Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


KİTLE İMHA SİLAHLARININ YAYILMASININ VE FİNANSMANININ ÖNLENMESİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME

Av. CİHAT KARADEMİR'in KİSYF'NIN kanun teklifi ile ilgili bir değerlendirme

İlk ifade edilmesi gereken husus Kanun tasarısının metinindeki madde gerekçeleri bölümü incelendiğinde sivil toplum faaliyetlerinin keyfi engellemelere tabi tutulmasından çok daha öte BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİNİN TERÖR NİTELENDİRMELERİNİN BİZİM ÜLKEMİZDE DE MUTLAK NORM GİBİ KABUL EDİLEREK VE BMGK’NIN BELİRLEDİĞİ LİSTELER KURALLAR VE YAPTIRIMLAR ÇERÇEVESİNDE TÜRKİYENİN İÇ HUKUK DİNAMİKLERİNİN DÜZENLENMESİNE İLİŞKİN OLDUĞU AÇIKÇA ORTADADIR. Genel anlamda bir değerlendirme yapıldığında bile BMGK’nun iç hukuka net müdahalesi ve BMGK alınan terörizmin finansmanına ait kararların Türkiye’de hiçbir kabul ve düzenlemeye ihtiyaç duyulmaksızın yaptırım halinde dönüşmesini düzenleyen bir kanun tasarısıdır.

BMGK: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 15 üye ülkeye sahiptir. Bu ülkelerden beş tanesi daimi üye, on tanesi ise seçilmiş üyelerdir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri, aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in kurucu üyeleri olan Rusya ve Çin, SSCB ve Çin Cumhuriyeti'nin halefleri olarak, konsey tarafından tanınmışlardır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde, kararları veto etme hakkı bulunan daimi üyeler Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya ile on geçici üye ülke bulunur.

BMGK denen kurum her zaman vurgulanan “DÜNYA 5’TEN BÜYÜKTÜR”  İfadesinin muhatabı olan bir kurumdur. Hal böyle iken tamamen BMGK’nın belirleyeceği ve esaslar usuller ve yaptırımlar doğrultusunda bir iç hukuk düzenlemesi yapmak kendi iç işlerine 5 DÜNYADAN BÜYÜKTÜR şeklinde yaklaşan devletlerin müdahalesini kabul etmek anlamı taşımaktadır. Aşağıda maddeler üzerinde de ayrıntılı bir değerlendirme yapılacaktır. STK faaliyetlerinden çok daha önce bu hususlar yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.

Birinci bölümde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin alacağı birtakım kararları iç hukukta doğrudan uygulanabilir hale getiren düzenlemeler mevcut iken İkinci kısımda ise birtakım iç hukuk düzenlemelerinin değiştirilmesi durumu ortaya çıkmaktadır. Birinci bölümü ele alırsak birinci bölümde yukarıda da belirttiğimiz üzere 5 DÜNYADAN BÜYÜKTÜR DİYEN VE  DÜNYAYA KİTLESEL İMHA SİLAHLARI SATAN VE KATLİAMLARI İLE NAM SALMIŞ OLAN ÜLKELERİN OLUŞTURDUĞU BİR KURULUN KARARLARINI “DÜNYA 5’TEN BÜYÜKTÜR DİYEREK DÜNYANIN HER YERİNDEKİ MAZLUMLARIN YARASINI SARARAK ZALİMLERE KARŞI ÇIKMAYA ÇALIŞAN BİR DEVLETİN İÇ HUKUKTA İCRAİ HALE GETİREN BİR DÜZENLEME OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ.“

Madde Madde inceleme yaparsak eğer;

  1. Madde : Maddeden anlaşılan bu kanun açıkça BMGK’NİN kararlarının Türkiye’de uygulanabilmesine ilişkin usul ve esaslarını belirlediği açıkça belirtilmiştir. Bu ifade bile kanunun  kabul edilmemesi için yeterlidir. Zira Birleşmiş Milletlerin terör nitelendirmeleri PYD’Yİ TERÖR ÖRGÜTÜ OLARAK GÖRMEMEKTE BERABER ORTAKLIKLAR YÜRÜTMEKTE BİR SAKINCA GÖRMEMEKTEDİR. Hal böyle iken BMGK’nin terör nitelendirmelerine göre kimin terörizmi finanse ettiği ya da kimin etmediğinin Türkiye kurumları tarafından denetlenmeden direkt olarak BMGK kararları doğrultusunda bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmesinin kabul edilmesi tamamen kabul edilemez bir tutumdur

 

  1. Madde: Bu maddeye göre ise BMGK terörizmin finansmanı olarak nitelendirdiği gerçek ve tüzel kişileri belirleyecek. Bu belirleme neticesinde de Türkiye içerisinde hiçbir denetime tabi tutulmaksızın sadece yürütme organı olarak kullanılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Türk hukuk sistemi tarafından BMGK’nın belirlediği gerçek ve tüzel kişilere cezai ve idari müeyyideler uygulanacaktır. BMGK’nin beyanı esastır düsturu hakim olan bir düzenleme olarak karşımıza çıkacaktır. Her ne kadar Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yürütülecek olsa da BGK’NIN müdahalesini düzenleyen direkt bir kanun normunun bulunması sebebiyle usul anlamında T.C. Anayasasından başka hiçbir düzenleme bu düzenlemenin üstünde olmayacak bu sebeple de uygulama esnasında önü alınamaz sıkıntılara ve mağduriyetlere sebebiyet vermesi kuvvetle muhtemel bir durum ortaya çıkaracaktır.

Örneklemek gerekirse: BMGK bir değerlendirme ile ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN, BAYKAR vb. ülkemizin Silah Sanayisinde zirve yapmış firmalarını kitle imha silahları üretiyor ya da bu şirketlerin ürettiği silahlar şu örgütlerin elinde bulundu bu şirketler terörizmi finanse ediyor şeklinde bir karar verse ve hem firmalara hem de firma yöneticisi olan gerçek kişilere yaptırım uygulanmasını istese Türkiye bu düzenlemeden ötürü bu firmalara yaptırım uygulamak zorunda kalacaktır. Bu da Türkiye’nin kendi aleyhine olan bir düzenlemeyi kabul etmesi anlamına gelmektedir. Evet ilerleyen süreçte gerekirse bu yasa hükümleri başka bir kanun teklifiyle değiştirilebilir. Ancak DAİMİ ÜYELERİN BÖYLE KARARLAR VEREBİLECEĞİ TARİHSEL ÖRNEKLERLE SABİTKEN VE YARIN YENİ DÜZENLEME İÇİN ÇOĞUNLUK SAĞLANIP SAĞLANAMAYACAĞI DA MEÇHULKEN BÖYLE BİR DÜZENLEMENİN ONAYLANMAMASI GEREKMEKTEDİR.

  1. MADDE: BMGK’ya göre Terörizmi Finanse eden ve ya KİTLE İMHA SİLAHLARINI YAYAN gerçek ve ya tüzel kişilerin malvarlıklarının dondurulmasını bir nevi finansal yaptırımların bir kısmını öngören bir madde içeriğinden de durumun vahameti açıkça ortaya çıkıyor.

 

  1. MADDE: Düzenlemeye ilişkin yürütmenin yapılabilmesi ve denetlenebilmesi için bir komisyon oluşturulmasını öngören bir madde olarak karşımıza çıkıyor.

 

  1. MADDE: Bu madde ise artırımlarla birlikte yaklaşık 10 Yıla kadar hapis cezası ve 50 Milyon Türk Lirası para cezasını öngörebilecek ve BMGK kararlarının Türkiye’de uygulanması üzerine verilecek olan cezaları kapsayan bir madde metni. Tamamen verilecek olan cezayı yerine getirmeyen ya da getiremeyen kişinin ya da kurumun da cezalandırılmasını öngören ve silsile halinde cezalandırmaya sebebiyet verebilecek bir madde olduğu da madde metninden açıkça anlaşılmaktadır.

 

İlk Bölüm ile alakalı genel bir değerlendirme yapmak gerekirse Türkiye neden BMGK’nin Terör listesine göre hareket etme ihtiyacı hissetmiştir.? Türkiye Terörizmi ve Terörü finanse edenlerin kimler olduğunu kendisi ayırt edebilecek bir devlettir ve nitekim ayırt etmektedir. Terörle en büyük mücadeleleri vermektedir. Ancak hal böyle iken böyle bir kanun neden mecliste onaylanmak istenmektedir. BMGK’nın böyle bir talebi mi vardır? BMGK’ya en kadar güvenilebilir. Bu kanun hangi ihtiyaç ve gerekçe ile meclisten geçirilmeye çalışılmaktadır.?  Türkiye gibi güçlü bir ülkenin her defasında zalimliğiyle ön plana çıkan 5 Büyük Devletin nitelendirmeleri doğrultusunda mali ve cezai yaptırımlara ilişkin düzenleme yapma sebebi nedir? Bu soruların özellikle cevaplanması gerekemkte ve bir an önce bu düzenlemeden vazgeçilmesi gerekmektedir. Türkiye büyük bir devlettir. Bütün nitelendirmelerini kendisi yapar kimin terör finansmancısı kimin de terör finansmancısı olmadığını kendi tespit edebilecek yeterliliğe sahiptir. Bu konuda özellikle de kendi iç hukukunda hiçbir Kurumun güdümünde hareket etmek zorunda değildir. Bütün ifadelerimiz değerlendirildiğine ehli vicdanın da bu hususa ilişkin ortak bir akıl üreteceği umudunu taşıyoruz.

KANUN TEKLİFİNİN İKİNCİ BÖLÜMÜNÜN İNCELENEMSİ

“DEĞİŞTİRİLEN VE YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILAN HÜKÜMLER”

MADDE 7: Yardım toplama kanunun 6. Maddesine bir fıkra eklenmesi şeklindeki değişiklikle İnternet ortamında izinsiz yardım toplayanlar hakkında ek tedbirleri öngören bu madde ile İnternet ortamındaki her türlü yardım organizasyonu tehdit altında bırakılabilecektir. Zira madde hükmü İzinsiz olduğu iddia edilen yardımla alakalı yardım toplayanlara ilişkin herhangi bir savunma mekanizması öngörmemiş duruşma açılmaksızın dosya üzerinden derhal karar verilebileceğini ancak bu verilen karara itiraz edilebileceğini öngörmüştür. Artık sosyal mecralar yardım toplama faaliyetlerinin bir numaralı merkezi haline gelmiştir. İyi ve kötü olgular inanılmaz bir hızla yayılım göstermektedir. Hal böyle iken bir yardım faaliyetinin izin belgesini dahi göstermesine fırsat bırakılmadan ilgili birimlerce yapılan izinsiz faaliyettir bildirimine binaen yardım toplayanlara hiçbir savunma hakkı tanınmaksızın karar verilebilmesini öngören madde uygulamada ciddi sorunlara yol açacaktır. Zira tedbir kararı verildikten sonra yapılan itirazların değerlendirme süresinin yaklaşık 30 gün olduğu değerlendirildiğinde bu madde “izinli izinsiz istenilen yardım faaliyetinin anında durdurulabilme olasılığını gündeme getirecektir” bu durumda sakıncalı sonuçlar doğurabilecektir. Böyle bir madde ihtiyacı olsa bile bu madde içerisine en azından yardım toplayanların da bir bildirimle birlikte 24 saat içerisinde savunmalarını sunabilecekleri ve tedbir kararının muhataba bildirilen bir anda duruşmalı incelenmesi şeklinde bir genişletilme yapılması daha uygun olacaktır.

MADDE 8: Bu madde ise Türkiye gibi vakıf geleneğinin binlerce yıllık bir mirasa sahip olan bir ülkede “Yurt içi ve dışı yardım toplamanın usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceği “ şeklinde bir değerlendirme yapılmıştır. Bu da Türkiye gibi bir devlet için anlaşılması zor bir maddedir. Ciddi anlamda bu konuda birikim sahibi ve büyük bir tecrübe ve miras sahibi bir devletin “Yardım toplama faaliyeti gibi bir hususun usul ve esaslarını yönetmelikle belirlemesi kanaatimizce basit bir tutumdur. Zira yönetmelikler çok sık değiştirilebilmekte ve kökleşmiş ideal hukuk düzenleri oluşumunun çok uzağında kalabilmektedir. Bu konunun kanunla düzenlenmesini öngörmek Türkiye ‘nin vakıf mirasına daha uygun bir çözüm olacaktır.

MADDE 9: Bu madde ile 2 önemli değişiklik ortaya çıkarılmaktadır. Bunların ilki sadece denetim makamları değil derneklere izin vermeye yetkili makamların da açık olarak istedikleri bilgi ve belgelere erişmesidir. Kanaatimizce burada bir sıkıtı yoktur. Daha önce “İlgililer” şeklinde tabir edilen kısım ayrıntılı ifade edilmiştir. Ancak son kısımda eklenen  “talepte bulunulanlara karşı, ilgililer özel kanunlardaki ilgili hükümleri öne sürerek bilgi vermekten kaçınamaz”  bu madde hiçbir hukuk normu ile bağdaşmamaktadır. Zira iş bu kanundan daha özel nitelikteki bir kanun normu bu kanun normundan daha önce uygulama alanı bulması gerekmektedir. Ceza hukuk bağlamında örnek verirsek çocuklarında yetişkinler gibi cezalandırılmasını öngörmek gibi bir sonuç doğurmaktadır. Bu da kabul edilebilir değildir. Zira özel kanun genel kanun hükmüne göre üstünlük sağlar. Bu bütün hukuk sistemlerinin temel ilkelerinden biridir. Bu durumun yok sayılması problemli bir düzenleme olarak karşımıza çıkar. Burada devlet kendi organları içerisinde istihbari bilgi niteliği taşıyan hususları bile bilgi verme yükümlülüğüne aykırı olmaması için vermek zorunda kalabilir. Bu maddenin çok tehlikeli sonuçları doğabilir. Zira bütün ülkelerin istihbarat sistemleri özel kanunlarla düzenlenmektedir. Bütün özel kanunlar bu kanun karşısında hükümsüzdür şeklindeki bir kanun normunun kabul edilmemesi gerekmektedir.

MADDE 10: Bu madde ile izinsiz yardım toplama faaliyetlerine verilen cezalar ortalama 7 kat artırılmıştır. Bu kanaat meselesi olan bir husustur. Bu maddeye ilişkin söylenebilecek pek de bir şey bulunmamaktadır.

MADDE 11: Merkezi yurt dışında bulunan dernek ve vakıflarında dernekler kanunu ile denetlenmesine ve düzenlenmesine başka bir deyişle bu dernek ve vakıfların da dernekler kanuna göre bir işleyiş içerisinde olması gerektiğine  izin veren bir değişiklik yapılmıştır. Bu durumun bir çok faydalı yönü olmasına rağmen şöyle bir değerlendirme yapılmalıdır. Önceki düzenlemelere göre yeni düzenlemeyle Yurt dışı merkezli dernekler ve vakıflar Türkiye içerisinde daha kolay faaliyet gösterebiliyorsa bu madde hatalı bir madde olarak değerlendirilmeli eğer tam aksi ise önceki düzenlemeler Yurt dışı merkezli dernek ve vakıflara Türkiye’dekilerden başka ayrıcalıklar tanıyorsa bu madde ile durum eşitlenmişse eğer o vakit bu madde olması gereken bir madde olarak değerlendirilmelidir.

MADDE 12: İlgili madde ile belirtilen “uyuşturucu madde ticareti ve terörizmin finansmanı “  suçlarını işleyen ancak daha sonrasında TCK 53 teki hükümler yönünden de kendisinde bir eksiklik bulunmayan bir şahsın “ömür boyu” dernek faaliyeti yapmasını yasaklayan bir durumdur. Bu madde insan haklarıyla bağdaşmamakta ve toplum nezdinde Türk hukuk sistemiyle rehabilite olmuş eski bir suçlunun toplum içerisine kazanılmasını engellemektedir. Tüm dünyadaki hukuk sistemleri suçluyu rehabilite ederek tekrar topluma kazandırmayı amaçlamaktadır. Bunun en temel durumu da sosyal organizasyonlardır. Eski bir suçluyu sosyal organizasyonlardan uzak tutmayı öngören bu madde eski suçluyu adeta cüzzamlı olarak gören bir kanun normu niteliğindedir. Bu hususun temel insan hakları ile çeliştiği açıkça ortadadır. Bir suçluyu tekrardan suç batağına göndermek gibi bir sonuç doğuracağı açıktır.

MADDE 13: Yukarıda 9 numaralı maddede yaptığımız eleştiri burada da geçerlidir. Bununla birlikte bu maddenin en temel görevi “dernek ve vakıfların denetlenmesinde bilirkişi incelemesinin yapılması” hususudur. Bu büyük oranda olumlu bir madde olmakla birlikte madde de bilirkişinin “üniversitelerin öğretim görevlilerinden; alanından uzman kişilerce oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyeti” şeklinde tarafsız ve objektif bir değerlendirme öngörmesi gerekirdi. Bu şekildeki bir değerlendirme bununla birlikte de yaptırımdan önce bu bilirkişi raporlarına ilişkin itiraz ve itirazların değerlendirilmesi hususuna ilişkin bir savunma mekanizmasının belirtilmiş olması da hukuka uygunluk açısından değerli bir adım olacaktır. Bu yönüyle de bu madde biraz eksik olarak teklife sunulmuştur.

MADDE 14: Bu madde ile yurt dışından yardım alınmasını düzenleyen bir madde olmak yerine ilgili kanundaki değişiklikle yardım alırken yapılan bildirimlerin yardım yaparken yapılan bildirimler şeklinde bir ekleme yapılmıştır. Başka bir deyişle maddeye eklenen fıkra ile yurt dışına yapılan her yardım artık bildirim yükümlülüğü altındadır. Bu temelinde sorun görülmeyen bir durum olmasına rağmen Dünyanın içinde bulunduğu kaos ortamı ve özellikle Afrika ve Ortadoğu da bulunan siyasal düzensizlik ve iç savaş durumları göz önünde bulundurulduğunda ani ve tekili yardımların engellenmesi sonucunu doğuracaktır. Zira Türkiye bir cumartesi sabahı sınırına yaklaşan savaş mağduru Suriye halkına STK’arın yardım yapabilmesi için bildirimde bulunulması zorunluluğu öngörürse hem mesai saatlerinin bildirim için uygun olmaması hem de memurların sosyal haklarının zayi olmaması noktasında bir çatışma doğacaktır. Bu düzenleme ile özellikle savaş bölgelerinin yaralarının sarılması noktasında ciddi bürokrasi anlamında sıkıntılar doğabilecektir.  Bu sebeple de bu madde açısından da uygulamada ciddi sorunların doğacağı açıktır.

MADDE 15: BU madde ile yukarıda belirtilen “uyuşturucu madde ticareti ve terörizmin finansmanı” suçlarına ilişkin faaliyetlerden ötürü bir dernek yöneticisinin ve ya organının hakkında soruşturma başlatılması hususu söz konusu ise dernek faaliyetlerinin durdurulmasına kadar anında karar verilebileceği değerlendirilmiştir. Ülkemizde çok basit bir şikayetle bile bir soruşturma açılmaktadır ki hak arama özgürlüğü gereği açılması da zorunludur. Hal böyle iken basit bir soruşturma sebebiyle böyle ağır yaptırımlara gidilmesi kabul edilemezdir. Bu durumun kovuşturma olarak değiştirilmesi halinde de ciddi sıkıntılar ortaya çıkacaktır. Zira Türkiye’de derneklerle alakalı ceza davalarının %52’si BERAAT kararı ile sonuçlanmaktadır. Hal böyle bırakalım soruşturmayı, kovuşturma evresine ilişkin bile böyle bir karar verilmesi hukuk güvenliğini sarsar bir nitelik arz etmektedir.

MADDE 16: Bu madde ile düzenli defter tutmayanların ya da defterleri zayi olanların ilgili usulü işlemleri takip etmemeleri halinde cezaları yaklaşık 4 kat oranında artırılmıştır. Bu kanun koyucunun iradesinde olan bir husustur. Bununla birlikte de 7.000 TL ve üzeri gelir gider ve harcamalara ilişkin banka ve ya PTT aracılığıyla yapılması zorunluluğu getirilmiştir. Bu durum özellikle büyük çaplı yardımlar ve destekler yapan sivil toplum kuruluşlarını zorlayabilecek olan bir maddedir. Zira 7.000 TL çok cüzi bir miktardır. Bu hususta da bu miktarın artırılması gerekmektedir. Ya da belli şartları sağlayan kurumların bu düzenlemeden muafiyeti adına bir düzenleme yapılmalıdır. BU haliyle uygulamada ciddi sorunlar yaşanacaktır.

MADDE 17: Kanun hükümlerinin uygulanma alanını Türkiye’de temsilcisi olmamasına karşın partner kuruluş olarak bir dernek ve ya vakıfla işbirliği içinde bulunan kurumlara da uygulanacağı şeklinde genişletmiştir. Aslında Türkiye merkezli partner kuruluşların yurtdışındaki partnerlerinin bu kanun hükümlerine aykırı hallerinde de Türkiyede’ki partnerlerin cezalandırılmasını öngören bir madde olarak değerlendirilmektedir. Bu da temel iki sorun gündeme getirecektir. İlk sorun cezaların şahsiliği ilkesinin hilali niteliğinde bir sonuç doğurmasıdır. Yani herhangi bir başka projedeki partnerlik sebebiyle hiç alakasız Türkiye içerisindeki partner kuruluşun cezalandırılması söz konusu olacaktır. Bununla birlikte de Yurt dışındaki dernek ve ya vakıfın kendi iç hukuk düzeninde sorun teşkil etmeyen bir fiili Türk hukuk sistemine göre sorun olduğunda Türkiye’deki partner kuruluşun cezalandırılması sorunu oluşacaktır. En temel hukuk sorunlarından birini ortaya çıkaracak bir düzenleme olarak karşımıza çıkan bu düzenleme de sağlıklı sonuçlar doğurmayacaktır.

MADDE 18: Madde 18 genel bir usul hükmüdür.

MADDE 19: Bu Madde de ise Dernek yöneticilerinin ilgili kanun maddesinde sayılan suçlardan birini işlemesi halinde verilecek mali yaptırım kararının üst sınırı 2 milyon türk lirası iken 50 milyon türk lirasına çıkarılmaktadır. Bu her ne kadar kanun koyucunun takdirinde olan bir husus olsa da 25 katlık bir artırım hakkaniyet ilkeleriyle bağdaştırılmayabilir. Şahısların ilgili suçları dernek yararına işleyip işlemediğine bakılmaksızın derneğe cezai yaptırım uygulanabilir. Çünkü şahsın ceza yargılaması ile dernek yararına işleyip işlemediğinin tespit edilmesi beklenmeksizin dernek ve ya vakıfa da ilgili ceza verilebilecektir. Bu durumda “masumiyet karinesi” nin ihlali niteliğindedir. Zira tüzel kişilik içerisindeki bir şahsın suçundan ötürü derneğin menfaatinin olup olmadığına bakılmaksızın bir cezalandırma öngörülmesi yine temel hukuk düzeni ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir. Her ne kadar tüzel kişiliğini menfaatinin olmamasının anlaşılması durumunda iptal edilebilirlik öngörülmüş olsa da bu durum “lekelenmeme hakkına” aykırılık teşkil etmektedir.

MADDE 20: Bu maddedeki temel değişiklik Avukatların da” yükümlü” kapsamına alınmasıdır. Avukatların sır saklama yükümlülüğü binlerce yıllık bir birikimin ürünüdür. Her ne kadar belli hususlarla sınırlandırılmış olsa bile bu durumun ihlal edilmesi savunma hakkının açık ihlali niteliğindedir. Zira basit bir örnekle anlatılmak gerekirse bir taşınmazını bağışlamak isteyen kişinin bazen tapu memurlarının yönlendirmesi ile bazen de farklı sebeplerle tapu da satış olarak gösterdiği işlemin muvazaalı bir hukuk işlemi olduğu açıktır. Ancak geçerli ve iptal edilebilir bir işlemdir. Ancak bu husus ispata muhtaç bir işlemdir. Ayrıca Türkiye şartlarında neredeyse taşınmaz satışlarının %80’inin gerçek bedel ile tapu kayıtlarındaki bedelin farklı olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu tür her bildirimin yapılması uygulamada aksaklıklara sebebiyet verecektir. Bu sebeple bu konuda özellikle baka avukatlarını çok ciddi sıkıntılar beklemektedir. Zira 1 TL’lik fark bile şüpheli işlem bildirimi kapsamına girebilir bu bildirimde bulunulmadığı için de avukatın sorumluluğuna gidilebilir. Bu sebeple bu madde Türkiye’deki taşınmaz alım satım hususlarını ciddi anlamda sarsacak bir düzenlemedir. Bununla birlikte yukarıdaki örneğe herkesi işlemini muvazaasız yapsın ya da gerçek bedel üzerinden gerçekleştirsin şeklinde bir eleştiri gelebilir. Haklı da bir eleştiri olmakla birlikte bunun çözümünün avukata bildirim yükümlülüğü getirerek ve avukatların savunma hakkının ellerinden alınarak değil bunun aksine tapu memurlarının denetim yetkilerinin artırılarak bu hususun gerçekleştirilmesi yapılabilir. Nitekim araç satışlarına ekspertiz yaptırılması zorunluluğu getirildiği gibi taşınmazlar için de değer tespiti zorunluluğu getirilebilir. Bu sıkıntıların önüne geçilmesinin avukatların ihbarcı konumuna getirilmesi ile çözümlenmesi sağlıklı bir çözüm değildir. Savunma hakkı ve müvekkil ile avukat arası gizliliğin korunması gerekmektedir.

MADDE 21: Suç gelirlerinin önlenmesi için gereken tedbirleri almak şeklinde bir hüküm öngörmüştür. Tedbirlerin en olduğu belirtilmelidir. Ucu açık ve eksik bir genişletme olarak değerlendirilebilir. Uygulamada sıkıntılara yol açabilir.

MADDE 22: 9. MADDE ile eleştirilen husus başka tüzel kişiler içinde öngörülmüştür. Aynı eleştirileri tekrar etmek gerekmektedir.

MADDE 23: Bu madde ile verilecek cezaların artırılması düzenlenmektedir. Özellikle finansal kuruluşları ilgilendiren düzenlemeler olduğundan onlar açısından denetlemelerin ve cezaların fazlalığının öngörülmesi normaldir.

MADDE 24: Bu madde ceza hukuku bağlamında kara para aklamaya ilişkin delil elde edilmesinin usulünü düzenlemektedir. Kanun koyucu taktir yetkisini kullanmıştır. Kanunla belirlenen şekilde delilin elde edilmesi halinde hukuka uygun delil niteliği kazanacağı düzenlenmiştir. Bu gayet açık ve olumlu bir düzenlemedir.

MADDE 25: Eleştirilecek bir husus yok.

MADDE 26-33: Türk Ticaret Kanununda yapılacak değişiklikleri ele almıştır sivil toplum kuruluşlarını ilgilendiren hususlar yoktur o sebeple bu kısımla alakalı tarafımızca bir değerlendirme yapılmamıştır.

MADDE 34-42: 6415 SAYILI TERÖRİZMİN FİNANSMANIN ÖNLENMESİNE DİAR KANUNA ilişkin iç düzenlemeleri öngörmüştür sivil toplumu ilgilendiren hususlar bulunmamaktadır bu sebeple değerlendirmeye alınmamıştır.

Selam ve dua ile…

 

 

 




HABERLER