Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Kimlik siyasetinde nereden nereye?

Ahmet Taşgetiren yazdı;

Ak Parti yola çıkarken “Kimlik siyaseti yapmama” ilkesinden hareket etmişti. “Muhafazakâr Demokrasi” kitabı ile Ak Parti’nin siyasi çizgisini anlattığı farz edilen Yalçın Akdoğan’a göre “Kimlik siyaseti “Biz ve diğerleri ayrımı yapan; tek bir mezhebi, etnik unsuru veya dini anlayışı siyasetinin ana gövdesi yaparak, diğer seçenekleri karşısına alan bir söylem ve örgütlenme biçimini” ifade ediyordu.” (Yeni Şafak, 30 kasım 2003)

Ak Parti iktidar oldu, iktidar oldu, dile kolay 19 yıl iktidar oldu ve bugün gelinen noktada, hem de Cumhurbaşkanlığı ile “milletin birliğini temsil” gibi bir sorumluluk üstlenmişken, oylarını – iktidarını “kimlik siyaseti” yaparak koruyup koruyamayacağının tartışıldığı günlere geldi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildiğinden ve iktidar imkanının yüzde 50 artı 1’e kilitlendiğinden beri, sistemi bu halde kodlayan Tayyip Erdoğan çok açık bir kimlik siyaseti izliyor. Bunun adı kamplaştırma. Tek başına olmadı, MHP ile birlikte yürüyor bu siyaset dili. MHP de yatkın böyle bir siyasete. Aslında Ak Parti “Açılım” hamleleriyle tam da bu çizgide farklılaşmıştı MHP’den. Ama şimdi eli mahkûm, yüzde 50 artı ’i bulmak için MHP diliyle buluşmaya mecbur kaldı.

Aslında Tayyip Erdoğan, ideolojik kimliği net bir insandı. “Dava” demek kimlik demekti çünkü. Onu etkileyen şiir dünyası salt kimlikti. Yani kendini kendi başına bıraksa, kimlikten başka türlüsü olmazdı.

Ama Ak Parti Refah’tan ayrışırken başka bir iddia ile yola çıktı. Refah “Milî görüş” diyordu ve bu, Ak Parti’nin ayrıştığı “kimlik siyaseti” alanını oluşturuyordu. “Millî görüş” alanında alınan oyların tepesi yüzde 22 olmuştu. Yani o yürüyüşle sınırlı toplum alanlarıyla buluşulabiliyordu.

Ak Parti için yola çıkanların bu yaklaşımında, oy kaygısının yanında, “Türkiye’nin bölünmüş kimliği” içinde kimlik siyaseti yapmanın sürekli toplumsal çatışma iklimini beslemek anlamına geleceği, bu yolla iktidar olunsa bile ülkeye hizmetin mümkün olmayacağı değerlendirmesi de vardı.

Kaldı ki, “çatışma iklimi içinde, “İslâmcı” çizgiden gelen insanların yol yürümesine kurulu düzen ne kadar imkân verir?” sorusu da Ak Parti’yi kuranların problem alanı olmalıydı.

İşte oralardan çıktı “kimlik siyaseti yapmama” yaklaşımı.

Şimdi, “kimlik siyaseti”ne dönüş ise;

-Bir, yeni sistemin getirdiği yüzde 50 artı 1 zaruretinden doğdu ve…

-İki, elde edilen gücün kimlik adına-kimlik için bir şeyler yapabilme motivasyonundan etkilenildi.

Her iki motivasyon birbirini besledi ve artık Ak Parti iktidarı (MHP ile birlikte) milliyetçilik ile muhafazakârlığın harmanlandığı belirli bir kimlik adına, dünyayı yorumlayan, dost – düşman üreten ve güç kullanan bir yapı haline geldi.

Şu anda bunun, diyelim 2023 veya daha erken bir tarihteki seçimde sonuç alıp alamayacağı konusu gündemde.

Şu anda, yani ekonomik vasatın insanları kasıp kavurduğu bir noktada…

Acaba insanlar

İç – dış düşmanlar memleketimize karşı saldırı halinde, yaşadığımız sıkıntılar onların eseri, bize niye düşmanlar, çünkü biz yükselen gücüz, yeni bir dünya kuracağız, onların dünyası sona erecek vs… Onun için enflasyona, Türk Lirasının yerlerde sürünmesine, ‘gavur parası’nın alıp başını gitmesine aldırmayın, açlıksa açlık, işsizlikse işsizlik, savaşta değil miyiz, bizi destekleyin ki, düşmanlarımızı yenelim”

gibi bir söylemin peşine takılırlar mı?

Bir kısım insan, bu değerlendirmeyi satın alıyor. Deniyor ki o oran, şimdilerde Ak Parti’de yüzde 23’lere, MHP’de yüzde 5-6’lara düşmüş durumda.

Epeyce bir insan “Kararsızlar” alanında, yani Araf’ta bekliyor. Önemli bir kısmı muhtemel ki “kimlik” ile “kötü yönetim” arasında tercih noktasında. “Ülkeyi iyi yönetme umudu veren, kimliklere de saygılı bir alternatif” olursa oraya akacak. Ne o, siz de bu alternatif şablonu tanıdınız mı? O tam da Ak Parti’nin yola çıkarken sunduğu şablon değil mi? Şimdi insanlar o şablonu Ak Parti’ye alternatif olarak arıyor.

Yalçın Akdoğan’ın 19 yıl önce Yeni Şafak’ta yazdığı yazının bir paragrafı şöyle:

Toplumun belli bir kesiminin, belli bazı talepleri üzerinde yoğunlaşan partilerin kuşatıcı olamadığı çok açıktır. Asıl olan belli kesimlere temiz hava sağlamaya çalışmak yerine, herkesin teneffüs edebileceği temiz bir atmosfer için siyaset yapmak olmalıdır.”

Aslında gerçekler biliniyor, ama her insanı eline geçirecek “güç tutkusu” alıp sizi, “kimlik hassasiyeti” taşıyorsanız, kimliğinizin de hiç onaylamadığı iklimlere savuruyor.

Sonra sadakatlerinden başka kusurları bulunmayan inançlı insanları “kimlik” mi “açlık” mı tercihi ile karşı karşıya bırakıyorsunuz. Kendi hayatlarınız o ikilemin yanından bile geçmediği halde…

Daha “Kimlik değerlerine” yaptığınız haksızlığa ve ödettiğiniz bedele bile gelmedik.




Anahtar Kelimeler: Kimlik siyasetinde nereden nereye?