Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Kapitalizm ve Sosyalizm

Çağdaş Müslüman düşünür ve devlet adamı Aliya İzzetbeoviç'in "İslam Deklarasyonu" adlı eserinde eyer alan 'Kapitalzi ve Sosyalizm' bölümünü okuyucularımız için hertaraf.com'dan iktibas ettik...

Hertaraf.com'dan Ali DALAZ''NIN "KONU İLE İLGİLİ" ALINTISI...

Zamanımızın İslami yeniden doğuşu, hangi yapısal formlar ve siyasi şekillerde tezahür edecek ve gerçekleşecek? Batı bölgelerine münhasır olan, temsile dayalı demokrasi, kapitalizm, sosyalizm gibi bazı toplumsal şekil ve organizasyonlar, İslam toplumu için de geçerli midir ve bizim toplumumuz da bu veya benzer aşamalardan geçmek zorunda mıdır?

Son iki asırda, her ülkenin temsili demokrasi devrimini yaşamak zorunda olduğu fikri yaygın olarak yerleşmiştir. En yeni, özellikle de iki savaş arasındaki gelişmeler, bazı karşıt tespitleri gösterdi ve sosyal ve siyasi topluluklardaki gelişmenin, klasik demokrasinin kaçınılmaz bir evresi olmadığını ön plana çıkardı. Benzer bir biçimde bazıları bugün insan toplumlarının isteyerek veya zorunlu olarak, sosyalizmin kaçınılmaz yönleri olduğunu göstermeye çalışmaktadırlar. Ancak, Avrupa ve Amerika' daki sözde kapitalist ülkelerin çağdaş gelişmeleri, epey açık bir şekilde bunu söyleyenleri yalanlamaktadır ve gelişmenin bazı beklenmeyen yönlerine işaret etmektedir. Dünyanın öteki ucunda, Japonya' da, feodal ekonomiden doğrudan doğruya, Avrupa' da tekelci kapitalizmin üst biçimi olarak isimlendirebileceğimiz bir sisteme geçildi. Tarihi gelişmeyi düzenlemek için insanlar tarafından yapılan şemaların epey izafi oldukları görülmektedir ve toplumların gelişimi hakkındaki kurallar, varlıklarına rağmen, XVIII . ve XIX. asır Avrupalı düşünürlerin tarif ettikleri gibi olmadıkları apaçık ortadadır.

Bu hayali determinizm son nesillerin vicdanına baskı yapmaktaydı ve bunun yanında düşüncelerin yaygınlaşması için güçlü bir psikolojik vasıta olarak kullanıldı.

Aslında, bir ülkenin rejiminin o ülkeye olan etkisi, ancak bütün zenginliklerin kaynağı olan çalışmayı organize ettiği veya doğrudan çalışmadan kaynaklandığı ölçüde mümkündür.

Tarihi kaçınılmazlığın takıntısından kurtulmuş olarak ve İslam'ın bulduğu orta yol sayesinde biz, herhangi bir peşin hükümlülük olmaksızın sadece kapitalizm ve sosyalizm değil, günümüz dünyasındaki çağdaş toplumların pratiği olarak, var olan rejimlerin iyi ve kötü taraflarını değerlendirebiliriz.

Kapitalizm ve sosyalizmin katıksız biçimleri artık hiçbir yerde yoktur. II. Dünya Savaşı sonrasında hızlı cereyan eden gelişme onları arkada, uzakta bıraktı. Sadece, giderek ilim olmaktan çok siyasetin hizmetçisi olmaya başlayan Marksizm'in taşlaşmış siyasi ekonomisi, dünyada son elli sene içinde hiçbir şey değişmemiş gibi, eski kanaatleri tekrarlamaya devam etmektedir. Birçok önemli bulgulara göre, yakında beklenen gelişme safhasında ekonomik ve toplumsal gelişmelerin tanımlanması için "kapitalizm" ve "sosyalizm" in klasik ölçütlerinin, yakında tamamen uygunsuz olacağını göstermektedir. Herhangi parola veya isimlendirmeyi değil, dünyada gördüğümüz tespitleri esas alarak, kapitalist dünyanın son 30 sene içinde kaydettiği olağanüstü gelişimi, dinamizmi, ekonomi ve bilimi harekete geçirme yeteneğini, yüksek seviyede siyasi özgürlükler ve hukuki güvenceyi temin etmesini kabul etmek zorundayız. Aynı şekilde sosyalist sistemin de, özellikle maddi kaynakların seferber edilmesinde, eğitim alanında ve fakirliğin klasik biçiminin ortadan kaldırılmasındaki başarılarını görmezden gelemeyiz.

Aynı zamanda bizim onların gelişmesindeki karanlık ve kabul edilemez taraflarını, her iki sistemi de zaman zaman sarsan ağır krizleri de görmezden gelmemiz mümkün değildir.

İslam'ın dünyayı tanzim etmeye pragmatik bir şekilde açık olması, her şeyden evvel diğerlerinin ve özellikle Japonya, Sovyetler Birliği ve ABD'nin faydalı ve zararlı tecrübelerinin peşin hüküm olmaksızın değerlendirilmesini sağlayan önemli bir imtiyazdır. Bu üç ülke teorik ve pratik olarak, refah ve güç gibi temel meselelere üç farklı yaklaşımı temsil etmektedirler.

Son 30 sene içinde kapitalizmin gelişmesi, Marksizm'in bazı temel teorilerinin yanlışlığını gösterdi. Burada üçüne yer verelim:

Kapitalizm' de, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki karşıtlık kaçınılmaz olarak ortaya çıkmadı. Kapitalizm, bu karşıtlığı yenmekle kalmadı, o zamana kadar görülmemiş bir şekilde üretimin, bilimin gelişmesi ve yükselmesi ile çalışmanın verimliliğini sağladı. Ama en önemlisi kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfı devrimci yola gitmedi.

Varlık ve vicdan, "temel" ve "yükselme" arasındaki ilişki Marx'ın iddia ettiği gibi değildir. Biz hem İsveç hem de Arjantin' de kapitalizm görüyoruz. Bu ülkelerdeki temeldeki farklılıklar seviyedeki farklılıklardır (ikisi de kapitalisttir) Onların yükselmesi farklılıkları siyasi iktidarın şekli, kanunlar, din, hakim felsefe, sanat v.b. ise özde farklılıklardır.

Buna göre dünyadaki gelişim, Marx'ın gösterdiği yoldan gitmedi. Gelişmiş ülkeler kapitalizmi sahiplendi ve daha da geliştirdiler. Sosyalizm ise, Marksizmin bakış açısı tarafından açıklanamayan bir biçimde birçok geri kalmış ülkelerde zafere ulaştı.

Geri kalmış ülkelerin sosyalist ekonomisinin bazı biçimlerine olan ilgilerini nasıl yorumlamalı?

Her şeyden evvel bu üretim biçimi, hiçbir temeli olmayan ülkelerin yönlendirildiği bir tarz olarak, özellikle sermayeleri, yetişmiş kadrolar ve gelişmiş çalışma alışkanlıklarına v.s. sahip olmayan ülkeler için, ekstensiv üretimin organize edilmesi için daha faydalı görünmektedir.

İkincisi, geri kalmış topluluk, daima sosyalizmin bazı tiplerini takip eden çeşitli kısıtlamalara (bireysel özgürlüklerin azaltılması, merkeziyetçilik, sert iktidar v.s) daha kolay uyum sağlar. Üçüncüsü, bilim olarak geçerliliğini kaybetse de sosyalizm, macera ve mit olarak hayatta kaldı. Sosyalizmin bu çok önemli biçimi, sadece onun Protestan ve Germen ülkelere nispetle, Katolik ve Romen ülkelerdeki gözle görülür büyük tesirini açıklamamaktadır. Aksine,  kapitalizmin pragmatik ruhu gelişmiş toplumun akılcılığına daha uygundur. Kapitalist üretimin gelişmiş biçimlerinin, demokratik iktidar şekline, yüksek kültür seviyesine ve ileri derecede bireysel ve siyasi özgürlüklere sahip toplumlarda başarılı bir şekilde işlediği ortaya çıkmıştır. Bu şartlarla, tesirini önemli derecede azaltmayacak bir şekilde, kapitalist ekonominin bazı gayr-ı insani tarafları da önemli ölçüde etkisizleştirilebilir.

Yani şu veya bu sistemin kaçınılmazlığı hakkında uydurulan fikirler geçersizdir. Kaçınılmaz olan, sürekli gelişen teknik ve bilime dayalı üretimin sürekli olarak hareket etmesidir. Bu arada, insanların çalışmak "zorunda" oldukları tek eylemin üretim süreci ve aletlerin geliştirilmesi ve mükemmelleştirilmesi olduğu görünmektedir.

Bu sebeple İslam ve genel olarak dünya önünde kapitalizm veya sosyalizm ikilemi durmamaktadır –öylesine ikilemler uydurulmuş ve sun'idir- Aksine karşımıza çıkan sorun sahiplik ve üretim ilişkilerini düzenleyen, toplumsal adalet hakkındaki İslami anlayışa uygun olarak, üretim ve tekniğin kaçınılmaz gelişiminin zorunlu kıldığı sorunları çözecek ve etkili bir biçimde çalışma ve eylemleri motive edecek bir sistemin seçimi ve devamlı mükemmelleştirilmesi meselesidir.


Haber Kaynak : Her Taraf


Anahtar Kelimeler: Kapitalizm Sosyalizm