Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Dinime dahleden bari müselman olsa

İlahiyatçı yazar Mustafa ÖZGTÜRK ANALİZ ETTİ...

Bu yazının konusu, “ilmî ve dinî alanda her türlü çirkeflik itinayla yapılır” cümlesiyle tarif ve tasvir edilmeyi hak eden bir şahsın son günlerde bize ve KURAMER’e yönelik saldırıları ve iz’andan/insaftan yoksun bu saldırılara vücut veren ahlaksızlık kodlarıdır.

Açık ismini burada zikretmeye değer bulmadığım şahıs, tarih alanında “profesör” unvanlı bir akademisyen olarak tanınır. Ancak bu şahsın uzmanlık alanı olan tarih, ilmî ve akademik tarih değil, “ceddin deden neslin baban” tarihidir. Dolayısıyla şol şahsın yaptığı iş, menkıbe/hurafe tarihi yazmak ve bunu televizyon ekranlarında pazarlayarak parsa toplamaktır ki özellikle son yıllarda Kayı efsaneleri ve hurafeleri sayesinde epey bir parsa topladığı malumdur. Hiç kimsenin parsasında, bahşişinde gözümüz yoktur; fakat bahse konu şahsın hurafe tarihçiliğinden parsa toplamasında ciddi ahlak sorunları vardır. Daha açıkçası, Zekai Erdal tarafından kitap değerlendirmesi olarak kaleme alınan bir yazıda (Mukaddime,  8/1[2017]) hurafe düşkünü tarihçimizin “Sultan II. Kılıç Arslan ve Aksaray” adlı eserindeki birçok bilginin intihal olduğuna dair veriler ve müdellel tespitler mevcuttur. Buna göre hurafeci tarihçi mezkûr eserinin 217-233. sayfaları arasında yer alan malumatın büyük bir kısmını Nevzat Topal’ın “Anadolu Selçukluları Devrinde Aksaray Şehri” isimli doktora tez çalışmasından -ki bu tez 2009 yılında Aksaray Valiliği tarafından aynı isimle kitap olarak yayınlanmıştır- almış, ancak bu çalışmaya hiçbir atıf yapmamıştır. Yine bizim bu hurafeci tarihçi Türkiye Gazetesi tarafından promosyon olarak dağıtılan “Evliyalar Ansiklopedisi”den de birçok alıntı yapmış, fakat bu esere de hiçbir atıf yapmamıştır. Bu yüzden, hurafecinin Bilecik Belediyesi binasındaki Osmanlı Padişahlarıyla ilgili bilgilendirme metinleri anılan Belediye tarafından “intihalcilik” gerekçesiyle kaldırılmıştır. 

Hurafeci tarihçinin kendisine yönelik “intihalci” iddialarına cevap meyanında kaleme aldığı yazıda “Nevzat Bey’in eserinin adı taslak metnimizde bulunuyordu. Kitapta yer almamış olması tamamen gözümüzden kaçan bir eksiklik olmuştur. Bu noktada kendisinden özür dileriz” şeklinde bir gerekçe öne sürmesi, yarım ağız bir özürle kendini akademik hırsızlık suçundan nasıl da masun ve müberra kıldığını anlamaya kâfidir. Oysa söz konusu gerekçe, “Özrü kabahatinden büyük” sözünün mâsadakı gibidir. İmdi, bugün “Ey millet! Din elden gidiyor. KURAMER ve Mustafa Öztürk dini yıkıyor; KURAMER kapatılsın” diye nara atan bu şahsa söylenecek ilk söz şudur: Ey şahıs! Din, Kur’an kıssaları veya vahyin mahiyeti gibi konularda çoğunluğun benimsediği görüşün aksine görüş beyan etmekle bozulan bir şey değildir. Bu dünyanın üzerinden Bâtınîler (İsmâilîler, Karmatîler) geldi geçti ama bak din hala yerli yerinde duruyor. Ey şahıs! Bilesin ki din şu veya bu yorumla bozulmaz ama ahlaksızlıkla bozulur. Yani din intihalcilikle bozulur, kul hakkı yemekle bozulur. Daha açıkçası, din bir taraftan hurafe ve menkıbe edebiyatıyla insanların dinî duygularını okşamak ve/veya çakma evliya hikâyeleriyle dini afyonlaştırıp milleti uyuşturmak ama bir taraftan da on binlerce kişiyi dolandırmak gibi kitapsızlıklarla bozulur. Başka bir ifadeyle, din, Montgomery Watt’ın eserini yayımlamakla bozulmaz ama “İhlas Finans” isimli bir nitelikli dolandırıcılık şebekesi kurup ardından 60-70 bin kişiyi ihlaszede yapmakla bozulur. Din, bir taraftan “Seadet-i Ebediyye” adlı pespaye kitapta, “Hoparlörle ezan okumak ve bunu ezan diye dinlemek caiz değildir” gibi ifadelerle sözüm ona takvada titizlenme retoriği yapıp bir taraftan da TGRT televizyonunda çalgılı çengili programlar yaptırmak veya şantöz kılıklı bir kadının başından aşağıya çikolata döktürecek kadar cıvıklaşmış olmakla bozulur.  

Din, cihad ayetleri veya ila-i kelimetullah konusunda “Ortaçağdaki hâkim savaş hukukuna göre şekillenmiş anlayışları gözden geçirmek gerekir. Bugünkü dünya dâru-l harb ve dâru’l-islam retoriğiyle tarif ve tanzim edilebilecek bir dünya değildir” demekle bozulmadığı gibi böyle söylemekle deizm filan da yayılmaz. Deizm hem din-iman bekçiliği yapmak hem de insanların yoğun ilmî mesailerle vücuda getirdiği ilmî eserlerden bilgi hırsızlığı yapmak gibi ahlaksızlıklar yüzünden yayılır. Başka bir ifadeyle, deizm, söylemde ahlakçı, eylemde ahlaksız olmanın dayanılmaz kahrediciliğine feryat ve isyan olarak yayılır. Deizm bir taraftan “KURAMER şunu yayımladı; Mustafa Öztürk bunu yazdı” diye dedikodu yaparken, diğer taraftan “ihlaszede” durumundaki on binlerce insanın din üzerinden dolandırılması hakkında tek kelime konuşmamak yüzünden yayılır. İşte bu sebeple söz konusu şahsa söylememiz gereken son söz şudur: Ey şahıs! Hem aklını hem ağzını topla; akıllı ol, ahlaklı ol, adam ol!

Son bir not olarak şunu da belirteyim ki KURAMER’le hiçbir resmi bağım bulunmadığı gibi bu kurumu temsil rolüm ve konumum da yoktur. Bu mesele bir kenara, son günlerde “Din Tahripçileri” etiketiyle dolaşıma sokulan video “tarihsellik konuşmaları” başlıklı videolarımın çekildiği ortamda birkaç yakın arkadaşla soru-cevap formatında canlı olarak facebookta yayımlanmış bir videodur. Söz konusu konuşmada vahyin mahiyetine dair her ne söylemişsem, tümünün arkasında durduğumu özellikle belirtmek isterim. 




Anahtar Kelimeler: Dinime dahleden müselman