YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


İran ile ABD arasında sıkışan Irak’ta kartlar yeniden karılıyor

Serbest Ferhan Sindi Independent Türkçe için yazdı

Tarihi boyunca büyük güçlerin çekişme sahası haline gelen Irak’ta her gün yeni bir senaryo yazılıyor.

Irak, İslam öncesi de İslamiyet’in yayılma süreci ve sonrasında da sayısız muharebeye ve güç çekişmesine ev sahipliği yapmıştır. 

Yakın tarihte de İngilizlerin 1917’de Bağdat’ı işgal etmesi ve 1920’de ülkeyi ele geçirmesinin ardından Kral Faysal liderliğindeki Irak Krallığı ve İngiliz mandaterliği 1932’deki bağımsızlık ilanıyla da bitmez.

Abdulkerim Kasım tarafından 1958’de yapılan kanlı darbe ile 2. Faysal tahttan indirilerek krallığa son verilmiş ve cumhuriyet ilan edilmiştir.

Cumhuriyetin ilanını da darbeler süreci izlemiş ve Saddam Hüseyin’in 2003’te ABD müdahalesiyle devrilmesine kadar sürmüştür.

Irakt’taki hakimiyet savaşları ve güç mücadeleleri tarih boyunca hiç durmamıştır. ABD ile İran arasındaki güç mücadelesi de Saddam’ın devrilmesinden sonra hız kazanmıştır.

Baas rejiminin devrilmesiyle ülkeyi vali aracılığıyla yöneten ABD, 2005’teki referandumun ardından ülkenin yönetimini seçilmişlere bırakmış ve 2011’de de askerlerini çekerek alanı İran’ın çalışma sahası haline getirmiştir.

İran istihbaratından bir süre önce ele geçirilen bilgilere göre yıllarca CIA’ya çalışan saha elemanları işsiz kaldıkları için parasızlıktan Tahran yönetiminin hizmetine girmiş ve tüm bilgileri onlara aktarmaya başlamışlardır. 1

Bu kısa girizgahtan amacımız meselenin arka planına dair bütünlüklü bir perspektif sunabilmek ve günümüzde olan biteni geçmiş olaylarla birlikte okuyabilmektir.

Çünkü bugün gelişen her olayın tarihsel bir arka planı ve atılan her adımın geçmiş politikalarla bir bağlantısı vardır. 

Politik arenadaki Iraklı faktörlerin her birinin oturduğu bir denge vardır. Örneğin İran’a yakın Nuri El-Maliki’nin 2 dönem başbakanlık yapabilmesi Celal Talabani gibi bir figürün varlığına bağlıdır.

Talabani, İran’la çok iyi ilişkilere sahip bir isim olmasına rağmen ABD politikalarına daha yakındı.

Üçüncü defa seçilmesini önleyen saik ise onu dengeleyecek bir aktörün yokluğuydu. Bu nedenle aynı partideki Haydar el-İbadi bu göreve layık görüldü.

Kürtlerin kontenjanından Cumhurbaşkanı Seçilen Fuad Masum, onu dengeleyecek çapta olamadığı için İbadi Kürtleri ve Sünnileri memnun edemedi ve özellikle Erbil’in vetosuna takıldığı için ikinci dönem başbakan olamadı. 


İran’ın korkuları ve ibrenin Zürfi’den Kazımi’ye doğru kayması

Adil Abdulmehdi isminin üzerinde uzlaşı sağlanması ise sadece İbadi döneminde petrol bakanlığı yapmasıyla sınırlı değildi, onun Kürtler ve Iraklı diğer kesimlerle çok eskilere dayanan kişisel bir dostluğu da vardı.

Bu yüzden her kesimin desteğini zorlanmadan kolay bir şekilde aldı ancak içinden geldiği El Hekim ailesi tamamen İran güdümünde olduğu için bağımsızlığını koruyamadı ve uzun ömürlü olamadı. 

Abdulmehdi’nin istifasının ardından Berhem Salih’in görevlendirdiği Muhammed Tevfik Allavi de sahadaki gerçeklikten kopuk fikirleri nedeniyle kabineyi kuramadı.

Allavi’nin ardından Mecliste çoğunluğu oluşturan Şiiler bir isim üzerinde uzlaşamadığı için Berhem Salih, eski Necef Valisi Adnan ez-Zürfi’yi başbakanlığa aday gösterdi.

Zürfi, çok iddialı bir isim olarak öne çıktı ve Kürtler ile Sünnilerin yanısıra Şiilerden Sadr ve İbadi gruplarının yanı sıra Sistani’nin de takdirini almayı başardı.

Bu durum karşısında telaşa kapılan İran’ın güdümündeki gruplar alelacele aday arayışına girdi.

Tahran’dan Bağdat’a giden Süleymani’nin halefi İsmail Kaani de Irak istihbaratının başındaki Mustafa Kazımi’nin İran makamları tarafından onaylandığını bildirdi. 

Şii gruplar, İran’ın da onayını alan Kazımi ismi üzerinde uzlaştı ve bunu deklare etti. Sünniler ve Kürtler de bu ismi destek verdiklerini açıkladılar.

Bunun üzerine Zürfi görevi iade etti ve Berhem Salih de ülkenin önemli isimlerinin katıldığı bir törenle hükümet kurma görevini Mustafa Kazımi’ye verdi. 


Barzani’yi Kazımi konusunda Abdulmehdi ikna etti

Kürt kaynaklarından aldığım bilgilere göre Adil Abdulmehdi, Şiilerin uzlaşmasından sonra Kürdistan Bölgesi Eski Başkanı Mesud Barzani ile bir telefon görüşmesi yaptı ve ona güvence verdi.

Yani Barzani’yi, Kazımi konusunda asıl olarak ikna eden Abdulmehdi oldu. Abdulmehdi’nin Barzani’yi araması bu noktada önemli çünkü sürekli vurguladığımız gibi o bir nevi İran’ı temsil ediyor.

Irak’taki önemli siyasetçilerden Vataniye Koalisyonu Lideri İyad Allavi de 15 Şubat’ta Erbil’de Barzani’yi ziyaret etmişti.

Allavi, 9 Nisan'da yaptığı açıklamada Barzani ile görüşmesinde Kazımi ismini önerdiğini ifade etti.

Bu da bize Kazımi isminin aslında çok önceden konuşulduğunu; ancak İran güdümündeki Şii grupların karşı çıkması nedeniyle uzlaşı sağlanamadığını gösteriyor.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Komisyonu Genel Sekreteri Ali Şemhani’nin geçen ayki ve İsmail Kaani’nin de geçen haftaki Bağdat ziyaretlerinin radikal milislerin ikna hamlesi olduğu belirtiliyor. 

Öyle anlaşılıyor ki Zürfi, Şiilerin Kazımi’yi kabul etmek zorunda kalmaları için öne sürüldü.

Bu noktada Şii gruplar için de önemli olan Zürfi ya da Kazımi’nin kazanmasından çok birilerinin onlara Cumhurbaşkanı ya da Başbakan adayı dayatmasıdır.

Yoksa Zürfi ile Kazımi arasında onlar için çok fazla bir fark yok. 


Kazımi ve Zürfi aynı ekibin içindeydi

Kazımi, parlamentodan onay alıp hükümeti kursa da onu çok zor günler bekliyor olacak. Çünkü İbadi zamanında istihbaratın başına getirilmişti ve Zürfi ile aynı ekibin içindeydi.

Bu nedenle Kazımi’ye ABD’nin Şii milislere yönelik planını devreye sokacak isim olarak bakılıyor.

Abdulmehdi, ülkedeki istikrarı sağlamak ve bozulan imajını bir nebze düzeltebilmek için 5 Nisan’da ABD’nin Irak Büyükelçisi ile bir araya gelerek Washington’ın istediği bazı adımları hayata geçirmeye çalışmıştı.

Bu görüşmeler 10 Haziran’da yapılacak toplantı devam edecek.

Kazımi, istihbaratın başındaki isim olarak bu görüşmeleri hazırlayan ve yürüten kişidir. Bu nedenle Washington’ın ne istediğini de en iyi bilen isimlerin başında geliyor. 

ABD, İran’ın Irak ve Suriye sınırındaki etkinliğini azaltmak istiyor, çünkü Şii milisler bu petrol ve silah sevkiyatını bu güzergahtan gerçekleştiriyor.

ABD’nin Suriye’deki SDG’ye desteğini sürdürmesinin ve petrol bölgelerine yerleştirmesinin bir nedeni de bu. Çünkü buralar Irak sınırına yakın yerler.

ABD için İran’ın, Irak hükümeti üzerindeki etkisinden daha ziyade bu bölgelerdeki faaliyetleri önemli. 

Olaylara Şemhani ve Kaani’nin direkt olarak dahil olmasının sırrı da burada ortaya çıkıyor. Problemin esas kaynağı da burada aslında.

İran için öncelikli olan daha fazla yayılmak ve diğer ülkelerdeki partnerlerini beslemek iken ABD için de temel hedef Tahran’ın buralardaki elini kesmek. 

ABD bu nedenle kendi politikalarına yakın hareket eden İbadi’yi destekledi ve Kerkük’ü Barzani’den almasını görmezden geldi.

İbadi’nin kazanması için birçok strateji uyguladı. İbadi de Şii milislerle uyuşamadığı için El Mühendisi ile çok karşı karşıya geldi.

İbadi kartı tutmayınca Kazımi seçeneği Şii milislerin frenlenmesine yönelik bir hamle gibi görünüyor. Kürtlerin ve Sünnilerin desteğini alması da bu tezi doğrular nitelikte.


ABD’nin işi Irak’ta işi istihbarat ve dışişleri ile

Irak’ta ABD’nin çalıştığı asıl kurumların istihbarat ve dışişleri olduğunu söylemekte fayda var. ABD yeni milis saldırıları istemiyor ve bu yüzden de Bağdat’ta güçlü bir muhatabın olmasını arzu ediyor.

Kazımi’nin seçilmesi halinde güçlü bir hükümetin iş başına geçeceği ve milislerin kontrol edilebilir bir hale gelmesi öngörülüyor. 

Kazımi’nin seçilmesi, güçlü bir kabine oluşturması ve koltuğunu koruyabilmesi birçok faktöre bağlı.

ABD’deki seçimler de bu süreci etkileyecek bir etken. Ayrıca Şii milisler de Abdulmehdi’yi geri istedikleri için Kazımi’nin başarılı olmaması için ellerinden geleni yapacaklar. 

Alınan bilgilere göre İran, Kazımi’ye şu şartları öne sürdü;

Tahran yönetimine sert çıkışlardan uzak durulacak, milislerin silahsızlandırılmasından kaçınılacak, İran’a karşı saldırılarda Irak topraklarının kullanılmasına izin verilmeyecek ve yeni federal bölgelerin oluşturulmasına engel olunacak. 


Partili olmayan ancak Dava Partisi’nin etkili isimlerinden Mehdi Allak’ın damadı olan Kazımi, 1985’te Kürdistan Bölgesi üzerinden İran’a, oradan da Almanya ve İngiltere’ye geçmiş bir isim.

Al Monitor’un eski Irak editörü olan Kazımi, entelektüel ve aydın kişiliğiyle de öne çıkıyor. 

Kazımi, Cumhurbaşkanı Salih’ten görevi alır almaz ilk tweetini Kürtçe atarak Iraklıların taleplerini önceleyecek, milli egemenliği ve vatandaşların haklarını koruyacak ve ekonomik kalkınmayı sağlayacak bir hükümetin kurulması sözü verdi.

Bu gelişme Kazımi’nin vizyonuyla ilgili de önemli ipucları veriyor. 


Kazımi göstericilerin ve basının olumlu karşıladığı bir aday

Koronavirüs nedeniyle göstericiler de evlerinde ve Kazımi bu noktada bir süre rahat olacak. Aslında protestocuların talevi de birisinin başa geçmesi ve onlara sahip çıkması.

Ülkeyi içine düştüğü bataklıktan kurtarması protestocuların temel talebi. İşlenen cinayetlerin hesabının sorulması ve milislerin etkisizleştirişmesi gibi adımlar Kazımi’nin de ajandasında olduğu için göstericilerin ayrıca bunları talep olarak dile getirmesine gerek kalmıyor. 

Bunun yanında basının ve Irak’taki aydın kesimlerin de Kazımi’ye sıcak baktığı ve adaylığını olumlu karşıladıkları görülüyor.

Sahayi bilen bir isim olduğu için göstericilerin karşı çıkmayacak olmaları Kazımi’nin elini güçlendiren önemli bir faktör. 

Sonuç olarak kim gelirse gelsin işi çok zor.

Petrol fiyatlarının dibe vurması, İran+ABD müdahalesi, koronavirüs, protestolar, milisler ve daha bir dizi çözüm bekleyen sorun var.

Tüm bu krizleri yönetmek zorunda kalacak aday, bunların yanı sıra Şii gruplar, Sünni partiler ve Kürdistan Bölgesinin taleplerini de yerine getirmeli. 

Kürtlerin tecrübeli politikacısı ve Bağdat’ta uzun yıllar görev yapan Mahmud Osman, Irak’ın güvenliği sağlayacak devlet adamlarından yoksun olduğunu söylüyor.

Osman’a göre, Kazımi görevde kalamayacak ve Şii milislerin galebe gelmesiyle Abdulmehdi görevine devam edecek. 

Her gün yeni bir senaryonun yazıldığı Irak’ta her şey mümkün artık; fakat ortaya çıkan tabloda Kazımi’nin hükümeti kurmasının önünde herhangi bir engel yok.

Iraklıların çıkarını gözeten, bağımsız ve etkili politkalar izleyip izleyemeyeceğini de zaman gösterecek. Kazımi’nin başbakanlık ömrünü radikal adımlar belirleyecek gibi…

 

1. https://theintercept.com/2019/11/18/iran-iraq-spy-cables/

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.  

Haber Kaynak : Independet Türkçe


HABERLER