Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Fransız Devrimi´nin 230. Yılında Katı Olan Her Şey Neden Buharlaşıyor?

Veysi DÜNDAR

Vincent Lambert adı geçtiğimiz hafta çokça duyuldu. Bir insanın makinalara bağlı olarak hayata bağlanması idi onu tanıtan. Makinaların fişi çekildi ve Vincent birkaç gün içinde öldü.

Vincent Lambert eğer o makinalar olmasa idi çoktan ölmüştü. Makinalara bağlanmış hayatların ilahiyatçıları bekleyen sırları üzerine ciltler dolusu yazılabilir. Bir bebeğin annenin karnını yarıp alınması üzerinden belki 2000 sene geçti. Sezara atfen Sezaryen adı verilen bu yöntem ile aslında doğuma müdahale ediliyordu. Doğumu öne alan ve faninin dünyada alacağı ilk nefesi takvimde öne çeken bu metod için bıçak kifayet etmekteydi.

Oysa ki hiçbir bıçak duran bir kalbi yeniden çalıştıramaz, kalbe giden kanın akışına müdahale edemez. Onu ancak üstün bir teknoloinin ve modern tıbbın bir neticesi olarak görebilirsiniz.

Bıçak da insan aklının mahsuludur, modern tıp da. Lakin arasında geçen süre ve yapılan işin niteliksel dönüşümü ikincisini birincisine nazaran çok daha fazla hayretle selamlamamıza imkan verir.

İnsan aklı öylesine gelişmiştir ki, neredeyse kader üzerinde yeniden söz söyleyecek bir aşamaya geçilmiştir.

Konu ilahiyatçılar için yeterince karmaşıktır. Teknoloji olmasa ölecek bir insan makinaların yardımıyla yıllarca yaşamıştır. İnsanlık gencecik sağlıklı insanları savaşlarda telef ederken, yaşlıları, komadakileri, ölümün nefesini ensesinde hissedenleri on yıllar boyunca yaşatacak bir çelişkiye imza atmaktadır.

Ölümün dahi zamanlamasına makinaların karar verdiği bir çağda yaşıyoruz. Bebeğimizin kız veya erkek olduğunu sadece birkaç ay içinde keşfedebiliyoruz. Hatta bebeğin cinsiyetinin ne olacağını dahi tayin eden tedavilerden söz edilmektedir.
Bütün bunlar ne zaman başladı?
İnsanlık bu acaip hale ne zaman geldi?

AKP liderinin gururla ?biz yaptık? dediği bir çok icraat teknolojinin kolaylıkları ile mümkün oldu. Teknolojinin çamaşırı bulaşığı yıkayıp yemeği yapmada bize yardım etmesini değil bizatihi bunları yapmasını beklediğimiz bir çağın arifesinde hatta içindeyiz.

Tarihte yolculuk yapıp tam 230 sene geriye gittiğimizde Fransa´da Bastille´e yürüyen sans culotte (külotsuzlar) ın başlattığı devrimden bugüne geçen 230 yılda dünyanın geldiği hale şaşkınlık içinde bakıyoruz.
1899´da Amerikan patent dairesi başkanının teknolojinin başardıklarına dair düşünceleri bir utanç vesikası olarak torunlarına miras kalmıştır. Bu zatın aynen şu sözü ettiği söylenir:
?Artık yeni hiçbir şey yok. İcat edilebilecek her şey icat edildi.?

Charles Duell bu sözü muhtemelen doğduğu zamana nazaran karşılaştığı gelişmelere dayanarak söylemişti. Öyle şeyler görüp tanımıştır ki, daha fazlasının olabileceğini hafsalası almamaktadır. 

İnsanlığın teknoloji alanında elde ettiği gelişme internetin keşfine kadar ve ondan sonra diye ikiye ayrılmalıdır. Bugün dünyanın en uç noktasındaki biriyle konuşmanız ya da onunla tavla oynamanız sıradan bir iş.
Üç boyutlu yazıcılarla silah üretebilir, resminizi gönderir gibi kokunuzu paylaşabilirsiniz.
Fütürizm adeta hayatın tek gerçekliği oldu.

Yeni hiçbir şey icat edilemez diyecek kişi muhtemelen hayatının en büyük hatasını yapacaktır.

Bu saatten sonra karşılaşacağımız icatların öyle bir hal alması mümkün ki, belki bildiğimiz tüm insani ilişkiler evrim geçirecek ve bambaşka bir hal alacak.

İnsanların çalışmasına gerek olmadığı, herşeyin robotlara devredileceği zamanları bekliyoruz.
Tıpkı at arabaları gibi taksiler de tarihin derinliklerine emanet olacak.
Otonom araçlar, tek kişilik ulaşım hayatın bir parçası haline gelecek.
Elektrik direklerine bağlanan eskinin tornetlerine benzeyen yeşil makineleri bu kadar kolay benimsememiz size de tuhaf gelmiyor mu?

Peki Türkiye bu dönüşümün sizce neresinde? Bundan 230 sene önce Fransız Devrimi olduğunda sadece 20 sene geçmeden Senedi İttifak ile padişah yetkilerini sınırlamaya razı gelmişti.

1808´de başlayan süreç kesintiler ve dünyada esen rüzgarlar eşliğinde bizi 1923´de Cumhuriyete getirdi. Fransız Devriminden sonra kurulan Cumhuriyet birkaç kez yenilendi. Şu anda 5. Cumhuriyeti idrak ediyor Fransa.

Fransa sistemini 230 yılda tam 5 kez ayarladı.

Bizim sistemimiz kaç defa ayarlandı?

29 Ekim Milat olsa 1950/1960/1971/ 1980/2016 kırılmaları birer yeni cumhuriyet manasına gelir mi?

Dönemleri adlandırmak çok da şart değil.
Ancak artık neredeyse herkesin kendi dünyasının reklamcısı, televizyoncusu, ulaşımcısı olduğu bu yeni çağın ruhunun en temel ihtiyacının esneklik olduğunda hemfikir olmak zorundayız.

Marshall Berman başlığı da son derece tahrik edici olan ?Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor? kitabından bizlere şu sözle seslenmişti :
?Modern olmak, bizlere serüven, güç, coşku, gelişme, kendimizi ve dünyayı dönüştürme olanakları vaat eden; ama bir yandan da sahip olduğumuz herşeyi yok etmekle tehdit eden bir ortamda bulmaktır kendimizi.?

İşte bu yüzden katı olan herşey buharlaşıp yok olurken biz esnek ve uyumlu bir hayatın peşinde koşturacağız.

Sadece siyasette değil ama öncelikle onda akılda tutulması gereken tam da budur.
Devrimler çağı bitmiştir.
Çünkü tüm geçmiş devrimler olduğu anda bitmiştir.

Bu çağ devrim yapılan değil devrim olunan çağdır.


Haber Kaynak : Ocak Medya