Hoyratlık, aymazlık, hışırlık

Aydın Selcen'in Yazısı; On günlük serencamın sonunda Kürt sorunu uluslararasılaştı ve Suriye ordusu tek kurşun atmadan sınırımıza geri döndü.

On günlük serencamın sonunda Kürt sorunu uluslararasılaştı ve Suriye ordusu tek kurşun atmadan sınırımıza geri döndü. Ulusal güvenlik tutkunları durumdan mutmain mi? Şimdi Soçi’ye ve ardından Cenevre’ye gidildiğinde, Esat’la gayrimeşru, YPG ile terörist olduğu için konuşmayı reddeden Ankara, Rusların oyun kurduğu yeni güç dağılımında siyasal çözüme nasıl katkı sunacak?

Suriye’ye harekât bizim bildik müesses nizamın zihnindeki yüz yıllık heyulalarla mücadele için başlatıldı. Bir nevi “armageddon”. Oysa on gün içinde Kürt meselesi hiç olmadık denli uluslararasılaştı. YPG’nin PKK’nin Suriye uzantısı olduğu tescillenirken, bu durum YPG’nin “tukaka” edilmesine değil, PKK’nin meşrulaşmasına yol açtı. Kendi köyümüzde kendi kendimize ne anlattığımızı bir an bir yana bırakın. Herhangi bir uluslararası kanalı açın, baskın anlatı “Türkiye’nin Kürt kıyımı” biçiminde.

İçerideyse, coşkun yeni Türkiye demokrasimiz zirveden zirveye koşuyor. Mansur Yavaş’ın “akıl dolu” AOÇ golü yinelenmesin diye İBB, TCDD tarafından Haydarpaşa ve Sirkeci gar binaları ihalelerine çağrılmadı. Ve sürpriz, ihale gözümüze soka soka Hezarfen’e verildi. Yüzümde apansız bir ıslaklık hissettim: Ya Rabbi şükür, nihayet güz yağmurları mı başladı?

Durmak yok yola devam, Hakkâri, Yüksekova ve Nusaybin de taklaya getirilip, kayyımlarına kavuştular. Değerli milletvekilim Sezgin Tanrıkulu’nun şu değerlendirmesine katılmamak mümkün mü: “Oldu olacak, Belediyelere tek tek kayyum atayacağınıza bütün bölgeye ‘Genel Vali’ atayın hiç olmazsa statüsünü ilan etmiş olursunuz…” Laf ola ekleyelim, HDP’nin buralardaki oy oranları, Nusaybin: yüzde 77.4, Yüksekova: yüzde 66,1, Hakkari yüzde 59.9. Nasıldı o söz: “Millet sözünü söyledi, o iş bitti” miydi?

Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği ve dün (Cumartesi) başlaması planlanan Kayseri konferansı son anda Şişli Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. AGOS gazetesi genel yayın yönetmeni sevgili Yetvart Danzikyan’ın dediği gibi: “bildiğin yasakladılar.” Bu kadar. Tekraren, kim yasaklayan? Şişli Kaymakamlığı. Öyle ya, Ermeni yurttaşın muhatabı kim olacaktı başka?

Gazeteci Nurcan Baysal’ın Diyarbakır’daki evi yine dün sabah şafak vakti kendi anlatımına göre 30-40 tam teçhizatlı polis memuru tarafından basıldı. Baysal, yurtdışında olduğu için gözaltına alınamadı. Yaptığı sosyal medya paylaşımında iki çocuğunun dehşete kapıldığını söylüyor. Bu işlere yol veren akıl küplerinin, vatan kurtaran arslanların birinin, baskın filan demiyorum, kapısı tıkırdatılsın şafak vakti, bakalım ne hissederler? Ama adeta yarınlar hiç olmayacakmış gibi doludizgin yaşıyoruz işte şu ileri demokrasi denen mereti.

Bunların, ve daha pek çoklarının, olduğu, olabildiği, daha da artarak olacak olduğu, “çünkü olabiliyor da ondan olduğu” günlerde, yalnız ve güzel ülkemizin berceste muhalefeti, CHP’si, İYİP’si, sınırboylarında poz veren bir Feyzioğlu misali, “vatan mevzu bahisse, başlatmayın demokrasinize” dedi, dirsek temas aralığına geçiverdi iktidarın yanına. Biz de ne konuşacağız şimdi, Türkiye-ABD ortak açıklamasında ne diyor, sahada ne oluyor, salı günü Erdoğan-Putin görüşmesinden ne çıkar?

Eyvallah. Konuşalım bakalım, laklak etmekten bir şeyler umarak. Elimizde bir ortak açıklama var. Bu bir anlaşma değil. Taraflar ABD ve Türkiye yerine getirilmesi olanaksız yükümlülükler üstlendiler ve bildirilerine topu topu beş gün raf ömrü biçtiler. Tesadüf bu ya, o beş gün dolarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan Rus mevkidaşı Putin’le görüşmek için Soçi’ye sefer eyleyecek. Asıl film orada gösterime girecek.

Neden? Çünkü ABD heyeti ülkemizden ayrılır ayrılmaz Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey’nin belirttiği gibi varılan uzlaşının özü şu: “Türklerin girdiği yerlerde en kısa zamanda bir ateşkes sağlamak. Karşılığında ‘yaptırımlar konusunda ne yapabiliriz’ ona bakmak. Gelişmeler beklentilere uygun cereyan ederse yaptırımları kaldırmak.” Buna kongrede yaptırımların ağadayısını hazırlamakta olan senatörlerin yanıtı ne oldu? “Tam gaz devam…”

Belli olmayan başka neler var? YPG’nin ağır silâhlarını kim toplayacak? ABD çekildiğine göre YPG neden ABD’yi dinleyecek? Esat, 30 km. derinlikteki ana arter M-4 Karayolu’nun denetimini nasıl TSK’ye veya TSK destekli milislere bırakacak? Pence ve ekibi sarayın bir odasında Erdoğan tarafından kabul edilirken, yan odada Rusların Suriye Özel Temsilcisi Lavrentiev Kalın’la ve turunda uğradığı Şam ile Tahran’da neyin müzakeresini yürüttü? Pence, Erdoğan’la 1 saat 20 dakika süren baş başa görüşmede neleri ele aldı?

On günlük serencamın sonunda Kürt sorunu uluslararasılaştı ve Suriye ordusu tek kurşun atmadan sınırımıza geri döndü. Ulusal güvenlik tutkunları durumdan mutmain mi? Şimdi Soçi’ye ve ardından Cenevre’ye gidildiğinde, Esat’la gayrimeşru, YPG ile terörist olduğu için konuşmayı reddeden Ankara, Rusların oyun kurduğu yeni güç dağılımında siyasal çözüme nasıl katkı sunacak? Yahut siyasal çözüm önündeki biricik tıkaç olma rolünü üstlenebilecek mi? Üstlenecekse, TSK’nin Suriye’deki varlığı kaç on yıl daha ülkemizin ayağında yeni bir diplomatik pranga olacak?

Ya içerideki tahribatın gidişatı? Habertürk’ten Ece Üner’in asker selâmı, okuyanlara Haffner’in “Bir Alman’ın Hikâyesi” kitabını sanırım sırtlarını ürperterek anımsatmıştır. Bu yaklaşımı karamsar bulanlara bakılırsa yine o hiç bitmeyen “sonun başlangıcı” evresindeyiz. O “son”, hepimizin sonu olmasın?

Şunu kafalarımıza sokabilecek miyiz: Kürt, bu cumhuriyetin eşit anayasal yurttaşı olarak rahata, huzura erdiğinde, hepimiz haydi haydi feraha çıkmış olacağız. Bu da CHP’ye: Siyaset kalabalıkların peşinden sürüklenmek değil. Kitle partisi olmak iddiası rüzgârgülü gibi dönmeyi gerektirmez. CHP İYİP’ye değil, İYİP CHP’ye muhtaç, esasen muhtaçlık üzerinden yan yana durmak olmaz.

Ve Sayın CHP: Neyse yahut varsa kanaatleriniz, paylaşın bizlerle, ikna edin bizleri. İkna etmenin yolu da “mecbursunuz kardeşim” değil. Sizden farklı düşünenlere kibirli tebessümlerle, “deli galiba” diye bakmayı da bırakın. Topluma kulak verin. Lübnan, Cezayir, Irak, Sudan, Tunus, Hong Kong, Barselona’ya bakın, belki ne dediğimi anlarsınız. “Vicdanının sesini dinle bak ne diyor / Senin için bir can, bir can gidiyor.” Saygılarımla.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

Haber Kaynak : Gazete Duvar


Anahtar Kelimeler: Hoyratlık aymazlık hışırlık

HABERLER