Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Hukuk Sistemi Corona virüsüne hazır mı?

Yazarımız Av. Cüneyt Toraman'ın, koronavirüs ve hukuk ilişkisi ile ilgili, Özgün İrade Dergisi dergisi 2020 Nisan-Mayıs (192-193.) saysında ve aynı zamanda ozgunirade.com'da yayımlanan yazısı...

“Bir sinek, bir kartalı salladı vurdu yere

Yalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunu.”

(YUNUS EMRE)

2019 yılının Aralık ayında Çin’in (Hubel eyaletinin) Wuahan şehrinde ortaya çıkan bir virüs, dünyanın her yerine yayılmaya başladı. Tehlikenin farkına varan devletler, ardı ardına önlemler almaya başladı. Önce, virüsün etkili olduğu ülkelere sınır kapıları kapatıldı, uçuş yasağı getirildi. Eğitime ara verildi, spor müsabakalarının önce seyircisiz oynanmasına karar verildi, daha sonra tamamen ertelendi. Seyahatlerin ertelenmesi kapsamında, yurtdışına ve yurt içine seyahatlere sınırlama getirildi. Alışveriş merkezlerinin açılış ve kapanış saatleri kısaltıldı. Birçok firma, işyerini kapatma kararı aldı. Her türlü açık ve kapalı mekan toplantıları ertelendi. Alınan bu önlemler, virüsün yayılma hızını azaltsa da, durduramadı. Bazı ülkeler, sokağa çıkma yasağı ilan etti, bu yasağın kapsamı genişlemeye devam ediyor. Televizyon kanalları, izleyicilere, an be an, vaka ve ölüm sayısını duyuruyor. 25 Nisan 2020 tarihi itibariyle1, corona virüsü (covid-19) nedeniyle, dünya genelinde pozitif vaka sayısı 2.865.217’ye, (816.688 kişinin iyileştiği, 1.848.544 kişinin tedavi gördüğü) 199.985 kişinin vefat ettiği belirtiliyor.

Küresel sistem virüs önünde diz çöktü!

Dünyanın en büyük ilaç firmaları, yüksek teknolojiye sahip olan ülkeler bu virüsü etkisiz hale getirecek aşı geliştirmeye çalışırken, bu aşıların deney aşamalarının sonuçlanıp piyasaya sürülmesinin en az bir yıl süreceği belirtiliyor. Son üç ayda tanık olduğumuz olaylar, her türlü teknolojiye sahip olmakla övünen, böbürlenen küresel güçlerin, sağlık sisteminin bu vakalarla baş etmekte zorlandığını, mikroskopla görülebilen bir virüs karşısında diz çöktüğünü gösteriyor. 13.yüzyılda yaşayan Yunus Emre, yaşanan bu durumu çok güzel ifade ediyor:

Bir sinek, bir kartalı salladı vurdu yere

Yalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunu.”

Bu salgın, ortaya çıktığı andan itibaren, sosyal, siyasal, ekonomik, hukuki, toplumsal yaşamı derinden etkiledi, etkilemeye devam ediyor. Bu virüsün nasıl türediğini, bu virüsün genlerine müdahale edilip edilmediğini, bazı devletlerin biyolojik silah üretimiyle ilgisi olup olmadığını, konunun uzmanları araştıracak, tartışacak, sonuçlarını kamuoyuyla paylaştığında biz de öğreneceğiz. Bu virüsün, küresel ve yerel ekonomilere verdiği ve vereceği hasarların boyutlarını önümüzdeki süreçte hep birlikte göreceğiz. Corona virüsünü etkisiz hale getirmeye yönelik aşı çalışmalarını, bütün dünya merakla takip ediyor. Bu konuları uzmanlarına bırakarak, corona virüsünün hukuk sistemine etkilerini ve mevzuatın bu virüsün etkilerine karşı hazır olup olmadığını ele almaya çalışalım.

 

Bulaşıcı hastalıkların hukuk sistemine etkileri

Tehlikeli salgın hastalıklar, başkalarına bulaştığında, toplumun tamamı için tehdit oluşturuyor. Bu hastalığın yayılmasını önlemek, “hak ve özgürlükleri” kısıtlamayı gerektiriyor. Ancak milyonlarca kişinin hak ve özgürlüklerinin kısıtlanabilmesi için, bu kısıtlamanın anayasal bir dayanağı olması gerekiyor. Doğal afetler (deprem, sel baskını, yangın), tehlikeli salgın hastalıklar, ağır ekonomik krizler, veya anayasal düzeni ortadan kaldırma girişimi veya yaygın terör eylemleri, olağanüstü durumlardır. Olağan döneme ilişkin hukuk kurallarıyla bu tehditlerin üstesinden gelinmesi imkansızdır. Anayasalar, bu tür olağanüstü durumlar için, özel bir hukuk düzeni öngörmüştür. Yürürlükte bulunan anayasada, olağanüstü durumlar için öngörülen bu düzene OHAL (Olağanüstü hal) denilmektedir. Olağanüstü hal, Anayasanın, 119-122 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Anayasanın 119.maddesinde, “Tabiî afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım halleri”, 120.maddede ise, “Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması halleri”, OHAL ilanı sebepleri arasında sayılmıştır. Bu sebepler dışında OHAL ilan etmek mümkün değildir. Anayasada sayılan sebeplerden birini vukuu, OHAL dönemi kurallarının uygulanması için yeterli olmayıp, bu konuda karar verilmesi gerekmektedir. Bu yetki, (16.04.2017 tarihinde yapılan Anayasa değişikliğinden sonra) Cumhurbaşkanına verilmiştir. Cumhurbaşkanı, 6 ayı geçmemek üzere, Türkiye’nin tamamında veya bir bölgesinde OHAL ilan edebilir. OHAL, anayasada sayılan tehditleri bertaraf etmek amacıyla ilan edildiğinden, OHAL ilanıyla birlikte, hak ve özgürlükler askıya alınır. Olağanüstü hal ilan edilince, 25.10.1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uygulama imkanı kazanıyor. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden beş gün sonra OHAL ilan edilmiş, iki yılın sonunda (19 Temmuz 2018) kaldırılmıştı.

Hükümetler OHAL ilan ediyor

Corona (Covid-19) virüsünün, çok hızlı bir şekilde insanlara bulaştığı, kolayca yayıldığı, son derece tehlikeli olduğu, çok sayıda kişinin ölümüne sebebiyet verdiği dikkate alındığında, bu virüsle mücadele etmek ve yayılmasını önlemek amacıyla, OHAL ilan edilmesine bir engel olmadığını söyleyebiliriz. Dünyada birçok ülke, (İspanya, Tayland, İsviçre, Gürcistan, Fas, vs.) OHAL ilan etti. (13 Kasım 2015 tarihinde Paris’te meydana gelen ve 132 kişinin ölümüyle sonuçlanan terör saldırısı nedeniyle OHAL ilan eden ve OHAL’i 2 yıl sonra kaldıran) Fransa, corona tehdidi nedeniyle, sağlık alanında OHAL ilan etti. Corona virüsü ile mücadele, hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasını gerektirdiğinden, OHAL ilan etmeden, bunu gerçekleştirmek çok zordur. Birçok ülke OHAL ilan etmesine rağmen, Türkiye, OHAL ilan etmedi. Bir gazetecinin, “corona virüs tedbirleri kapsamında, OHAL ilan edileceği, sokağa çıkma yasağı uygulanacağı, seyahat kısıtlaması getirileceği” yönündeki sorusuna, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “corona virüs tedbirleri kapsamında, OHAL ilan edileceği, sokağa çıkma yasağı uygulanacağı, seyahat kısıtlaması getirileceği söylentilerinin gerçeği yansıtmadığını, Cumhurbaşkanımız liderliğindeki bu mücadelede vatandaşlarımızın sağlığı ve güvenliğinin yanında özgürlüklerini de koruma sorumluluğumuz var” şeklinde cevap verdi. Şu an itibariyle, Türkiye, OHAL ilan etmedi, hükümetin böyle bir hazırlığının olmadığı görülüyor.

Türkiye OHAL’e gerek görmedi

Corona virüsü, toplumun belli bir kesimini değil, tamamını tehdit ettiğinden, virüsün yayılmasını önlemek için alınan kararlar, (başka ülkelere uçuş yasağı, yurtdışından gelenlerin 14 gün karantinaya alınması, spor müsabakalarının ertelenmesi, 65 yaşın üzerinde olanlara sokağa çıkma yasağı, vs.) toplumun tamamını (sağlığını) korumaya yönelik olduğundan, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunundaki yetkiler, 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu, Ceza Kanunundaki emirlere uymamaya yönelik yaptırımlar, Belediye mevzuatı, şimdilik yeterli görünüyor. Süreç uzarsa, sağlık tehdidine ekonomik kriz ve can güvenliği tehdidi eklenirse, yağmalama ve saldırı olayları artarsa, Türkiye de OHAL ilan edebilir. Corona vakalarının ve ölümlerin ortaya çıkmaya başladığı günden bugüne kadar yaşadığımız tecrübeler, bundan önceki kriz dönemlerinde yaşadığımız tecrübeler, Türkiye’de böyle bir ihtimalin olmadığını gösteriyor. Bu sürecin de, suhuletle, sükunetle devam etmesini ve en az zararla sona ermesini temenni ediyoruz.

Corona virüsü kapsamında alınan tedbirler, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, Bakanlıkların aldıkları kararlar, talimatlar, 5442 sayılı İl İdaresi kanunu, Kabahatler Kanunu, Uummi Hıfzısıhha Kanunu, vs. ilgili mevzuat kapsamında yürütülmeye çalışılıyor. Bu Kanun ve ilgili mevzuat, kişilerin can güvenliğinin korunmasını, suç işlenmesinin önlenmesini, kamu düzeni ve esenliğini sağlamayı amaç ediniyor. 5442 sayılı Kanunu’nun 9/ç maddesinde; “Kanun, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve diğer mevzuatın verdiği yetkiyi kullanmak ve bunların yüklediği ödevleri yerine getirmek için valiler genel emirler çıkarabilir ve bunları ilan ederler.” 11/c maddesinde; “İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için Vali gereken karar ve tedbirleri alır. Bu hususta alınan ve ilan olunan karar ve tedbirlere uymayanlar hakkında 66.madde hükmü uygulanır.” 66.maddede; “İl genel kurulu veya idare kurulları yahut en büyük mülkiye amirleri tarafından kanunların verdiği yetkiye istinaden ittihaz ve usulen tebliğ veya ilan olunan karar ve tedbirlerin tatbik ve icrasına muhalefet eden veya müşkülat gösterenler veya riayet etmeyenler, mahallî mülkî amir tarafından Kabahatler Kanunu’nun 32.maddesi hükmü uyarınca cezalandırılır.  Ancak, kamu düzenini ve güvenliğini veya kişilerin can ve mal emniyetini tehlikeye düşürecek toplumsal olayların baş göstermesi hâlinde vali tarafından kamu düzenini sağlamak amacıyla alınan ve usulüne göre ilan olunan karar ve tedbirlere aykırı davrananlar, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.” Hükmü yer almaktadır. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, “Emre Aykırı Davranış” başlıklı 32.maddesinde; “Yetkili makamlar tarafından adlî işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir. …”  hükümleri bulunuyor.

Korona önlemleri caiz mi?

Cumhurbaşkanlığı, Sağlık Bakanlığı ve İçişleri bakanlığı, 13 Mart 2020 tarihinde tedbirlerin kapsamını genişletmeye başladı. İnsanların bir araya gelmesini gerektiren etkinlikleri yasakladı. O günden itibaren, spor müsabakaları seyircisiz oynanmaya başladı. Alınan önlemler arasında en dikkat çekici olanı, camilerde cemaatle namaz ve Cuma namazlarının kılınmamasına yönelik karardı. Bu karar, 16.03.2020 tarihinde, en yetkili kurumun başında bulunan Diyanet İşleri başkanı Prof.Dr.Ali Erbaş tarafından açıklandı. Açıklamayla birlikte, bu kararın dini açıdan muteber olup olmadığı tartışılmaya başladı. Bu karara tepki gösterip, camilerin kapısını tekmeleyenler, camilerin önünde, kararı protesto amacıyla alternatif cemaat yapanlar, cemaatle namaz kılanlar oldu. Sınırlı sayıda kişinin verdiği cılız tepkiler dışında bu karara herkes uydu, camiler bireysel namazlara açık, cemaatle namazlara kapalı hale geldi. Bu salgın 28 Şubat darbe döneminde olsaydı, ve böyle bir karar o dönemde alınsaydı, yaşanacakları hayal bile edemiyorum. Diyanet işleri başkanının bu açıklamasından sonra, bu kararın dinen caiz olup olmadığı konusunda, fıkıh ve hadis kitaplarına başvuranlar oldu. Bu konuda, “Bir yerde bulaşıcı hastalık ortaya çıktığını duyduğunuz zaman oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde bulaşıcı bir hastalık ortaya çıkarsa, oradan da çıkmayınız.”(Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 100) hadisi, tartışmaların büyümesini önledi.

Müslümanların, tıbbi bir konuda dahi, hadis ve fıkıh kitaplarında delil aramasının mantığını anlayabilmiş değilim. Peygamberimiz döneminde salgın hastalık olmasaydı veya peygamberimizin bu konuda açıklaması olmasaydı, devletler, salgın hastalıklara karşı önlem alamayacak mıydı? Esasen, bu hadis metni, cemaatle namaz kılmaya engel teşkil etmiyor. Zira, hadiste, “bir yerde bulaşıcı hastalık ortaya çıkarsa oraya girmeyiniz, hastalık bulunduğunuz yerde çıkarsa oradan çıkmayınız” diyor. O tarihte, bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemenin başka bir çaresi olmadığı için böyle bir yönteme başvuruluyor. Bulaşıcı hastalık ortaya çıktığında, o bölge karantina altına alınıyor, karantina altına alınan bölgede bulunanlardan kurtulanlar kurtuluyor, kurtulamayanlar toplumun selameti için feda ediliyordu. Günümüzde ise bulaşıcı hastalıklar, (hızlı ulaşım imkanlarıyla), aynı anda birçok yerde birden ortaya çıkıyor. Devletler, bulaşıcı hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla, insanların birbiriyle temas etmesini engellemeye çalışıyor. İtalya’da, bu virüs (covid19) ülkenin kuzeyinde daha yoğun olarak görüldüğünden, kuzey kısmını karantinaya aldı. Daha sonra, başka şehirlere de karantina uygulamaya başladı. Ancak devletlerin çoğu, karantina yöntemine başvurmadı. Türkiye de, bazı bölgeleri karantina almak yerine, insanların birbiriyle temasını azaltacak önlemler aldı, büyük şehirlerdi kısıtlamalara başvurdu. Türkiye’de sokağa çıkma yasağının olmadığı şehirlerde ve günlerde, isteyen istediği yere gidebiliyor. Yukarıdaki hadisin, cemaatle namaz ve cuma namazı yasağının dayanağı olarak kabulü mümkün görünmüyor. Bu yasağın gerekçesi, insan sağlığıdır, bu virüsün yayılmasını önlemektir. Toplumun sağlığı açısından böyle bir tehdit ortada yokken, bu tür yasak kararlar alınırsa, yasak kararını, tedbirin ölçülü olup olmadığını elbette sorgulayalım, ama böyle bir tehdit varken, getirilen sınırlamayı tartışmamak gerekir. Namaz kılmak, nihayetinde özgürlük sorunudur ve din ve vicdan özgürlüğü kapsamındadır. Hak ve özgürlüklerin, üç sebeple (kanunla ve geçici olarak) sınırlanabileceği, herkes tarafından kabul edilmektedir. Bunlardan birincisi ülke güvenliği, ikincisi kamu düzeni, üçüncüsü ise sağlıktır. Corona virüsünün, insanların sağlığını tehdit ettiği tartışma konusu değildir. Bu virüsün yayılmasını önleyecek her türlü önleme uymak gerekir.

Corona virüsü, Toplumsal yaşamı derinden etkiliyor

Corona virüsü (covid-19), sadece insan sağlığını değil, toplumsal yaşamı da derinden etkiliyor. İşyeri sahipleri, (istisnalar hariç) işyerlerini kapatmak zorunda kaldı. Bu işyerlerinin büyük bir çoğunluğu kiracı. Ay sonunda işyerlerinin kiraları ödenecek mi? Bu işyerlerinde milyonlarca işçi çalışıyor, bu işçilerin maaşları ödenecek mi? Ödenmeyecekse, bu kişiler ne yiyecek, ne içecek? Ödenecekse, kim ödeyecek, ne kadar ödeyecek? Bu dönemde, konutların kiraları ödenecek mi? Bunun bir de kamusal boyutu var. İşyeri sahiplerinin her ay beyanname vermesi ve vergi ödemesi gerekiyor. Bu beyannameler verilecek mi? Vergiler ödenecek mi? Mahkemelerde yirmi milyon dava var. Davanın açıldığı andan kesinleşinceye kadar her şey süreye tabi. Bu süreler içinde itirazlarınızı başvurularınızı yapmadığınızda, hakkınızı kaybediyorsunuz. Bu davalarda süreler işlemeye devam edecek mi? Corona tehdidinden önce, yüzbinlerce “sözleşme” imzalanmış durumda, bu sözleşmeler, her iki tarafa da (iş sahibine de işi üstlenene de) karşılıklı yükümlülükleri yüklüyor. Bu sözleşmelerin akibeti ne olacak? Tüm Özel Öğretim Kurslar, Hizmet İçi Eğitim Merkezleri, Dershaneler ve Etüt Eğitim Merkezleri Birliği Derneği (ÖZ-KUR-DER) Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Çevik’in açıklamalarına göre (2019 yılı itibariyle), Türkiye genelinde 11 bin 694 özel okulda, 1 milyon 400 binden fazla öğrenci bulunuyor. Bu öğrencilerin okul taksitleri ne olacak? Alınan önlemler, bireysel yaşamı da etkiliyor. İnsanlar nakit parayla alışveriş yapmıyor, çoğu kredi kartı kullanıyor. Bankaların açıklamalarına göre, Türkiye’de kredi kartı sayısı 70 milyonun üzerinde. Bazılarında, birden fazla kredi kartı olsa bile, en az yirmi milyon kişi kredi kartı kullanıyor. Kredi kartlarıyla yapılan harcamalar, aylık dönemler halinde ödeniyor. İşçilerin işini kaybetmesi, işyeri sahiplerinin ödeme güçlüğü içine düşmesi durumunda, bu insanlar, kredi kartı borçlarını nasıl ödeyecek?

Hukuk Sistemleri, Corona virüsüne hazır mı?

Corona virüsü tehdidi, sadece ulusal hukukun değil, uluslararası hukukun da ilgi alanında bulunuyor. Uluslararası hukuk boyutundan kastımız, bu ve benzeri virüslerin laboratuvar ortamında üretilmemesi için, devletlerin bir araya gelerek, biyolojik ve kimyasal silahları yasaklamasıdır. Bu konuda, 1972 Tarihli, “Biyolojik Silahlar Sözleşmesi olarak bilinen “Bakteriyolojik (Biyolojik) ve Zehirleyici Silahların Geliştirilmesi, Üretimi ve Stoklanmasının Yasaklanması ve Bunların İmhasına İlişkin Sözleşme”dir. Diğeri, 1993 tarihli, “Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanılmasının Yasaklanması ve Bu Silahların İmhasına ilişkin Sözleşme”dir. Corona (covid-19) virüsünün laboratuvarda üretildiği iddiaları doğru ise, bu sözleşmelerin, bazı devletlerin kimyasal ve biyolojik silah üretimini önlemediğini, önleyemediğini gösteriyor. Bunun için, etkili denetim mekanizmalar, caydırıcı yaptırımlar olmadan önlenmesi de mümkün görünmüyor. Biyolojik ve kimyasal silah üretimi, insanlık aleyhine işlenen suçlar kapsamına alınıp, (uluslararası ceza mahkemesine bu konuda yargılama yetkisi verilse) bu tür imalatları önemli ölçüde önleyebilir. Bu suç, devletlerin ulusal ceza kanunlarında insanlık aleyhine işlenen suçlar kapsamına alınıp, bu suçu işleyenlerin uyruğuna bakılmaksızın yargılama yetkisi kabul edilmesi bu suçu işlemek isteyenleri caydırabilir.

Corona virüsü tehdidine, ulusal hukuk düzeyinde baktığımızda, dünyadaki bütün hukuk sistemleri, bu durumu “mücbir sebep” olarak niteliyor. Mücbir sebep söz konusu olduğunda, bu sebep ortadan kalkıncaya kadar her türlü yükümlülük askıya alınıyor. Kanunlarda, sadece olağan dönemlere ilişkin hükümlerin değil, olağanüstü hallere ilişkin hükümlerin de bulunduğunu belirtelim. Toplumun en geniş kesimi olan işçi kesiminden başlayalım. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/3. fıkrasında, “İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler” ortaya çıkması halinde, işçinin, iş sözleşmesini derhal sona erdirebileceği düzenlenmiştir. 25/3 fıkrasında da, “İşçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması” halinde, işverenin, iş sözleşmesini derhal sona erdirebileceği düzenlenmiştir. İş akdi, işçi veya işveren tarafından feshedildiğinde işçiye kıdem tazminatı ödenir, ihbar tazminatı ödenmez. Corona tehdidi kapsamında, ücretsiz izin seçeneği mevcuttur. Ancak ücretsiz izin için, işçinin rızası şarttır, işçi bunu kabul etmezse iş akdini feshedebilir. İşçilerin işsiz kaldığı durumlarda, Sosyal Güvenlik Kurumu, (belirlenen sayıda prim ödeyen işçilere) maaşının belli bir oranında destek (işsizlik ödeneği) sağlıyor. Kanunlardaki “mücbir sebebin” her somut olay için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekiyor. Alınan önlemler kapsamında faaliyetine devam eden lokantalar, mücbir sebebe dayanarak kira ödemekten kaçınamazken, işyerini kapamak zorunda kalanlar, bu sebebe dayanabilir. Türkiye başka bir devletle savaşmak ve halk sığınaklarda yaşamak zorunda kalsa, kullanılamayan konutlar için konut kiraları mücbir sebep kapsamında olurdu. Ancak mevcut önlemler, borçlar kanununa göre, konut kiralarını ödemeye mani görünmüyor.

Corona virisüne karşı Torba yasa

Yasaların, her türlü ihtimali göz önünde bulundurarak hazırlanması gerektiğinden, kanunların çoğunda (İcra iflas kanununda, Türk Ticaret Kanununda, Hukuk Muhakemeleri Kanununda, Ceza Muhakemeleri Kanununda, Borçlar Kanununda, Medeni Kanunda, Ceza Kanununda, vs.) bu tür olağanüstü durumlara karşı özel hükümler bulunuyor. Bunların her biri, ayrı bir inceleme konusu olduğundan, yasalarda bu tür hükümlerin varlığını hatırlatmakla yetiniyorum. Burada üzerinde durulması gereken husus, kanunlardaki olağanüstü döneme ilişkin hükümlerin, corona virüsü (covid-19) için yeterli olup olmadığıdır. TBMM’nin, 24.03.2020 tarihinde kabul ettiği kanunda (Torba yasada), birçok kanunda değişiklik yapılması, ayrıntılı hükümler yer alması, bu konuda kanunlardaki hükümlerin yetersiz olduğunu gösteriyor. Meclis tarafından kabul edilen bu yasaya göre; “30 Haziran 2020 tarihine kadar geçerli olmak üzere, Kısa Çalışma Ödeneğinden maaşının yüzde 60’ını alabilecek çalışanlar için, son 3 yıl içinde en az 600 gün prim ödenmiş olması şartı 450 güne; son 120 gün hizmet akdine tabi olunması şartı da 60 güne indirildi, (4447 sayılı yasaya eklenen geçici madde:23), Telafi çalışma süresi 2 aydan 4 aya çıkarıldı, “GEÇİCİ MADDE I- (1) COVID-19 salgın hastalığının Ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; a)-Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden, b)-9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler; nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler 22/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden, itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir.” Torba yasa, birçok kanunda, önemli değişiklikler getiriyor. Bu virüsün etkileri devam ederse, 30.04.2020 tarihinden sonra da devam ederse, meclisin, yeniden yasa çıkarması gerekiyor.

Dünyadaki hukuk sistemleri, toplumsal yaşamın her kesitini takvime bağlamış durumdadır. Bir yerden bir yere gitmek, ödeme yapmayı gerektiriyor. Elektrik, su, doğalgaz, vs., için, her ay ücret ödemeniz gerekiyor. Aracınız varsa, belli aralıklarla muayene ettirmeniz, ücret ödemeniz, yılda iki kez taşıt vergisi taksiti ödemeniz gerekiyor. Eviniz/işyeriniz varsa, yılda iki kez emlak vergisi ödemeniz gerekiyor. İşverenlerin, sigorta kurumlarına, vergi dairelerine bildirimde bulunmaları, sigorta primlerini, vergileri ödemeleri gerekiyor. Şirketlerin yılda bir kez genel kurul toplantısı yapması, yetki belgelerini yenilemeleri gerekiyor. İthalat ve ihracat işlemi yapanların beyanname vermeleri, vergileri ödemeleri gerekiyor. Corona virüsü kapsamında alınan önlemlerle, deyim yerindeyse hayat durdu. Bu süreç, yaz aylarına sarkarsa, milyonlarca kişi ne yiyecek, ne içecek? Sosyal Güvenlik sistemi bu yükü nasıl karşılayacak? Yüz binlerce firma, nasıl ayakta kalacak? Yatırım yapan, borçları takvime bağlanan şirketler bu borçları nasıl ödeyecek? Corona virüsü tehdidi birkaç ay sonra sona erse bile, bu tarihten sonra daha büyük sorunlar devreye girecek. Bütün dünyayı etkisi altına alan ekonomik kriz, yeni bir boyut kazanacak. Bu tehdit sona erdiğinde, sanayi devriminden bugüne inşa edilen “küresel sistem” sorgulanacak. Önce, küresel sistemin “sağlık sistemi” sorgulanacak.

Dünyanın her yerinde üretim yapan küresel şirketler, eğitim sistemi, insanı ikincil hale getiren ahlak düzeni sorgulanacak. Sorgulanacak ama, mikroskopla görülebilen bir mikrop (virüs) karşında aciz kalan bu sistemin alternatifi de görünmüyor.

1) Bu yazının kaleme alındığı, 24 Mart tarihinde, corona virüsü (covid19) nedeniyle, dünya genelinde, pozitif vaka (hasta sayısı) 423.847, ölü sayısı 18.925 idi. Ölü sayısının, sadece bir ayda, on kattan daha fazla arttığını görüyoruz.

 

 


Haber Kaynak : Haber Duruş Haber Merkezi


Anahtar Kelimeler: Hukuk Sistemi Corona virüsüne hazır ?