Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Hilafet

İlahiyatçı yazar Mehmet Gündoğdu Analiz Etti...

Hilafet sözlükte “birinin yerine geçmek, bir kimseden sonra gelip onun yerini almak, birinin ardından gelmek/gitmek, yerini doldurmak, vekâlet veya temsil etmek” gibi anlamlara gelir.

Hilâfet kelimesi, terim olarak İslâm devletlerinde Hz. Peygamber’den sonraki devlet başkanlığı makamını  ifade eder. Dinin esaslarından olmayan, siyasi bir kurumdur.

Ayrıca Hilafet’in veya Devlet başkanlığının bir adı da imâmettir. Devlet başkanına, Resûl-i Ekrem’in vekili olarak onun adına toplumu yönettiği için ‘halife’; önder ve lider olması sebebiyle de ‘imam’ denildiği anlaşılmaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm’de hilâfet kelimesi yer almadığı gibi halife de terim anlamıyla geçmez; ancak halife, halâif ve hulefâ kelimeleri kullanılarak insanın Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğu sıkça tekrarlanır (el-Bakara 2/30; el-En‘âm 6/165; Yûnus 10/73; en-Neml 27/62; Fâtır 35/39; Sâd 38/26).

Hz. Peygamber’in vefatından sonra Müslümanların en önemli gündemlerinden birisi “Hilafet” müessesi olmuştur.

Bu müessese Hz. Ebûbekir’den, yüzüncü halife Abdulmecid’e kadar geçen asırlar içerisinde çok ciddi tartışmalara kaynaklık etmiştir.

Bu tartışmaların  belli başlıları; Halifenin yönetime nasıl geleceği, kimin halife olacağı, Kureyş soyundan olup olmayacağı, halifenin hangi hususiyetlere sahip olacağı, halifenin nelere göre hareket edeceği, ve Halife hangi şartlarda azl edileceği konuları olmuştur.

Elbette bu tartışmalar devam ederken halifelik, dört halife sonrasında belirli hanedanların uhdelerinde saltanata dayalı bir şekilde sürdürülmüştür. Ümeyyeoğulları, Abbasoğulları ve Osmanoğulları bu hanedanların en meşhurlarıdır.

Reklam

Halifelik, tarih boyunca mezkûr hanedanlar arasında el değiştirse de hiçbirisi bu makamın ortadan kaldırılması hususunda bir girişimde bulunmaya yeltenmemiştir.

Ancak Avrupa’nın batı dışı dünyayı işgali ile mağlup hale gelen Türkiye Müslümanları, imparatorluktan ulus-devlete geçtikleri süreçte uygulanan modernleşme faaliyetlerinde hilafetin ilgası gibi çok ciddi bir karara imza atmışlardır.

Bu karar, İslam coğrafyasında daha önce hilafete dair gerçekleşen tartışmaların çok daha üzerinde bir travma meydana getirmiştir. Bu travmanın aşılması hususunda Müslümanlar İslam dünyasının pek çok yerinde (Türkiye’de, Mısır’da, Hindistan’da vb.) kongreler ile bir arayış içinde olmuşlardır.

Bu gün itibariyle bazı kesimlerde bu arayışların devam ettiği, bir dergide yayımlanan  bir yazıdan net olarak  anlaşılmaktadır.

Esasen bu konuda çok önemli  ilmi bir çalışma var. Muhammed Hamîdullah’ın teklifi! Bu arayışların devam ettiği ilk dönemde  İslam ülkelerinin içinde bulunduğu şartlara münasip hilafetin yeniden ihyası hususunda “Yüksek Hilafet Konseyi” adında önemli bir teklifte bulunmaktadır.

Ulus-devletler halinde bulunan İslam ülkelerinin aralarındaki ihtilafların arka plana atılacağı, ittihadın sağlanmasında önemli bir adım teşkil edecek olan bu teklif, mevcut şartlarda uygulanabilir bir teklif olarak değerlendirilmektedir.

Bu teklif, halifelik mevzusunda tefrika oluşturacak şekilde asırlardır tartışılagelen meseleleri, ilkeler çerçevesinde çözüme kavuşturmaktadır.

Ayrıca Çağdaş İslam Düşüncesi’nde ittihad-ı İslam anlayışına zemin oluşturacak bir mahiyet arzetmesi ile de dikkatleri celbetmektedir.

Reklam

Bu hususta şartlar çerçevesinde İslam yönetim şeklinin (hilafetin) değişebileceğini ancak İslam yönetim esaslarının (adalet, liyakat, istişare vb.) asla değişmeyeceğini belirterek İslam ülkelerinin önünü açan bir rol üstlenmektedir.

Bu konsey, evrensel bir halifeliğin mevcut olmadığı,  ancak ülkelerin  tüm dünyada “tek bir devlet formu”na doğru yöneltildiği  asrımızda, BM, NATO, AB vb. Kurumların örnekliği düzleminde, Müslüman ülkelerin önlerine sunulan önemli bir tekliftir.

Bu teklif günümüzde nüfusunun büyük çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu ülkelere ve hatta Müslümanların azınlık konumunda olduğu ülkelere yada farklı mezheplerden kaynaklanan farklılıklar sebebiyle  çatışmak yerine ortak paydayı büyütme teklifini sunmaktadır.

Yüksek Hilafet Konseyi, bölgesel rekabetlerden ve alınganlıklardan kaçınılarak esas ve temel üyeler olarak Cumhurbaşkanları veya tevarüs yoluyla gelen idareciler tarafından temsil edilen devrin Müslüman devlet başkanlarının bir araya gelerek oluşturacağı ve bir sene sıra ile (münavebeli) başkanlık edecekleri bir müessesedir. Bu münavebeden hareketle konseyde Sünnî, Şiî, Kureyşî ve Kureyş soyundan olmayan bütün Müslüman devlet başkanları birlikte yer alabilecektir.

Yüksek Hilafet Konseyi, Çağdaş İslam Düşüncesi’nde  “İttihad-ı İslam” şeklinde ifade edilen bir söylemin yansımasıdır.  İslam aleminin siyasi ve ekonomik yönden de ittihadını  sağlayacak  bir anlayıştır.

Onun için, Hamîdullah, Müslüman yöneticilere, imparatorluktan ulus-devlete geçiş sürecinde devletin hukukunda İslam Hukuku’nu, siyaset ve idare uygulamalarında İslam’ın siyasi, yönetim  ve idari ilkelerini, eğitim sisteminde İslam eğitim sistemini, iktisadi kararlarında ise İslam İktisadı’nın ilkelerini ve Hz. Peygamber’in örnekliğini merkeze alarak inşa etmelerini teklif etmektedir .

Hamîdullah’ın bu maksatla telaffuz ettiği “Yüksek Hilafet Konseyi”ni İslam’ın ittihad ilkesine dayalı bir dünya düzeni teorisi ve teklifi olarak görebiliriz.  İlgililere duyurulur.

Vesselam.

Kaynak: T,D, V, İslam Ansiklopedisi, ‘hilafet’ mad. Abdülkadir Macid,  Çağdaş İslam Düşüncesi’nde Hilafet Anlayışları: Muhammed Hamîdullah ve Yüksek Hilafet Konseyi.


Haber Kaynak : Ocak Medya


Anahtar Kelimeler: Hilafet

HABERLER