Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


GÜZEL İNSANLAR BEYAZ ATLARA BİNİP GİTTİLER, BİR MUŞTU GİBİYDİ ONLAR!...

Yusuf TOSUN; Vefatının  6. Sene-i devriyesinde  (7 Nisan 2014) güzel insan Ziya DOLAŞ ağabeye rahmetle...

 

Rabbim bu mübarek gecenin faziletiyle mekanını cennet eylesin ve içinden geçtiğimiz bu sıkıntılı günler bir an önce son bulsun inşaaalllah.

Bu vesileyle daha önce onun için kaleme aldığım bir yazıyı paylaşmak istiyorum.

O HEPİMİZİN ZİYA'SIYDI...

Güzel insan Ziya DOLAŞ’ın* aziz hatırasına…

Tek Başına Hür…

Bazı ağaçlar vardır boylu boyunca göğe yükselir. Ne meyvesi vardır, ne de doğru dürüst bir gölgesi. Örneğin kavak… Bazı ağaçlar da vardır sadece odun olarak kullanılır. Bazılarınınsa hem gölgesinden, hem meyvesinden, hem de kerestesinden ve zamanı geldiğinde ise odunundan istifade edilir. İnsanlar da bir açıdan böyledir. Kimi odun gibi yaşar, kimi kereste gibi kullanılır. Kimisi de kavak ağaçları gibi aylak aylak dolaşır bir ömür boyunca. 

Her insan kendi ağacını kendi elleriyle büyütür. Kimisinin kökleri derinlerde, dalları ise göklerde… Yeri geldiği zaman tek başına ve hür, yeri geldiğinde ise bir orman gibi güçlü ve kardeşçesine yaşarlar. Ne yazık ki hayatımızda bu çınarlardan pek az vardır.

Ağaçların tomurcuklanmaya, kırlarda çiçeklerin yeni yeni boy göstermeye, güneşin sıcak yüzünü göstermeye başladığı bir vakitte bu ulu çınarlardan birini kaybettik. Son nefesini yine doğduğu yerde verdi ve ona teslim etti ruhunu. Oysa hayatının çoğu doğduğu köyünün dışında yapmış olduğu İslami çalışmalarla geçmişti. Ama kader onu doğduğu topraklara getirmişti ömrünün son günlerinde. Sabah namazını eda ederken rabbine teslim oldu. -İnna lillahi ve inna ileyhi raciun- Büyük bir mateme boğuldu sevenleri, akrabaları, dostları, kardeşleri… Gözyaşları oluk oluk akarak Nisan yağmurlarına karıştı adeta. 

Evet, bir bahar sabahı beklenmedik bir anda sessizce aramızdan ayrıldı Ziya Abimiz. Genç yaşta içimize bir kor ateş bıraktı adeta. Ama ruhumuza bitmeyen bir mücadele aşkı ve kavi bir duruş aşılayarak… Bir yıldız gibi kaydı bu gök kubbede hoş bir seda bırakarak. Anlaşılan o hepimizin Ziya’sı olarak hafızalarda yer alacak.

 

Hayatın Kara Kutusu…

Onunla 1980’li yılların o karmaşık atmosferinde tanıştım. Henüz çocuk yaştaydım. O ise İmam Hatip Lisesinden yeni mezun olmuş imamlık görevini yapıyordu. Onun vasıtasıyla birçok yeni dostla tanıştım. Çocukluğumuzun Ziya abisi olmuştu bize. Daha doğrusu çocuk yaşta başlayan bu tanışıklık ileriki yıllarda arkadaşlığa ve dostluğa dönüştü. Neredeyse her gün görüştüğümüz İmam Hatip yılları birçok insan gibi benim de hayatımın kara kutusu… Üniversiteli yıllarda ise iş nedeniyle geldiği İstanbul’da bu dostluğumuz devam etti. Kayseri’de görev yaptığı dönemde ise kalbi dostluklar telefonun ucunda kaldı. Hasbıhaller, dertleşmeler, sitemler… geldi gitti telefon ahizesinde. En son vefatından on gün kadar önce sesini duya-bilmek nasip oldu. Biraz sitemkârdı. Ama her zamanki ses tonu ve insanı acıtmayan iğneli nükteleriyle… Onu çok özleyeceğiz.

Ne yapalım kader buraya kadarmış. Nihayetinde hepimiz bu fani âlemde göç halindeyiz. Cenazesine katıldık. Dostlarıyla taziyesinde birkaç gün geçirdik. Çocuklarıyla yeniden tanış olduk: İbrahim, Metin, Betül… Pırlanta gibi çocuklar. Ziya Abinin kokusu var onlarda. Birçok dostla bu vesileyle eski günleri yâd ettik. Bir şekilde temas ettiği yığınlarca insanda yeni bir muhasebe yapıldığına şahit oldum. Birçok e-mail, telefon ve sohbette otuz yıllık filmi geriye sarmalayıp durduk. Film dediğime bakmayın,  aslında hayatın ta kendisi bu yaşananlar. Bu vesileyle yeni bir muhasebe yaptık kendi içimizde.

Yığınlarca insanın üniversiteyi kazanmasında onun teşvik edici yönünün etkisi büyüktür. Üniversite bahane, önemli olan kendi davanı, mesajını, derdini başka alanlara taşıyarak insanların bilinçlenmesini sağlamak… O küçük yaşta böyle büyük bir ideal vardı. Doğrusu bu fantezi gibi görünen idealin meyveleri de alınmadı değil. O minik yüreklerde büyük bir dünyanın doğum sancıları çekiliyordu. Mücadele alanı bütün bir yeryüzü idi. İslam dünyasının tamamının yükü omuzlarda hissediliyordu adeta. Dünyanın neresinde bir mazlum ağlıyorsa yürekler ona ağlıyordu. Kur’an ilk defa nazil olmuşçasına okunuyor ve yaşanmaya çalışılıyordu. Kutlu Peygamberle birlikte sahabileşiyordu insanlar adeta. Büyük bir fedakârlık ve samimiyet hâkimdi davranışlara. İşte böyle bir anlayışın yeşermesine vesile oldu Ziya Hoca. 

Evet, hayat bir imtihan… İnsan ise bu imtihanın merkezinde yer alıyor. İşin doğrusu bu hızlı süreçte hatalarıyla, sevaplarıyla bir kuşağın geçmişi var. Ve bu geçmiş üzerine bina edilen yaşamış olduğumuz bir an ve gelecekle karşı karşıyayız.  28 Şubat post modern darbesi ile bir kırılma yaşayan bu kuşağın ektiği tohumlar bir süre sonra farklı bir şekilde yeşermeye yüz tutmuş ve bunun üzerine yeni bir yürüyüş başlamıştır. Bugün siyasette, bürokraside, ticarette… meydana gelen iyileşmelerin temelinde bu ve benzeri çalışmaların etkisi unutulmamalıdır. 

Bir millet nasıl ayağa kalkar?

Bir defa toplum bozulmaya dursun, daha doğrusu insan… İşte bu durum, kelimenin tam manasıyla bir felakettir. İnsanın da gücü bunu engellemeye yetmez. Bu nedenledir ki insanlık çizgisinden uzaklaşan, bozulan milletlere zaman zaman uyarıcılar gönderilmiştir. Nebiler, Resuller gönderilmiştir ki; doğru yola dönsünler diye. Aslolan insanın doğru istikamet üzere olması değil midir?

Peki, bir millet nasıl ayağa kalkar? Daha doğrusu toplumun değişim ve dönüşümü nasıl olur? Geleceğe yapılacak en ön önemli yatırım nedir? İşte bütün bu ve benzeri sorulara verilecek cevapların ana eksenini “yetişmiş insan” oluşturacaktır hiç şüphesiz. Peki, yetişmiş insan nasıl oluyor? Sadece örgün eğitim kurumları ve içinde yaşadığı fiili koşullar yeterli mi? Özellikle de 1980’li yılların o kaos dolu havasında bu mümkün müydü? Elbette ki mesele memleketi kurtarma edebiyatları değildir. Derdi ve davası olanlarda bu sorular anlamlı cevaplar bulabilir ancak. Eğer bu hassasiyetinizin kalkış noktası Kur’an ve Sünnet ise olay çok daha farklı bir mahiyete bürünür. 

Dünyanın yeniden kabuk değiştirmeye başladığı ve özellikle batı âleminin İslam dünyası üzerinde Yeni Dünya Düzeni hesapları yaptığı bir dönemde halkı Müslüman olan coğrafyalarda da yeni uyanışlar başladı. 1980’lere denk gelen bu kıpırdanmada İran İslam Devrimi, Afganistan Cihadı, Filistin İntifadası, Mısır İhvanının ciddi etkileri vardır. Kökleri 1960’lara dayanan ve ayrı bir yazı konusu olan bu uyanışın özelikle tercüme eserlerin de etkisiyle Anadolu coğrafyasında da yeşerdiğine şahit oluyoruz. 

İşte böyle bir uyanışın taşıyıcılarından biri olan Ziya DOLAŞ abimiz bu yönüyle önemli bir isimdir. Onun genç yaşlardaki gelecek ufku ve gayreti önemli dönüşümlere vesile olmuştur. Bu yönüyle sahih İslam anlayışının gençlere aşılamasında hayatını ortaya koyarak önemli katkılar sağlamıştır. Genç yaşta kendini İslami hizmetlere adamış ve bir neslin şuurlanmasına ciddi katkılar sağlamıştır. Öyle ki; sırf bu hizmetler aksamasın diye resmi görevinden istifa ederek tamamen kendini bu çalışmalara vakfetmiştir. Bu yönüyle o, Adıyaman’da yenilikçi İslami çizginin oluşmasında bir ilktir. Gençlerle diz dize yeni bir neslin inşası için faaliyetler yapmıştır. Onun bu fedakârlığının ve aralıksız çalışmalarının etkisi ile Adıyaman başta olmak üzere ilgilendiği gençlerin üniversite okumak üzere gittiği diğer yerlerde de bu bilinçlenmenin etkilerini görmekteyiz. 

O bir üniversite hocası değildir, medrese âlimi de değildir. Bir üniversitede de okumamıştır. Fakat son derece iyi bir şekilde kendini yetiştirmiş, teşkilatlanma yeteneği kuvvetli bir insandır. Nihayetinde her Müslüman gibi o da bir davetçi olduğunun bilincindedir. Hem bildikleriyle, hem de yaşantısıyla insanları dine davet etmenin öneminin farkındadır. Özellikle de kitap okuma konusundaki hassasiyeti, tavsiyeleri ve bu çerçevede yaptığı sohbetlerin altının çizilmesi gerekir. Kendi anlatımlarıyla birlikte gençlere kitap tavsiyeleri ve bu çerçevede yapılan mütalaaların bir neslin yetişmesinde önemli etkileri söz konusudur. Sadece gençler değil, memur ve esnaf kesimi de bu çalışmalardan nasibini almıştır. Bu çalışmaların etkisiyle Kitabevi ve çay ocağı mekânlarında kısa sürede pırlanta değerinde gençlerin kümelendiğini görüyoruz o yıllarda. Her tarafın insanın fıtratını bozucu donelerle dolu olduğu bir dönemde yapılan bu ve benzeri gönüllü çalışmaların etkisiyle büyük ölçüde bir neslin bozulmasının önüne geçilmiştir. Allah bu insanlardan razı olsun ve sayılarını çoğaltsın.

O, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ifadesiyle;“Cahilsin, okur öğ-renirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.” bilinciyle beşerin insan olması için çaba sarfetmiş ve bu gayretinin de karşılığını almış bir şahsiyettir. Onun insan yetiştirme gayretinin şahidiyiz. 

Hem Türkiye’deki, hem de dünyadaki gelişmeleri de yakından takip eden biridir. Kendisinin kadim dostlarından biri olan Habip Bozan abimizle birlikte kaldığı evde dünya ajanslarından radyo aracılığıyla dinlediği haberler hala hafızamda büyük bir resim olarak duruyor. Ayrıca günlük gazete takibi ve sürekli elinde okuduğu –ki öğrencilerle ilgilenmekten vakti kaldı ise şayet- kitap fotoğrafı da hafızamdaki canlı anekdotlardan. Dünyalık bir kaygı taşımadan, sürekli bir gayret içerisinde olduğunun yakın tanıklarıyız. Umarım bütün bu gayretleri ona mükâfat olarak döner.

O dönemde toplumun kendi değerleriyle tanışması ve yaratılış gayesinin kavranıp yaşanması için gayret sarfeden yüzlerce Ziya Hocaların etkisiyle toplum birazcık olsun nefes almıştır. Her biri farklı bir renk olan ve bir araya geldiklerin de o muhteşem gökkuşağını oluşturan renkler yani. İşte bütün bu ve benzeri çalışmaların etkisiyle toplumda iyileşmeler oldu. Özellikle içinde yaşadığımız coğrafyanın bilinçlenmesi ve insanın kendi fıtri değerleriyle tanışması hususunda bu çalışmaları unutmamak gerekir. Yüzlerce isimsiz kahramanın yaptığı bu kıymetli çalışmalar sayesindedir ki bugün bazı kazanımlar söz konusudur. Özellikle de siyasi tablonun bugün muhafazakâr bir görüntü arzetmesinin arka planında bu detayların olduğunu unutmamak gerekir. Mesele sadece kürsülerde nutuk atmak değildir. Diz dize, göz göze Erkam’ın evinde yapılan sohbetlerle bu dinin neşv-ü nema bulduğunu hatırlayalım. Rahmet olsun Ziya Hocalara  ki Erkam’ın eviyle tanıştırdı bizleri.

Bize düşen bu ve benzeri çalışmaların kesintiye uğramadan devamını sağlamaktır. Unutmamak gerekir ki; dünya iyi çabaların gayretiyle ayaktadır. Aksi hal felakete sürükler bizi. Duamız o dur ki; Rabbim ziya hocaları çoğaltsın ve emekleri zayi etmesin. 

Biz ondan razıyız, sen de razı ol rabbim!

Mekânın cennet olsun aziz dost, kıymetli ağabey…

 

* ZİYA DOLAŞ (1965 – 2014)

1.05.1965 yılında Adıyaman’ın Kâhta ilçesi Aydınpınar (Şuma) köyünde hayata gözlerini açtı. İlkokulu doğup çocukluğunu geçirdiği köy olan Aydınpınar’da (şuma) tamamladı. Akabinde Kahta İmam Hatip Ortaokulunu bitirdi. Kâhta İmam Hatip Lise kısmını tamamlamadan kaydını merkez Adıyaman İmam Hatip Lisesine kaldırdı ve lise eğitimini burada tamamladı. Kâhta’da okuduğu yıllarda Milli Türk Talebe Birliği (MTTB)’den gençlerle tanışmıştı. Daha sonra Adıyaman İmam Hatip Lisesine geldiğinde, MTTB’den gençlerin başlattığı çalışma içerisinde yer aldı ve aktif sorumluluğunu üstlendi. Bir tarafta yoğun okumalar yaparken diğer taraftan da öğrencilerden oluşan ders halkalarında sohbetlerde bulunuyordu. 

1984 yılında İmam Hatip Lisesinde mezun olduğunda gelecekle ilgili kararını ver-mişti: “Allah rızası için Müslüman Gençler yetiştirmek…” Çünkü o farkındaydı; “senin vasıtanla Allah’ın birini hidayete erdirmesinin yeryüzünde üzerinde güneş doğan her şeyden daha hayırlı” olduğunun. Gaziantep, Mardin İdil ve Adıyaman’da imamlık yaptığı dönemlerde kafasının bir kenarında hep bu husus vardı.  Üniversitede de okumadı ancak hayat onun için kelimenin tam anlamıyla aktif bir üniversite oldu. Hiçbir zaman kişisel geleceğiyle ilgili bir endişe taşımadı. Mardin ili İdil ilçesinde iki yıl imam olarak görev yaptıktan sonra Adıyaman’da geride bıraktığı çalışmalarını sürdürmek için bu görevinden istifa etti. 

Adıyaman merkeze yerleşti ve İmam Hatip Lisesi yıllarında tanıştığı ve ilgilendiği gençlerle birlikte İslami Faaliyetlerin ilk tohumlarını attı.  Yıllarca kendi çocuğu yaşındaki öğrencilerle aynı evi paylaştı, sohbetlerde bulundu, kitap okudu ve haya-tının tamamını onlara adadı.  Onlara ağabey, kardeş, baba oldu adeta. Bir insanın azminin neleri değiştirebileceğinin aktif bir örneği oldu. 

Adıyaman’da binlerce gence kitap okumayı aşılayan ve adeta bir mektep vazifesi gören Beşir Kitapevi’ni kurdu.  Bu süre zarfında sadece öğrencilerle değil esnaf ke-simini de sohbet halkalarına dâhil etti. Çay ocaklarında gençlerin İslami meseleleri konuşma ve tartışma zeminlerini oluşturdu. Kısmet Çay Ocağı bir mektep vazifesi gördü adeta.

Keskin zekâsı ve teşkilatlanma yeteneğiyle kısa sürede hem gençler, hem esnaf, hem de memurlar üzerinde kalıcı izler bıraktı. Yetiştirdiği birçok öğrenci üniversite kapılarına dayandı ve böylece aynı dönemlerde benzer çalışmalar yapan diğer şe-hirlerdeki İslami Cemaatlerle etkileşimler de başlamış oldu. Toplumsal etkileşim ve değişim böyle bir şey olsa gerek. 

1992 yılında Kübra Hanımla evlendi. Ve bu evlilikten üç çocuk meydana geldi: İb-rahim, Metin, Zehra Betül… Daha düzenli fakat daha tempolu bir hayata başladı böylece. Hicap Giyim onun ticari faaliyetinin bir adresi gibi oldu. İslami faaliyet ve sorumluluk daha da hız kazanmıştı. Aile toplantıları da bu arada yeni bir çalışma sahasının kapılarını açmıştı. Ailelerin İslami çalışmalarını önemsedi ve teşvik etti. Hayatında ve çalışmalarında peygamber metodunu uyguladı.

2002 yılında Kayseri’ye yerleşti ve yarıda bıraktığı imamlık görevine devam etti. O yoğun çalışma temposu artık bedenini taşıyamaz hale geldi ve kısmi felçlik geçirdi. Bu haliyle bile İslami faaliyetlerden ve özellikle gençlerle ilgilenmekten bir an geri durmadı. O’nun verdiği bedeni son nefesine kadar yine O’nun yolunda harcadı.

49 yaşında 2014 yılı 7 Nisan’ının sabah namazı secdesinde doğduğu yer olan Aydınpınar (Şuma) köyünde ruhunu O’na teslim etti.

 

(AYNI GÖKYÜZÜ ALTINDA - Yusuf TOSUN, Çıra Yayınları)

 

 




Mehmet ATEŞ
9.04.2020 14:54:48
Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah evet bir insan 'ne yapabilir ki ' nin cevabıdır ziya hocamizin çalışmaları. Biz kendisinden razıyız Allah da insaallah razı olur. Yusuf hocam yüreğinize sağlık Allah sizden razı olsun. Bu yıldızları unutmamak lazım yeni nesle aktarmak gerekiyor siz de bunu layıkıyla yapıyorsunuz.

HABERLER