YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


İbrikçi kafası ya da bir karakterin müntehası

Rasim Özdenören, 'İbrikçi' meseli üzerinden işin tabiatı gereği küçük ve dar zihinlerin, büyük makamlara uymadığını, işin mantığını kavrayamadığını ve yetki ve salahiyetin de hakkını veremediğine işaret ediyor.

Eskiden, henüz muslukların konulmadığı zamanda cami helalarının önüne sıra sıra ibrikler konurmuş. Adamın biri sıkışmış halde, İstanbul Yeni Camide, bu ibriklerden birini kapıp içeriye girmek için hamle yaparken, helanın ibrikçisi: “Hoop hemşerim, onu bırak şu ibriği al!” buyurmuş. Adamcağız telaşla elindekini bırakıp gösterilen ibriği almış. Ferahlayıp dışarıya çıkınca ibrikçiye o ibrikle bunun ne farkı vardı, diye sorunca, ibrikçi: “Ben buranın ibrikçisiyim, bu kadarcık salahiyetim olmasın mı?” Demiş.

Küçük adamın salahiyet telakkisi böyle oluyor: dar görüşlülüğün, ufuksuzluğun, görgüsüzlüğün ruh halleri ve davranışlar üzerine yansıması…

Kendini yetkili görünce onu nasıl da istismar edebiliyor…

Korona dolayısıyla özel veya resmi işyerlerinde siyasal iradenin çalışma koşullarına sağladığı esneklik takdirle karşılanmalı… Ne var ki bu esneklik bazı yöneticiler tarafından idrak edilemedi… Sağlanan esnekliği kendi işyerlerinin özelliğine uygun olarak uygulama yerine, esneklik sanki bazı memurlara müeyyide uygulama biçimine dönüştürülmüş… Herkese nöbetleşe evde çalışma fırsatı verilmek gerekirken, tam tersi yapılarak devam mecburiyeti uygulanıyor…

(Neyse ki siyasi iradenin kararlı tutumu idareyi daha esnek davranmaya yöneltti, hâlâ istisnaları görülse bile.)

Abdülhakim Arvasi’ye atfediliyor: “Bir ilmin butlanı onun müntehasında belli olur.” Demiş.

Münteha, yani bir şeyin uç noktası, en sonu, bitimi, akıbeti…

Butlan ise, batıl olma durumu, yani doğru olmayan, temelsiz, yalan, çürük; bozuk; sakat, hukuken geçersiz; hüküm ifade etmeyen…

İmdi…

Bir ilmin butlanı onun müntehasında belli olduğu gibi, bir karakterin sağlamlığı da elindeki yetkiyi nasıl kullandığı ile ölçülür…

Durum görgü ile umur görmüşlük ile ilgili...

Görgüsüze, umur görmemişe bir makam, mevki verildiğinde yetkiyi nasıl kullanacağını bilemez. Yetkisini ilgisiz yerlerde kullanmaya kalkışır. Sınırını aşar…

Türkçemizde böyleleri için yığınla atasözü var. İşte onlardan biri:

Çingeneye beylik vermişler önce babasını asmış, derler… Burada Çingene kelimesi bir topluluğu değil, umur görmemişliği ifade ediyor. O göreve layık olmayan birine kaldıramayacağı yetkiler verilirse ne yapacağını bilemez, yetkisini haksızlıklara alet edebilir… Veya yetkisini istismar edebilir… Bulunduğu konuma layık olmadan getirildiği için onun tadını çıkarma uğruna etrafına haksızlık eder. Caka satacağım diye zulmeder. Köpeğe gem vurma, kendini at sanır, derler…

Bu halin tam tersini ifade eden sözlerimiz de var. İşte biri: Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir, atlastan olsa çulu.

Sorumluluk talep eden makamda ibrikçi kafasıyla iş gören biri oturursa kendini de, yetkisini de küçük düşürür, malamat eder.

 

Haber Kaynak : Yeni Şafak