Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Konuşan Kuran Hz. Ali Kitabını Niye Yazdım?

Ramazan Deveci'nin yazısı;

Bir toplantıda bir dostum İslam tarihinin en acı dönemlerini içeren ‘Konuşan Kuran Hz. Ali Kitabını’ niye yazdığımı sordu.

Bilindiği gibi Sünni dünyanın konuşmaktan kaçındığı, örnek nesil dediğimiz sahabe arasındaki problemlerin, Cemel, Sıffın ve Hakem olaylarının yaşandığı bir dönemi de içeriyordu Hz. Ali’nin hayatı..

Cemel ve Sıffın İslam tarihinin en acı olayları idi. Örnek nesil dediğimiz Ashabı Kiram birbiri ile savaşmış binlerce Müslüman ölmüştü.

Evet biz konuşmak istemiyorduk ancak bu olaylar tarihi birer gerçeklikti. Ve biz kaçsak ta mutlaka karşımıza çıkıyordu.

Peki öyle ise ne yapmak gerekiyordu? Olayları konuşmamak olmamış kabul etmek çözüm mü idi.

Bence değildi. Olayları yok saymak görmezden gelmek çözüm olmamıştı. Olaylar yeterince ve gerektiği gibi konuşulmadığı için tarih doğru değerlendirilmemiş, tarihten gerekli dersler çıkartılmamış, ve sonuç olarak ta tarih sürekli tekerrür etmişti İslam dünyasında.

Rabbimiz  kerim kitabımızda “Mü'minlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup-düzeltin. Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık tecavüzde bulunanla, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah'ın emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah, adil olanları sever.” (Hucurat-9) buyuruyor.

Ayette rabbimiz bir anlamda bir gün Müslümanların birbirleri ile savaşacaklarını haber verirken ne yapmaları nasıl davranmakları gerektiğini de söylüyordu.

İşte Hz. Ali, Cemel ve Sıffın olaylarında tarafsız kalan sahabeye bu ayeti hatırlatıyor ayetin gereğini yapmalarını istiyordu.

Sünni dünyanın en büyük handikaplarından biri sahabeyi çok aşırı överek sahabenin yanlışlarını konuşmak istememesi hatta sahabeyi hatasız insanlar gibi görmesi idi.

Muhtemelen Sünni dünyanın sahabeye karşı böyle korumacı davranması nedenlerinden biride Şii dünyanın sahabeye karşı hakarete varan yersiz eleştirel tutumu idi.

Böylece tarih övgü ve sövgü tarihine dönüşmüş ve tarihi olaylardan gerekli dersler çıkartılmamış/ çıkartılamamıştı.

Tarihin bu acı olayları esasen belki de en büyük dersleri çıkaracağımız esasları barındırıyordu.

Öncelikle Peygamberimizden başka kimsenin masum olmadığını dolayısı ile sahabelerinde hata yapabileceklerini ve yaptıklarını söyleyen Sünni dünya, teorik olarak söylediği bu gerçeği pratiğe dökerek sahabenin yanlışlarından da dersler çıkarmamız gerçeğini görmeli artık.

İşte Hz. Ali kitabı bizi bu gerçeklikle karşı karşıya getiriyor. Esasen bu kitap, söz konusu bu acı olayların doğru anlaşılmasına katkı sunmak için yazıldı.

Hz. Ali çocukluktan itibaren vahiy evinde Peygamberimizin özel terbiyesinde yetişmiş böylece bir anlamda ‘Konuşan Kuran’a dönüşmüş özel bir şahsiyettir.

Fatiha suresindeki “Ya Rabbi bizi doğru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna” ayeti Nisa-69 ile birlikte düşünüldüğünde “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddiklerle, şehitlerle ve iyi kimselerle birliktedirler.  Bunlar ne güzel arkadaştır.” Daha bir anlam kazanır. Hz. Ali’nin kendilerine nimet verilenlerden olduğu, Fatiha suresinde ifade edilen dosdoğru yol için bir örneklik olduğu görülecektir. Dosdoğru yolun Kur’an olduğunu bilinen bir gerçeklik. Ama Kuran’ı doğru anlamak için Peygamberimizin ve onun yol arkadaşlarının onu nasıl anladığına bakmamız gerekiyor. Allah resulü “Ben ilmin şehriyim Ali ise bu şehrin kapısıdır” buyuruyor. Hz. Ali, Peygamberimizin ifadesi ile nebevi ilim şehrinin giriş kapısıdır. 

Hz. Ali, ‘Konuşan  Kuran’ ve kendisine nimet verilenlerden biri olarak kendisinde bizim için güzel örnekler olan bir öğretmendir. Hz. Ali’nin vahyi esas alan, vahdet ve adalet anlayışı büyük önem arz etmektedir.

Günümüzde Müslümanların en büyük problemlerini sıralayacak olursak vahdetsizlik/tefrika ilk sıralarda yer alır. Yine ilk sıraya yazacağımız konulardan biride adalet anlayışımızdır.

Hz. Ali denilince benim aklıma üç kavram gelir tevhid, vahdet ve adalet. Ancak bunlar içerisinden Hz. Ali’yi ayrıcalıklı kılan vahdet ve adalet anlayışıdır. Onun hayatının çocukluktan sonraki döneminin ifadesi olan tevhid mücadelesi Peygamberimiz döneminde birçok sahabenin de katkı sunduğu, katıldığı, onurlu bir mücadeledir.

Peygamberimizin tevhid mücadelesinde her sahabenin, muhacir ve ensarın ayrı ayrı bir çok fedakarlığı ve katkısı vardır. Peygamber efendimiz dönemindeki Tevhid mücadelesi her sahabenin yıldızlaştığı dönemdir. Esasen mutlak ‘Asrı Saadet’ dönemi  Peygamberimizin vefatına kadar olan bu dönemdir.

Hz. Ebubekir ile başlayan Raşit halifeler dönemi, Müslümanlar üzerinden vahyin koruyuculuğunun kalktığı, hatası ile sevabı ile beşer olan insanların vahyi uygulama biçimlerini gösteren bir dönemdir. Bu dönemi bu gözle okumak gerekiyor.

Hz. Ali, hem peygamberimiz döneminde hem de kendisinden önceki halifeler döneminde yaşamış bu dönemlerde ortaya koyduğu tavırlarla, bu dönemde yaşanan olayların ve bu olaylara vahiy merkezli bakışın nasıl olması gerektiğini gösteren bir vahiy öğretmenidir.

Günümüzde Müslümanların en büyük problemlerinden birinin tefrika yani vahdet birlik içerisinde olmama olduğunu ifade etmiştim.

İşte Hz. Ali kendisinden önceki halifeler döneminde vahdet konusunda o kadar hassas davranıyor ki, Hz. Ali’nin bu hassasiyetini görünce, bugün Müslümanların tefrika sorunlarının ilacı, Hz. Ali’de diyor insan. Evet, Hz. Ali’nin vahdet hassasiyetinden öğreneceğimiz çok şey var.

Hz. Ali’nin kendisinden önceki halifeler döneminde ifadesini bulan Müslümanların vahdetini koruma, vahdete zarar vermeme hassasiyetinin önemi; özellikle kendi hilafet döneminde, aynı hassasiyeti göstermeyen arkadaşlarının, tavırlarının ümmetin birliğine nasıl zarar verdiği görüldüğünde, daha iyi anlaşılmalıdır diye düşünüyorum.

Vahyin emrettiği vahdet ve adalet anlayışı nasıl pratiğe dökülür nasıl yaşanılır işte Hz. Ali onu öğretiyor bize.

Hz. Ali’nin hilafet döneminin ifadesi olan “adalet” anlayışı, onu ayrıcalıklı kılan asil tavrıdır. İnsanoğlunun en zayıf olduğu nokta, adalet anlayışı, adalet konusundaki tavrıdır. Zira zordur; güce, iktidara nimete sahip olduğunda, düşmanına haksızlık yapmamak, dostlarına ayrıcalık tanımamak. Normal zamanlarda adaletli davranmak da kolay değildir ancak, zor dönemlerde güvenlik kaygılarının olduğu dönemlerde adil olmak ise daha zordur.

Sizin kendinizi adil görmeniz önemli değildir. Çünkü insanlar her zaman kendilerinin ve taraftar olduklarının, adaletsizliklerine kılıf bulup, adaletsizliklerini adalet gibi göstermeye zorlanmazlar. Adaletsizlikleri meşrulaştıracak bir maslahat her zaman bulunur. İşte burada düşmanlarınız, muhalifleriniz, düşüncelerinizi kabul etmeseler de adaletinize şahitlik ediyorlarsa siz gerçekten adilsiniz demektir.

İşte Hz. Ali halife olduğu o zor dönemde bile adaleti her şeyin üzerinde tutan bir insanlık abidesidir.

Ali Şeriati’nin İfadesi ile: “Ali, insanlık tarihindeki mazlum adaletin tecessüm etmiş şeklidir. Ali sadece konuşan Kur’an değildir, konuşan özgürlüktür, konuşan adalettir, konuşan aşkın insanlıktır.”

Hz. Ali’nin vahdet ve adalet hassasiyetinin Müslümanlarca yeterince bilindiği ve anlaşıldığı kanaatinde değilim. İlahi emir olan İslam’ın iki önemli değeri vahdet ve adalet anlayışının doğru anlaşılması için Hz. Ali’nin örnekliğine ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Hz. Ali kitabını birazda Hz. Ali’nin vahdet ve adalet anlayışına ihtiyacımız olduğuna inandığımdan ve Müslümanların vahdet ve adalet sorunlarına çözüm olacağına inandığım için yazdım.

Kitabı okuduğunuzda sizde Hz. Ali’nin vahdet ve adalet hassasiyetine tanık olacaksınız.

Kitabı hazırlarken hem Şii hem de Sünni kaynaklardan yararlandım. Yapabildiğim kadar her iki kesiminde uydurma rivayetlerinden uzak durmaya çalıştım. Tarihi gerçekleri, rivayetlerin tutarlılığına bakarak sahih olanları almaya çalıştım.

Sonuç olarak tarihi övgü ve sövgü tarihi olmaktan çıkarıp tarihi olayların tahlilini iyi yaparak gerekli dersleri çıkarmak gerekiyor. Tarihimizdeki acı olayları da doğru bir şekilde konuşmaktan çekinmemeliyiz.

İslam’ın esası tevhid ve adalettir, Müslüman olmanın esası da vahdettir. Tüm bu esaslar için Hz. Ali’de çok güzel örnekler var. Kendi ifadesi ile ‘Konuşan Kuran’ olan Hz. Ali’den öğreneceğimiz çok şey var.

Kitapla ilgili her türlü eleştiriye açık olduğumu, iyi niyetle yapılmış her eleştirinin mutlaka değerlendirileceğinin bilinmesini isterim. Kitabımı okuma nezaketinde bulunan dostlarımın, okuyucularımın kitapla ilgili değerlendirmeleri beni çok mutlu edecektir.

Selam  Allah’ın Resulüne ve temiz Ehlibeytine, Hz. Ali’ye ve iyi niyetle uyaran dostlara olsun…


Haber Kaynak : İslami Analiz


Anahtar Kelimeler: Konuşan Kuran . Kitabını Yazdım?

HABERLER