YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Korona günlerinin korku tüccarları: Komplocular

Bülent Şahin Erdeğer'in Independent Türkçe'deki yazısı;

 

Komplo teorileri bir sektör. Bu sektörü ayakta tutmak için ise bedava bir hammaddesi var: Gündem.

Dünyada özellikle David Icke, Erich von Däniken, Rashid Buttar gibi komplo teorisyenlerinin yanı sıra Türkiye’de Kemalist camiada Banu Avar, Soner Yalçın, Yalçın Küçük, Ergün Poyraz komplocuların başında gelirken; iktidara daha yakın duran Abdullah Çiftçi, Erol Mütercimler, Ramazan Kurtoğlu, Ertan Özyiğit, İsmail Tokalak, Murat Akan, Abdurrahman Dilipak, Kemal Özer, Bekir Hazar, Ergün Diler, Mehmet Ali Bulut, Hamza Yardımcıoğlu gibi isimlerin son günlerde medyada bu iddialarla daha çok popüler olduklarını görüyoruz.

Komploculuğun bir de kült/tarikat din boyutu var. Bazı inanç grupları bilimle, akılla problemli olduklarından dünya ve toplum tasavvurları kapalı ve şizofrenik olduğundan dünyadaki gelişmeleri komplo teorileriyle açıklamakta.

Buna bir takım evanjelist gruplar, new age kült ve tarikatlar örnek verilebilir.

Kendi kapalı yapıları dışındaki dünyayı şeytani kötücül bir alan olarak gören kendi liderlerinin kendilerini bu şeytanilikten koruduğuna inanan bu sebeple ya gelmesi yakın bir kurtarıcının hazırlıkçıları ya da bizzat kendi lider ve yapılarının seçilmiş kurtarıcı olduğuna inanan tarikat yapıları da gerek Hristiyanlar gerek Müslümanlar gerekse de Hinduizm gibi diğer din mensupları içerisinde mevcuttur.

Türkiye’de aşıların ötesinde modern tıbbın külliyen şeytani olduğuna inanan Aidin Salih grubu buna yakın bir örnektir.

Yavuz Dizdar, Ahmet Rasim Küçükusta, Canan Karatay gibi bilim insanları da maalesef bilimsel veriler yerine pek çoğu kanıtlanmamış kendi kişisel görüşleriyle “ilgi odağı” olmayı seçerek bu komplo cemaatine dahil oluyorlar.  

Muhafazakar camiada Kadir Mısıroğlu, Cevat Rıfat Atilhan gibi isimlerden Harun Yahya müstearıyla Adnan Oktar vb. isimlere kadar komplo teorileri kitapları adeta başucu kitapları yapılmıştı.

Gerçek Hayat, Beyaz TV, A Haber, Akit gibi yayın organlarının ise bu iddiaları birer hakikatmış gibi yayınladıklarını görüyoruz.

Bu duruma "Gülen cemaati"nin devlet içerisinde paralel yapısını inşa ederken sıklıkla kamuoyunu manipüle etmek için ürettiği komplo teorileri ve kendisinin gerçekten kumpaslara imza atması; hükümetin kendisine yönelik her muhalefeti iç ya da dış güçlerin oyunu, üst akıl gibi komplolarla açıklaması kamuoyunda komploculuğun ne kadar verimli ama bir o kadar zehirleyici etkisini gösteriyor.

İşin kötüsü Türkiye’de komplo teorilerinin ve uzantısı ithamların genel kabul görüyor oluşu.

O yüzdendir ki hem dünyayı “üst akıl” diye muhayyel gizemli bir çetenin yönettiğini düşünüyorlar hem her taşın altında bir Yahudi’nin olduğuna her türlü siyasi gelişmenin Siyonizm tarafından önceden masa başında planlandığını düşünüyorlar, ama aynı kişiler İsrail ile girilen tutarsız ilişkileri reel politik ile açıklıyorlar.

Komplo teorileri yalandan ibaret değildir. Komplo teorileri zanna dayalı önyargılar, çarpıtılmış gerçekler ve bu ikisi arasındaki boşlukların kurgularla doldurulmasıyla oluşur.

Ana söylem zaman geçtikçe yan iddialarla dallanıp budaklanır. 

fazla oku

Daha önce komplo teorilerinin temellerini ele almıştım.

Bu sefer ise korona günlerinde üreyen yenilenen komplo teorilerini tartışmak istiyorum.

Gerek dini gerekse de seküler kesimlerde çok fazla müşteri bulan “ilginçlik”ten, aykırı çıkışlardan, büyük tabloyu görüp herkesten daha zeki olma zevkini muhatabına tattıran, gizemleri çözdüren bir halisünasyon satıcılığı aslında olan şey. 

Bilimsel ve felsefi kuşkuculuğun, merak ve araştırmacılığın sahtesi aslında komploculuk.

Kuşkuculuğun mantık ilkelerinden azade kılınmış hezeyan çeşidi.

Korona öncesi medyanın reyting hevesiyle popülerleşmelerine aracı olduğu iddialar şunlardı:

"Dünya yuvarlak değil aslında düzdür", "Modern bilim külliyen aldatmacadır", "Dinazorlar hiç yaşamadı", "Aya gidilmedi", "Dünyada her şeyi gizli bir azınlık örgütü yönetiyor, o örgüt aşılarla dünya nüfusunu kısırlaştırmak istiyor", "Uzaylılar medeniyetleri kurdular, reptilian adlı sürüngen ırkı aramızda", "HAARP ile depremleri yapıyorlar", "Mu Kıtası" vs.

Korona günlerinde ise hem bu genel komplolar güncellendi hem de yenileri monte edildiler.

Bu iddiaları ele alalım:

1. Dünyada gizemli bir azınlık var ve Dünyayı onlar yönetiyor:

Dünyayı saklanarak yönetiyorlar; ama ne hikmetse her şeyleri biliniyor!

Şayet böyle gizemli bir örgüt gerçekten var olsaydı ve bu örgüte atfedilen süper imkanlara sahip olsalardı, daha profesyonel biçimde kimseciklerin gözünde bu kadar ifşa olmamaları gerekirdi.

Evet, dünyada küresel kapitalizm hakim ve bu hakimiyet de çeşitli tröstlerin elinde. Ama unutulmamalı ki kapitalizm kazanç eksenli bir ideolojidir ve birçok açığı, eksiği ve gediği vardır.

Yekvücut hareket etmez ve çıkar birliğine dayalıdır. Doğa yasalarını ve sosyolojiyi yönlendirecek kadar homojen bir iktidar odağı değildir.    

2. Bu gizli azınlık Kovid-19’u dünya nüfusunu azaltmak için üretti:

Kovid-19 vaka sayılarına baktığımızda şayet böyle bir azınlık varsa ve de böyle bir katliam amacı varsa bu virüs çok başarısız bir araç. Çünkü katliam için daha etkili ve hızlı bir virus üretilebilir. 

3. Gizemli güçler, önce virüsü abartıp korku ortamı yayacaklar, sonra aşısını çıkartacaklar; zaten aşı ellerinde:

Bu iddia, ikinci iddiayı dillendirenler tarafından öne sürülüyor, yani tam bir çelişki örneği.

Hem insan nüfusunu azaltmak istiyorlar hem virüsü abartıyorlar. Ama vaka sayıları bu iddiayı da boşa çıkartıyor.

Çünkü vaka sayılarının istatistiklere tam yansımadığı da gündem oldu. Pek çok ülke sadece hastanede ölen vakaları ölüm sayısına yansıtıyor.

Şayet iddia doğru olsaydı veriler minimumdan değil abartılı biçimde istatistiklere yansıtılırdı.

4. Virüs labarotuvarda üretildi:

Bu komplo iddiasına Çin karşıtlığı üzerinden başkanlık seçimlerinde elini güçlendirmek için Trump sarılıyor. Çin ve İran rejimleri de ABD’ye karşı aynı iddialarını dillendiriyor.

Virüsün laboratuvarda üretilme olasılığı elbette var. Ancak bilimsel tüm bulgular Kovid-19’un doğal yollarla ortaya çıkmasının labarotuvarda üretilme olasılığında kat be kat daha olası olduğunu gösteriyor.

Çünkü bu virus SARS, MERS, Domuz ve Kuş gribi gibi kesilen, talan edilen yağmur ormanlarından kaçan ve doğal ortamlarından kaçmanın verdiği stresle virüsleri üretiyorlar, bu virüsler sıkışık canlı hayvan pazarlarında yenilen hayvanlara oradan da insanlara geçiyor.

Ya da doğrudan yarasa pangolin gibi hayvanların yenmesiyle insana bulaşıyor. Bu yıllardır bilinen bir risk olduğu için de hem bilimsel enstitülerin hem de film ve kitapların senaryolarına konu oluyor.

Böylesi bir şey için illa labarotuvarda üretmenize gerek yok. Koronavirüs ve benzeri virüsler yüzyıllar öncesinde de vardı bugün de varlar.

Bugün küreselleşme ve küresel iklim değişikliği nedeniyle tarihteki örneklerine nazaran daha geniş alana yayılmaktadır. 

Politik bir suçlama aracı olarak siyasilerin labortuvarda üretildi iddiasının herhangi bilimsel bir kanıtı yok.

Aksine virüsün kökenini açıklayan mevcut bilimsel verilerin tamamı hayvanlardan insanlara geçtiği, yani doğal olduğu yönünde.

5. Virüs ve aşılarla İnsanlığın nüfusunu azaltmak istiyorlar:

Çiçek virüsü gibi biyolojik silah olarak ABD ve Rusya’nın elinde bulunan ve koronavirüslerden çok daha etkili olan virüsler mevcut.

Bu biyolojik silah tehdidi tıpkı nükleer silahlar gibi mevcut dünya sisteminde tarafların birbirlerini caydırmak için elde tutuluyor. Şayet “nüfus azaltmak” istese çok daha güçlü yollar mevcut.

Peki ama küresel kapitalizm neden insan nüfusunu azaltmak istesin?

Kapitalizmin temel mantığı tüketim kültürünne dayanır. Müşterisi/tüketici kitleleri olmayan bir düzen Kapitalizm olamaz.

Dünyayı medya, spor, cinsellik vb. unsurlar ile kendine müşterilere, tüketicilere dönüştüren bir sistemi yönetenler neden müşterilerini öldürmek istesin?

Aşılar ise iddianın aksine dünya nüfusunu azaltmak yerine çoğalmasına yol açmaktadır.

Aşılar yokken insanlar daha fazla ölürken aşılar sayesinde hastalıklar azalmış ya da yok olmuş bu da dünya nüfusunun artmasına yol açmıştır.

Bu bir karşı iddia değil kanıtlanmış bir gerçektir. Aşının yanısıra ilaç sektörüne yönelik iddialar da cabası. İlaç sektörünün gelişmesinde sermayenin kazanç eksenli rolü yadsınamaz.

Bu kazanç eksenlilik tıp etiği halk sağılığının öncelenip öncelenmediğini de gündeme getiriyor elbette.

İlaç ve aşı gelişimi ve üretiminin tröstlerin tekeline bırakılmaması ve sosyal sağlık bakışı ile ücretsiz ya da ucuz biçimde tüm dünya ile paylaşılması hedeflenmelidir.

İlaçlar bu temelde tartışılmalı. Yeni bir Bilim etiğinin inşası için dini, felsefi ve siyasi düzlemde çaba gösterilmelidir.

6. 5G teknolojisi insanların virüse yakalanmasına neden oluyor:

Bu iddianın hiçbir temeli ya da delili yok.

Peki 5G ne?

Şu an 4,5G’deyiz ve yeni internet projeleriyle tüm dünyada daha geniş ve güçlü bir internet ağı tasarlanıyor.

Henüz çalışmayan bir projenin hiç bir dayanak gösterilmeksizin suçlanmasının bir değeri yok.

(5G uydurmalar hakkında detaylı araştırmalar için bkz. https://teyit.org/etiket/5g/)

7. Elon Musk ve Bill Gates koronavirüsü yayıyorlar herkese çip takacaklar:

Musk ve Gates iki Kapitalist yatırımcı. Yatırım yaptıkları için de kar odaklı projeler geliştiriyorlar.

Bu projelerin ahlaki boyutlarını ve taşıdıkları riskleri elbette tartışmalıyız. Ama abartılı ve mesnetsiz iddialar bu rasyonel sorgulamaların önünü kesiyor.

Musk, dünyanın çevresini saracak uydularla yeni iletişim ağının ilk sahibi olmak için yatırım yapıyor. Bu geleceğe dair zekice bir yatırım.

Aynı durum Gates için de geçerli. Adam ilaç ve tıp sektörüne yatırım yapıyor. Teknoloji geliştiriyor. 

Bir diğer örnek de Musk’ın Mars’ta yerleşim/kolonileşme projesi ile Neuralink projesi.

Neuralink, beyin ile bir bilgisayar arasında doğrudan iletişim kurmaya yarayan BMI (Brain-Machine Interface/Beyin-Makine Arayüzü) teknolojileri üzerinde çalışıyor.

Bu teknolojilerin nihai amacı, beyinden makineye ya da beyinden beyine doğrudan veri transferi sağlamak.

Şu an için felçli hastalara yönelik ürün sunan Neuralink, gelecek yıllarda Alzheimer, Parkinson gibi hastalıklara çözüm sunan beyin çipleri geliştirmeyi planlıyor.

Ama Musk’ın esas hedefi, yapay zeka ile entegre çalışacak bir beyin çipi tasarlamak. Bu beyin çipleriyle birlikte, yapay zekadan destek alan arttırılmış zihin fonksiyonlarına sahip bir insan sınıfı oluşabilir. 

Bu çalışmaları küresel gizemli bir yapının gizli planlarının bir parçası olarak görmenin bir delili ya da mantığı yok.

Geliştirilen yeni teknolojilerin olası ahlaki risklerini din ve felsefe açılarından sorgulamak-tartışmak gerekir.

Ama komploculuk bu tip sorgulamalardan çok uzak ve bayağı.

Beyin çip implantını geliştirmeye çalışmak bilim-sermaye ilişkisini ve sermayenin insanlığın yararına ve ahlaki sorumluluklarla mı hareket edip etmeyeceğini tartışmak gerekir. 

Komplo teorisyenleri o kadar çok asılsız iddia ve yalan uyduruyorlar ki bazı iddiaların içeriklerindeki doğru eleştiriler de yalancı çoban misali değersizleşiyor. 

Örneğin, Nobel Ödüllü Profesör Tasuku Honjo ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) temsilcisi Dr. David Nabarro gibi isimler üzerinden uydurma beyanatları yaydılar sonrasında bu isimlere ait olmadığı ortaya çıktı.

IMF, Kovid-19 nedeniyle borç verdiği Afrika ülkelerindeki çocukları zorunlu aşılayacak, her aileden iki kişiye çip takacak dendi yalan çıktı. 

ABD’ye ait HAARP gemisinin Çanakkale açıklarına demir attığı iddia edildi yalan çıktı.

Bu tip yeni gelişmeleri fantastik kurgularla suçlamanın en büyük faydasını ise Musk ve Gates gibi yatırımcılar görüyor.

Abartılı ve mantık örgüsü olmayan iddialar küresel kapitalizmin sorgulanmasının da önünü kesiyor kitleler nezdinde.

Çünkü makul, tutarlı eleştiri yerine mitolojik bilim kurgularla konu sulandırılıyor ciddiyetinden uzaklaştırılıyor. 

*Konuyla ilgili akademik bir çalışma okumak isteyenlere İletişim Yayınları’nda bu yıl okuyucuyla buluşan Kerem Karaosmanoğlu’nun “Komplo Teorileri: Disiplinlerarası Bir Giriş” adlı eserini ve www.teyit.org www.yalansavar.org gibi web sitelerinin araştırmalarını tavsiye ederim.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.  

© The Independentturkish

 

Haber Kaynak : Independet Türkçe


HABERLER