YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Etkisizleştirmekten imhaya Hindistan Müslümanları (1)

Dr. Abdulkadir Turan'ın Yazısı;

Hindistan Müslümanlarının yaşadığı sorunlar yüzeysel değil, derinlemesine 'Hindutva'nın genişlemesi 'Evanjelizm ve Siyonizm'in İslam karşıtı stratejilerinin bir kesitidir.

GİRİŞ

Hindistan'da Müslümanlarla Hindular arasındaki çatışmalar, yüzyıllara yayılan bir olgudur. 2019'un sonlarında aynı bağlamda yaşananlar, bu olgunun farklı bir boyuta geldiğinin işaretlerini gösteriyor.

2019 yılının sonlarından bu yana Hindistan'da çok sayıda Müslüman katledildi. Camiler yakıldı. Kimi Müslümanlar evlerini terk etmek zorunda kaldı. 

Hindu polisi ile çetelerin ellerinde sopa ve taşlarla yan yana Müslümanlara saldırması, manzaranın dehşet verici yüzü ama aynı zamanda vakanın da şifresi gibiydi. Bu şifreyi açan ise Korona virüsü ile ilgili sokağa çıkma yasağı henüz ilan edilmeden Hindu polisinin caminin kapısında durup camiden çıkan her Müslümana sopa atmaları ve onları camiden uzaklaştırmalarıydı.

Buradaki her kare Hindistan'da Müslümanlara yönelik yeni politika ile ilgili gelecekteki yansımalarının bir mini resmini, minyatürünü oluşturuyor.

2019 yılı olaylarına yol açan sebep, Hint ırkçısı mevcut Hindistan hükümetinin ülkeye dayattığı “Yeni Vatandaşlık Yasası Tasarısı”dır. Yasaya göre Pakistan, Afganistan ve Bangladeş gibi ülkelerden gelen göçmenler vatandaşlığa kabul edilirken aynı statüdeki Müslüman göçmenler vatandaşlığa kabul edilmeyecektir. Salt göçmenlerle ilgili gibi görünen bu yasa, aslında bir aysberg gibidir. Zira bu yasa, Hindistan'ı yöneten Başbakan Modi, iktidar partisi ve zihniyetlerinin bir yansıması, onların yapmak istediklerinin sadece bir görünümü niteliğindedir.

2019'dan bu yana yaşananların daha önce yaşananlardan daha çok endişe oluşturması da bundan kaynaklanıyor.

Analizimiz, Hindistan Müslümanlarının mevcut Hindistan iktidarı ile karşılaştıkları sorunları konu edinmektedir.

MÜSLÜMANLARIN ETKİSİZLEŞTİRİLMELERİ

İslam, henüz ilk yüzyılda Hindistan'a ulaştı. Ancak İslam'ın Hinduizm’i yenmesi ve Hindistan'da kökleşmesi Gazneli Mahmut'un 17. Hindistan Seferi ile mümkün oldu.

O tarihten sonra Hindistan'ın büyük bir kısmı Müslümanlar tarafından yönetildi. “Hint kıtası” olarak adlandırılan ülkede Müslümanlar lehindeki dengenin bozulması Büyük Britanya Krallığı'nın (İngiltere) istilası ile gerçekleşti. Henüz 17. Yüzyılda başlayan İngiliz işgali, 19. Yüzyılda Müslümanların yenilgisi ile tamamlanırken Büyük Britanya yeni Hindistan'ı kendi çıkarları doğrultusunda sürece göre şekillendirdi. İngilizler, 19. Yüzyılda istilaya sorun çıkarmayan veya daha az sorun çıkaran Hinduları, ülkenin aslî unsuru hâline getirirken istilaya karşı direnen Müslümanları ise etkisizleştirme siyaseti yürüttüler. Bu süreç, 20. Yüzyıla gelindiğinde Hindistan toplumunun hukukunun savunulmasında Hindu liderlerin öne çıkmasına yol açtı veya bizzat İngilizler, daha ılımlı bir direniş ve bağın zayıf da olsa sürekliliğini sağlamak için bizzat kendileri Hindu liderlerin popülerleşip önderliği elde etmelerini sağladılar.

İngilizlerin burada takip ettiği siyaset,

  1. Müslümanların İngiliz hükümeti nezdinde olduğu gibi, İngiliz hükümeti karşısındaki mücadelede de ötekileştirilmeleri,
  2. Bağımsızlık sürecinin Müslümanlardan bağımsız yürütülerek Müslümanların Hindistan'dan ayrılmaya teşviki ve zorlanmaları,
  3. Hindistan'dan ayrılmış Müslümanların Pakistan ve Bangladeş diye iki ülkeye bölünmelerinin teşvikiyle yakın çevrede güçsüzleştirilmeleri,
  4. Hindistan içinde kalan Müslümanların dağınık bir nüfusu teşkil ederek siyasi güç olmalarının engellenmesi,

aşamalarını kapsıyordu. 

İngilizlerin bu siyasetinin karşılığı olarak Hindistan'da bağımsızlık hareketinin başına, harekatın İngilizlere yansıyan maliyetini düşürecek ve Hindistan'ı hep Anglo-Sakson dünyanın bir ayağı olarak tutacak Mahatma Gandi (ö. 1948) geçti.

Gandi'nin liderliğindeki Hindistan bağımsızlık hareketi, 15 Ağustos 1947'de bağımsızlığını ilan etmeye hazırlanırken Müslümanlar, ondan bir gün önce 14 Ağustos 1947'de Pakistan adı altında bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Bu bağımsızlık ilanıyla Müslüman nüfusun büyük çoğunluğu Batı ve Doğu Pakistan'a (Bangladeş) itildi. Birbirine sadece Hindistan topraklarından geçen tren yoluyla bağlanan iki sahanın toplamı yaklaşık 950 bin kilometrekare idi. Oysa Hindistan'a 3 milyon 287 bin kilometre kare alan kalmıştı.

O tarihten sonra Hindistan kendi içinde bütünleşirken Pakistan, 16 Aralık 1971 tarihinde doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı ki bu ayrılmayla beraber Bangladeş'in sahası sadece 147 bin 570 kilometre kare oldu.

Bugün, Pakistan'ın 881 bin 912 kilometre kare alanında 220 milyon; Bangladeş'in 147 bin 570 kilometre kare alanında ise 165 milyon kişi yaşıyor.

Hindistan'ın nüfusu ise 1 milyar 377 milyon civarında… Bu nüfusun 201 milyonu Müslüman olarak biliniyor ki bu da ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 15'ine tekabül ediyor. Esasen ülkede nüfus sayımının yapıldığı 1951'den bu yana ülkede Müslüman nüfus oranı artıyor. O tarihte Müslüman nüfus yüzde 10 civarında iken bugün yüzde elli oranında artmış görünüyor. Ancak Müslüman nüfus ülke genelinde dağınık yaşıyor. Sadece Lakshadweep ve Cammu-Keşmir eyaletlerinde Müslümanlar nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlar. Assam, Batı Bengal, Kerala, Uttar Pradesh ve Bihar adlı beş eyalette Müslüman nüfusu, yüzde 20 ile 35 arasındaki oranıyla “önemli” bulunurken geriye kalan Hint eyaletlerinde Müslümanlar küçük azınlık durumundadırlar.

Bu da Müslümanların ülke yönetimi üzerinde etkili olmasını engelliyor. Hindistan hükümeti ise uzun süredir Müslüman nüfusunu özellikle çoğunluk olduğu eyaletlerde daha da azaltarak dağıtma projesi yürütüyor.

Özerk Cammu-Keşmir eyaleti, bağımsızlaşma ve nihayetinde Pakistan yönetimindeki Batı Keşmir'le bütünleşmeyi hedefliyor. Haritadaki konumu ve Hindistan için ekonomik önemi açısından “Hindistan'ın kafası” olarak kabul edilen Keşmir, Pakistan’la bütünleşmesi halinde, Pakistan'ı bölgesel bir güç hâline getirip Müslümanların Hint kıtasındaki ağırlığını artıracak ve kendilerine yönelik olumsuz siyasi projeleri daha iyi bertaraf etmelerini sağlayacaktır.

Hindistan hükümeti ise Ağustos 2019'da Cammu-Keşmir'in özerkliğini sağlayan Anayasa'nın 370. Maddesini iptal etti.

Kabulü 2024'e kadar yayılan ve kısım kısım kabul edilen Yeni Vatandaşlık Yasası Tasarısı, özellikle Assam eyaletinde Müslüman nüfusu azaltmayı hedefliyor.

Bu sorunlar karşısında Hindistan'da Müslümanların çoğunluğunu temsil eden bir siyasi parti bulunmuyor.

İngiliz yayın kuruluşu BBC, 2012 yılında yayımladığı bir analizde, Müslümanların uğradığı haksızlıklar karşısında harekete geçmemelerini (ki BBC, bunu radikalleşmemeleri diye aktarmıştır);

- Müslümanları temsil eden bir siyasi partinin bulunmayışı,

- Sessiz kalıp sistemin içinde var olma eğilimi taşımaları,

- Müslümanların Hinduların saldırganlığı karşısında Hindulara karşı harekete geçmeyi göze alamamaları, Hindu karşıtı bir mücadelenin durumlarını daha da kötüleştirmesinden endişe duymaları[1],

- Müslümanların nihayetinde çoğunlukla baş edemeyecek bir azınlık konumunda olmaları,

- Hindistan Müslümanları arasında yaygın olan sufiliğe bağlılığın militanlaşmaya engel olması,

- Hindistan'da Müslüman medreselerinin sıkı bir denetime tabi tutulması,

- Devasa Hindistan coğrafyası içinde, aralarında dil ve kültür birliği bulunmayan Müslümanlar arasında bütünlük sağlamanın güç olması[2]

- Hindistan Müslümanlarının ekonomik olarak kendilerini çevredeki Müslüman ülkelerin (Pakistan ve Bangladeş gibi) halklarından daha iyi durumda görmeleri,

etkenleri ile açıklıyor.[3]

Başka bir analizde ise BBC, bütün Hindistan'ı 2014'ten bu yana yöneten hükümetin sert tedbirlerini Hindistan Müslümanlarının harekete geçmelerinin önündeki engeller arasında sayıyor.

HİNDİSTAN HÜKÜMETİNİN SON DÖNEMDE MÜSLÜMANLARA YÖNELİK UYGULAMALARI

Hindistan hükümetinin, Müslümanlara yönelik son dönemdeki ilk önemli icraatı, Cammu Keşmir eyaletine özerklik veren Anayasa'nın 370. Maddesi'nin iptaliydi. Hükümetin bu uygulamasını Müslümanlara yönelik şiddetli baskı ve tutuklamalar takip etti.

Hükümetin Ağustos 2019'daki bu icraatını, Hindistan Anayasa Mahkemesi'nin Babri Camisi ile ilgili kararı izledi.

Tarihi Ayodhya şehrinde yer alan Babri Camisi, henüz 16. Yüzyılda Müslüman Babür İmparatorluğu tarafından inşa edilmişti. Hindular, henüz 19. Yüzyılda Müslümanların zayıflamasından istifade ederek İngiliz mahkemesine başvurmuş; caminin Müslümanların 16. Yüzyılda Hindu Kral Rama adına yapılan tapınağı yıktıklarını ve yerine cami inşa ettiklerini öne sürüp yıkılmasını ve yerine tapınağın yeniden yapılmasını talep etmişlerdir. Ancak İngilizler, 1853'teki bu talebi reddettiler.

Hindu ırkçıları, ABD'nin Körfez Savaşı'nı başlatmasından bir süre sonra Aralık 1992'de camiye hücum edip camiyi yıktılar.

O tarihten bu yana yıkık duran caminin yerine Hindu Tapınağı'nın yapılması için bizzat mevcut Hindistan hükümeti Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi 2019'un Ağustos ayında “11 Eylül” gibi ABD tarafından İslam'a karşı mücadelede simgeleştirilen bir günde hükümetin talepleri doğrultusunda karar verdi. Caminin alanına karşılık ise Müslümanlara başka bir yerde iki hektar arazi verilmesini kararlaştırdı.[4]

Müslümanlar, mahkemenin iki hektar arazi rüşvetine rağmen itirazlarını sürdürdüler. Zira yaşananların hükümet tarafından oluşturulan bir stratejinin parçası olduğunun farkındaydılar.

1992'de Babri Camisi olaylarında 600'e yakın Müslümanın şehid olduğu, 275 Hindu'nun öldüğü[5] düşünülürse, hükümetin, Anayasa Mahkemesi'nden söz konusu kararı aldırarak Müslüman karşıtı politikalarda ne kadar kararlı olduğu anlaşılıyor.

Hükümetin Müslümanları endişelendiren üçüncü icraatı ise “Vatandaşlık Yasası Tasarısı” oldu. 2019 Aralık ayında Hindistan Parlamentosu'ndan geçirilen yasa, komşu ülkeler Bangladeş, Pakistan ve Afganistan'dan kaçak olarak ülkeye giren 6 dini (Budist, Sih, Jain, Parsi, Hindu, Hristiyan) grubun mensuplarına altı yıldır burada yaşadıklarını kanıtlamaları koşuluyla vatandaşlık hakkı veriyor. Yasada bu hak sadece Müslümanlara tanınmıyor. Hükümet, "dini baskıdan kaçanlara" yasal statü verilmesinin amaçlandığını, Müslümanların sözü geçen ülkelerde dini azınlık olmadığını ve bu sebeple Hindistan'ın korumasına ihtiyaçları bulunmadığını, bu nedenle yasaya dahil edilmediklerini iddia ediyor.

Müslümanlar ise düzenlemenin hükümetin Müslümanları dışlama siyasetinin bir parçası olduğunu belirtiyorlar.[6] Hindistan kendini laik olarak tanımlayan bir devlet! Oysa bu düzenleme, Hindistan'ın “kişilere dinlerine göre muamele” uygulamalarına resmiyet kazandırıyor; Hindistan'ı bir Hindu dini devleti hâline getiriyor ki Birleşmiş Milletler dahi yasayla ayrımcılık yapıldığını açıkça ifade etti.[7]

Öte yandan Vatandaşlık Yasası Tasarısı, esasta Asam eyaletinin nüfus yapısıyla oynamaya dönük hazırlanmış görünüyor.

Hindistan'ın kuzeydoğusundaki Assam eyaletinde, Bangladeş'in Pakistan'dan ayrılıp ayrı bir devlet olarak kurulduğu 24 Mart 1971 tarihi öncesinde Hindistan'a geldiğini kanıtlayan kişilerin kayıtlı olduğu bir vatandaşlık listesi bulunuyor. Modi hükümeti o listeyi öne sürerek "kaçak göçmenlerin tespit edilmesi” adı altında Assam eyaletinde yerleşik olanlardan 1971 öncesinde bu eyalete geldiklerini ispatlamalarını istedi. Uygulamayla şu ana kadar iki milyon civarında Müslüman, vatandaşlıktan çıkarıldı.[8]

İngiliz yönetimi, 1947'den öte Bangladeş'in ayrıldığı 1971'e kadar Müslümanlara karşı “ötekileştirme, ayrıştırma, bölme, dağıtma, etkisizleştirme” aşamalarından oluşan bir proje yürüttü.

ABD'nin önderliğindeki Anglo-Sakson dünya, Pakistan'a yönelik baskılarını artırarak bu süreci devam ettiriyor; Hindistan'ın da içeride Müslümanlara yönelik ayrılıkçı politikalarını ise zımnen destekliyor.

Irkçılığın açıkça kınandığı, aparthaid uygulamalarının çağdışı sayıldığı bir dünyada Hindistan Müslümanları, 200 milyonluk nüfusları ile ikinci sınıf vatandaş statüsüne düşüyorlar.

Geçmişin Hindistan'ında Müslümanlar en varlıklı kesimi oluştururken yeni Hindistan'da “gelir, istihdam, eğitim gibi kategorilerde Müslümanlar, Hinduların en alt tabakasını oluşturan 'dokunulmazlar' kastı ile aynı grupta yer alıyor.”

Yüzde 15 Müslüman nüfusuna karşı, Müslümanların devletteki istihdamı sadece yüzde 4 civarında. Müslümanlar, bu durumun iyiye gideceğinden de umutsuz.[9]

Bunun için 1992'den bu yana ilk kez Hindistan'da, Vatandaşlık Yasası bağlamında, bir hükümet uygulamasına karşı Hindistan Müslümanları kitlesel olarak harekete geçiyorlar. Yasanın çıktığı günden bu yana yaklaşık 50 Müslüman şehid oldu. Üstelik, bizzat New York Times ve The Guardian gibi Anglo-Sakson dünyanın gazeteleri dahi polis ve Hindu çetelerin Müslümanlara aynı anda saldırdıklarına dikkat çekiyorlar ve bunu Hindistan Başbakanı Modi'nin kendisi ve partisi BJP'nin ideolojik kökleri ile ilişkilendiriyorlar. New York Times, Yeni Delhi'de Müslüman nüfusun yüzde 13 civarında olmasına rağmen Müslümanların polis teşkilatında sadece yüzde 2 temsil edildiklerini belirtiyor. Gazete, son zamanlarda 1000 civarında Müslümanın Yeni Delhi'de Hindu saldırılarından dolayı kamplara sığınmak zorunda kaldıklarını belirtiyor ve bundan doğrudan başbakan Modi ve partisinin polis teşkilatındaki etkisini sorumlu tutuyor.[10]  

The Guardian gazetesi de Müslümanlara yönelik saldırıların polisin yanı başında gerçekleştiğine dikkat çekiyor. Modi ve partisi ile polis arasındaki bağlantıyı özellikle vurguluyor.[11]

 

                                                                                                        -Devamı gelecek -

 

Kaynak

[1] Örneğin, BBC'nin aktardığına göre Bombay'ın gecekondu mahallelerinde Müslümanlara eğitim veren bir yardım kuruluşunun başkanı Dr. Muhammed Katkatay "Gidip başka bir dünyada yaşayamayız. Ben birisinin gözünü çıkarsam Müslüman toplumun tümü kör edilir" demiştir.

[2] BBC, bu durumu da “Hindistan gibi devasa ve çeşitlilik içeren ve Müslümanların inançtan başka fazla bir şey paylaşmadığı bir toplumda, değil militan ideoloji, bütünlüklü bir İslam kimliğiyle ortaya çıkmak bile zor. Yani ülkenin güneyinde Kerala'daki bir Müslümanın aynı eyaletteki bir Hindu ya da Hristiyan ile ortak yanları kuzeydeki Uttar Prateş eyaletindeki bir Müslümanla paylaştıklarından daha fazladır.” sözleri ile ifade ediyor.

[3] https://www.bbc.com/turkce/haberler/2012/12/121205_indian_muslims.shtml ET: 06.04.2020.

[4] https://tr.euronews.com/2019/11/09/hindistan-yuksek-mahkemesi-babri-camisi-anlasmazl-g-nda-hindular-lehine-karar-verdi ET: 06.04.2020.

[5] https://www.bbc.com/turkce/haberler/2012/12/121205_indian_muslims.shtml ET: 06.04.2020.

[6] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51642920 ET: 06.04.2020.

[7] https://www.independentturkish.com/node/141221/d%C3%BCnya/bm-y%C3%BCksek-komiseri-bachelet-m%C3%BCsl%C3%BCmanlara-ayr%C4%B1mc%C4%B1l%C4%B1k-yasas%C4%B1na-kar%C5%9F%C4%B1-hindistan%E2%80%99da ET: 06.04.2020.

[8] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51642920 ET: 06.04.2020.

[9] https://www.bbc.com/turkce/haberler/2012/12/121205_indian_muslims.shtml ET: 06.04.2020.

[10] https://www.nytimes.com/2020/03/12/world/asia/india-police-muslims.html ET: 06.04.2020.

[11] https://www.theguardian.com/world/2020/mar/16/delhis-muslims-despair-justice-police-implicated-hindu-riots ET: 06.04.2020.

SDAM

 

Haber Kaynak : Doğru Haber


HABERLER