanyol gribidir. 1918-1920 arası 50 milyon insanın hayatını kaydettiği HINI olarak bilinen domuz gribi ile benzer genetik tipteki virüs büyük bir felakete neden olmuştur. Avrupa nüfusunun yüzde 20’si kaybedilmiştir. Bu, 1.Dünya Harbi’nde kaybedilen asker sayısının yaklaşık beş katıdır. Bu virüsle kaybedilen kişiler, genel viral enfeksiyonların hedef kitlesi yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, ümmin sistemi zayıf hastaları olmasına rağmen, ilginç şekilde genç ve sağlıklı bireyler, askerler olmuştur. Hatta bu durum savaşın erken sonlanma nedenlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

İnsanın bağışıklık sistemini çökerterek normal insan florasındaki bakterilerin patojen hale gelmesine neden olan, son 40 yılda 25 milyon kişinin ölümüne neden olan HIV virüsü de özellikle Afrika, Latin Amerika ülkelerinde etkili olmuştur. HIV tedavisinde ömür boyu kullanılan ilaçlar ile mesafe alınmasına rağmen koruyucu aşı ve kesin sağaltım mümkün değildir. Kan ve cinsel yolla bulaşan bu virüsün uğrayacağı mutasyon ile solunum yoluyla bulaşmayacağının tıbbi garantisi yoktur.

YENI TIP VORONA (COVIT-19)

1960’lı yıllardan beri varlığından haberdar olduğumuz ve dört alt tipi olan Corona virusler hafif grip ve nezle tarzı belirtilerden hayatı tehdit eden MERS-CoV ve SARS -CoV gibi solunum yetmezliği ve ölüme neden olabilecek klinik durumlara neden olacak mutasyonlara uğramışlardır. COVID19 da mutasyona uğrayarak bu pandemiye neden olmuştur. Temelde bir zoonoz ( hayvanları konak olarak kullanan) olan bu virus yarasa,  kedi, köpek,  fare, domuz ve yılan gibi yabani hayvanlarda ağırlıklı olarak görülür. Bu virüsün Çin’in Wuhan kentindeki yabani hayvan pazarından dış dünyaya yayıldığı en güçlü ihtimaldir.

CORONA VİRUS BELİRTİLER ve KORUNMA YÖNTEMLERI

Vücuda damlacık yoluyla solunum yolları ile alınan virüsün belirtileri 2-14 gün arasında ortaya çıkmaktadır. Ateş (39 derece),  öksürük, nefes darlığı, kas ağrıları, ishal ve  nadiren bulantı kusma şikayetleri görülen vakaların yüzde 80-90’ı hafif belirtilerle seyrederken yüzde on hastada hastaneye yatış,  yüzde 5 hastada yoğun bakım desteği ve yüzde 1- 2 hastada ölüme görülüyor. Ölüm vakaları daha çok kronik hastalığı olanlar ve 70 yaş üstü hastalarda görülüyor.

Hastalığın salgın olarak görüldüğü tüm dünyada artık temel korunma önerilerini herkes yüzlerce kez  medya aracılığıyla duydu. Ellerin bol su ve sabunla en az 20 saniye  yıkanması,  kalabalık ortamlardan uzak durulması, hapşırırken ağız ve burnun elle kapatılması, sık temas edilen yüzeylere dokununca ellerin yıkanması, su yok ise el dezenfektanlarının kullanılması, sosyal mesafenin en az bir metre olarak korunması, yemekten önce, sonra mutlak el temizliği, vücut temizliğine dikkat edilmesi, özellikle taşıyıcıların maske kullanması, bireysel temizlik için kullanılan malzemenin şahsi olmasına dikkat edilmesi, taşıyıcı olan ve yurtdışı ziyareti olanların izolasyonu bildiğimiz tedbirlerdir.

Ayrıca  bu donemde uyku düzenine dikkat edilmesi, bol sıvı almak, ev içinde de olsa spor yapmak, kefir, süt ve  yoğurt, yaş sebze ve meyve tüketiminin artırılması, yeşil çay, kara mürver bitkisi, sarımsak tüketimini attırıp vücudun savunma sistemi (ummin sistem)daha aktif hale getirilmesi önemlidir. An itibarıyla prafilaksi (koruyucu) ya da tedavi amaçlı bir ilacı olmayan ve aşı uygulamaları için en az bir yıllık bir zaman surecinin geçmesi düşünüldüğünde virüs, dünya gündemini uzun sure işgal edeceğe benziyor. Geliştirilecek aşının da bir sonraki yıl veya yıllarda mutasyona uğrayıp patojen hale gelecek suşlar için koruyuculuğu çok sınırlı olacaktır.

POSTCOVIT19 MİLADI

Bilimi bir ittikad ve Amentü olarak tanımlayıp her problemi tartışmasız olarak çözecek bir düstur olarak gören, aklı ilahlaştırıp hayatın merkezine konumlandıran seküler liberal sistem,  aslında bu pandemi ile bir kriz yaşıyor. İnsanlığın sahip olduğu tecrübeyi ve ilmi birikimi, iktisadi zenginliği, dünyayı bir felah yurduna ve fıtri temeller üzerinde yükselen bir hayat alanına çevirmek yerine, zulüm, baskı, sömürü,  ifrat, azgınlık ve haz temelleri üzerinde yükselen anlayış, insanlığı adeta esir aldı. Tüm bireysel tercihleri kutsayan “ benim hayatım  benim kararım” tarzı  davranış şekilleri ve yönelimlerin küreselleşen dünyada nasıl bir tehdide sebep olduğunu gördük. Çin’de icra edilen kötülük iki ayda tüm dünyayı sardı. Temel dini ve felsefi akımlarda benzer şekilde yasak olan habis hayvanlarla beslenme, gayri fıtri cinsel eğilimler bu yüzyılda hiç olmadığı kadar olağan hale getirilmeye çalışırken, makul insani düzen ve tasarım bozulunca dünyanın gireceği tehlikeye şahit olduk. Nietzsch’nin “Tanrı öldü “ anlayışıyla hareket eden, kutsal olanla tüm bağlar kesilerek,  bitmeyen bir para ve durmayan bir kalp hedefiyle ölümsüzlük arayışı üzerinden vahşi ve zalim bir küresel düzen tesis edilmişti. Suriye, Yemen, Irak ve Afganistan ve Afrika… Yıllardır süren  savaş ve katliamlara destek veren egemenler,  aslında kendi mağdur ettikleri halkların hayatlarını kolaylaştırmak için 40- 50 Milyar dolarlık fonlardan kaçarken yüzlerce kat maddi külfetle karşı karşıya kaldılar…

Avrupa Birliği mültecilere kapattığı sınırları, Schengen vizesini iptal ederek kendi insanlarını bulunduğu ülkelerde hapsederek karantinayı güçlendirdi. Serbest dolaşım ve ticaret gibi liberalizmin esaslı tüm tezler bir anda çöktü. Devleti tüm alanlardan çıkarıp yerine sivil toplumu ve bireyi ikame etmeye çalışan anlayış adeta iflas etti… Bilim kendi sınırlarını tanıdı. Ya da tanımak zorunda kaldı. Yetişmiş insan gücünün, emeğin yerine konumlanan televole-popüler kültürünün,  medya çağının ürettiği spor, sanat ve müzik dünyasının sahip olduğu orantısız zenginlik ve refahın aslında toplumun tümünden çalındığına, topluma bir değer katmadığına şahit olduk. Bu yeni süreç herkes için farklı okumalara vesile olacak. Bu küresel pandemi hayata Tevhid, rahmet, merhamet, hikmet, adalet ve nihayetinde vahiy süzgecinden bakıp, akleden  bir anlayışla okunduğunda bize çok şey söylüyor. Ayne’l-yakin gördük ki Her ifsad bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Bilim ilhadı, inkârı, imhayı değil, ihyayı, inşayı, insafı ve izanı güçlendirmeli. Temiz bir akıl ile tezekkür, tefekkür ve tedebbür zamanı.

Bu gidişatın insanlığın hayrına olmadığı ortada. Kısacası COVID19 tüm dünyaya “FE EYNE TEZHEBÛN?” diyor.


Haber Kaynak : Haber Duruş Haber Merkezi