Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Dindar muhalif duruşun öncüsü: Ayşe Hümeyra Ökten

Yaı.zar Nevin Meriç, Ayşe Hümeyra Ökten'in yazd

Dindar muhalif duruşun öncüsü: Ayşe Hümeyra Ökten

Din ve maneviyat

Gerek içine doğduğu aile gerekse yapısal özellikleri Ayşe Hümeyra Ökten’de sağlam bir itikadi duruşun oluşmasını sağlamıştır. İlginçtir ki Ökten, hatıratının yazılması sürecinde bu alanı bilerek ve isteyerek gizlemiştir. Kendisini bu bağlamda besleyen manevi iklimin harita ve reçetesini vermemiş, mahfiyete rıza göstermiştir. O kadar ki ısrarlı sorularımız karşısında, “Kendi hâlinde bir Müslüman’ım, herhangi bir bağlılığım yoktur.” demiştir. Ökten hem kendiyle hem de mevcutla barışık bir bireydir. Meseleyi biraz açarsak Ayşe Hümeyra Ökten’in hayat felsefesiyle karşılaşırız. “İnsana hizmet Hakk’a ibadetle mümdemiç” fehvasının ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Tıp mesleğini seçmesinde de bu ilkenin etkili olduğunu düşünüyorum; çünkü hatıratından öğrendiğimiz gibi, çocukken ölen kardeşinden yola çıkarak doktor olup insanların en büyük acılarında bazen çözen, bazen de paylaşan olarak bulunmayı istemiş ve gerçekleştirmiştir.

Din sohbetleri kişiliğini belirledi

Daha küçük bir çocukken babasının haftalık, ev halkına ve komşularına yaptığı dinî sohbetler onun kişiliğini ve din algısını hem etkilemiş hem de belirlemiştir. Ökten zekâ ve ilmi disipline, araştırma, öğrenme, keşfetmeye yönlendirilerek hem eğitilmiş hem de böylece nimet- haz ilişkisi dengelenmiştir. Hizmetin her an herkese şamil vaziyette kabulüyle de kibri hayatından çıkarmayı başarmıştır. Bu davranış koduna ailenin katkısı yadsınamaz. Nitekim bunu baba Celalettin Ökten’in kurucusu olduğu İHO’lu tuvaletini temizlemesinde de görebiliriz. Gencin nefsi kabarmasın diye yaşlının yaptığı eylem yani Hakk’a ibadet-halka hizmet, ailenin en güçlü damarıdır ki Ayşe Hümeyra Ökten’de de bulunmaktadır. Bunun yanında gerektiğinde ve yerine göre azamet, cesaret de gösterilir. Tek başına olarak kurguladığı hayatı yanında o günlerde kimsenin cesaret edemediği Yassıada mahkemelerine dinleyici olarak tek başına gitmesinde, yolculuklarında, aileden bağımsız Mekke ve Medine’de kurduğu hayatında “cesaret” baskın bir özellik olarak karşımıza çıkar. Bu anlamda Ayşe Hümeyra Ökten’in maneviyatı ve ondan beslenen yapısal özellikleri bu alandaki duruşunu ve motivasyonunu belirlemiştir.

Sevgiyi annesinden cesareti babasından aldı

Anne sevgisi ve müşfik duruşuyla, baba ikna ve cesaretiyle Ayşe Hümeyra Ökten’i etkilemiş ve rol model davranışlar bağlamında da belirlemiştir. Ökten’in din ve dindarlık örüntüsünü anlamak için dönemin şartlarını da çok iyi bilmeli ve anlamaya çalışmalıyız. Dönem, din ve dindarlık görüntülerinin dış mekânda konuşulması ve gösterilmesine şiddetle karşıdır. Güçlü bir algı operasyonuyla da sürekli baskılanımda tutmaktadır bu zihniyet sahiplerini. Nitekim dönemi anlatan hatırat ve çalışmaların o günlerden çok sonra şimdilerde yayımlanıyor olması da bunun göstergesi. Oysa yeni düzen, yeni insan ve yeni kadın biyografileri, kurucu dönemde çok rahat revaç bulmaktadır. Ölüleri dinî usullere gömecek kimse kalmadığı şikâyetleri çoğalınca artık CHP milletvekilleri harekete geçmiş, konuyu Meclis’e taşımış ve ilk defa “gassal-ı meyyit” kursları açılarak, din kelimesi sirküle edilmiş toplumsal alan, 1940’lar.

İşte böyle bir ortamda dinin ve dindarların âdeta geri çekilip, sakin ve örtük vaziyette yaşadığı yıllarda Ökten çocukluk, gençlik dönemini yaşar ve üniversite eğitimini tamamlar. Dolayısıyla bu baskıyı en ince ayrıntısına kadar yaşarken, hem namazlarını kılmak için verdiği mücadele hem de tesettür konusundaki çözümleri önemlidir. Okul yıllarındaki başarısı da onun dinî duruşunu hem besler, hem cesaretlendirir hem de sosyal ilişkilerinde kabul edilmesini sağlar. Yoksa din ve dindara bu kadar ters bakılan bir dönemde yaza kadar kapitonesini tesettür amaçlı kullanan bir öğrencinin kabul edilmesi mümkün değildir.

Tır kamyonlarında seyahat

Ayşe Hümeyra Ökten, dönemin en meşhur kabulü olan ve ibadeti geri plana iten “çalışmak da ibadettir” ilkesini doğru anlamış ve tatbik etmiştir. Bütün hayatı boyunca nerede, hangi şartlarda olursa olsun ibadeti askıya alma hâlini görmüyoruz hatıratında. Ortaokulda ve lisede, okul tatillerinde eve gelerek namazını eda etmeyi öncelerken, üniversite kütüphanesinde kendisine ufak bir namaz kılma yeri ayarlaması da hep insan-ibadet ilişkisindeki idraki yansıtır. Arabistan yollarında tır kamyonlarında seyahat ederken verdikleri molalarda yine kılınan namazlar, ibadetin hayatın merkezine konduğu bir algı ve uygulama durumunu gösterir. Bu bağlamda hayat, ibadetle birlikte yürüyen imtihan alanıdır onun için. Bu durum, dönemin algısını oluşturan Cumhuriyet’in ibadete mesafeli duruşuna sessiz, sakin ve fakat tam bir karşı koyuştur.

Maneviyata dair bir başka gösterge alanı da dualarıdır. Daha doğrusu her an dua üzere bir benlik inşasını gerçekleştirmiş olduğunu görmekteyiz. Farz ibadetlerin haricinde günün kısımlarında yalnız veya grup hâlindeki dua meclislerinde bulunur. Bu durum hem benliğini tazelemede hem de mevcutla ilişkisini yeniden doğru kurmada etkili olmaktadır. Yoğun çalışma hayatının en ufak imkânında bulduğu boşlukta adresi ya Harem ya da Mescid-i Nebevî’dir. Bu dualar, Ayşe Hümeyra Ökten’in maneviyatını güçlendiren ve besleyen ikram alanları, haz kaynaklarıdır aynı zamanda.

Sessiz fakat güçlü muhalif damar

Hayat-anlam ilişkisini doğru kurmuş, malayaniyi hayatından çıkarmıştır. Hastanede boş vakitlerinde “neden dinlenme odasını kullanmadığı” sorulduğunda, “Konuşulan konular ilgimi çekmezdi, espriler, çekiştirmeler bana göre değildi” şeklinde cevap vermiş, kalan vakitlerini ya hastalara ya da kütüphaneye giderek değerlendirmiştir.

Bağırmadan, gürültü yapmadan, sessiz ve fakat güçlü bir muhalif damar, sünnetle kurulan doğru ilişkiden kaynaklanan motivasyonla buradan beslenir. Nitekim sılayı rahim de Ayşe Hümeyra Ökten’in hiç ihmal etmediği sünnettir. Ne gençliğinde ne de yaşlılığında yol-meşakkat ilişkisini hiçe sayarak senede iki kere birkaç ay İstanbul’a gelmiş, buradaki yakınlarıyla, tanıdıklarıyla görüşmüş, onların sohbet meclislerinde, ziyaretlerde bulunmuş, gezme programları yapmıştır. Bu anlamda sünnet meşakkati izale ederken, insan güçlenerek hayata devam etme imkânı bulmuştur.

Sosyal hayat ve ilişkileri

Misafiri oldukça bol bir evde yetişir Ökten. Tanınmış bir babanın çocuğu olmanın eve yansıması, gelen gidenin çok olduğu bir mekânda büyümek şeklinde tecelli etmiştir. Bunu meşakkat yanında öğrenme biçimi olarak ele aldığımızda, Müslüman aynı zamanda sosyal bir insandır ilkesi karşımıza çıkar. Tek başına bir hayatı yaşamayı tercih ettiği hâlde yalnız değildir, bilakis etrafında hep insanlar vardır Ökten’in. Bunda aileden gelen öğrenmenin etkili olduğu görülür. Bu ilişkiyi gerçekleştirmede en önemli potansiyeli de insana hizmet ilkesidir. Sosyal ilişkilerde bu nasıl şekillenmiştir, şeklinde bir soruyu cevaplamak istersek; öncelikle bildiklerini ve elinde olanı paylaşmak, meseleyi takip etmek, çözüm için sonuna kadar gitmek ilkesi karşımıza gelir.

Sosyal hayatına dair diğer bir örnek, evleneceklere yardımcı olmasıdır. Bunda sadece genç kızlara değil, anne ve babalara da birikimi, tavsiyeleri ve yaklaşımıyla etkili olur. Zor durumda kalan gençlerin anne ve babasını ikna için ondan yardım talep ettiklerinde yanlarındadır; anne babaların bir hataya düşüp ömür boyu acı çekmelerine engeller.

Medine’dekilerin Türkiye ajansı

Ayşe Hümeyra Ökten sosyal hayat ilişkisinde ziyaretler de önemli bir göstergedir. Bir biçimde ilişkide olduğu, tanıdığı kişileri ziyaret etmeyi ihmal etmez. Hastaları, yaşlıları, taziye, doğum, düğün vecibelerini yerine getirenleri de bu ziyaret halkasına dâhil etmek lazımdır. Kendisinin de misafiri boldur. Gelmek için randevu isteyenleri geri çevirmez. Hatıratı çıktıktan sonra yurtiçinden ve dışından tanıyan ve tanışmak isteyen bir çok kişi ziyaretine gelmiş o da kabul etmiştir. Arabistan’da da bu ziyaretler devam etmekte, hac ve umre görevini yapan tanıdıkları veya tanışmak isteyen, gerek tıp gerekse farklı alanlardaki gençlerin, kadınların ziyaret taleplerini memnuniyetle kabul etmekte ve gerçekleştirmektedir.

Sosyal dünyasının alanı geniştir. Tıp mesleğinin verdiği arka planla yurtiçinden, dışından birçok hastası olur. Bazılarıyla tedaviden sonra da görüşür. Mekke ve Medine’de de geniş bir çevresi vardır. Medine Ribat’ta kalan Türkiye vatandaşı olan yalnız kadınların hem doktoru hem de onların ülkemiz ajansıdır. Memlekete geleceği zaman siparişleri, maaşları, yakınlarından haber, para getiren de Ayşe Hümeyra Ökten’dir. Bu anlamda sadece mesleğiyle değil mevcudun beklediği ve belirlediği amel/iş üzerinden kendini inşa etmiş ve bunu bir hayat felsefesi olarak da içselleştirmiştir.

Mesleki duruş

Ökten doktor olduğu için tıp çevresi de hatırata çok sahip çıkmıştır. Hatta bazen sadece tıp merkezli duruşlar daha baskın oldu diyebilirim. Ama kariyer ne olursa olsun hayat onun fevkindedir. Dolayısıyla biz sadece bir mesleği değil, hayatı merkeze aldık. Dolayısıyla Ayşe Hümeyra Ökten hayat bazlı nasıl okunur ve anlaşılır, onu vermeyi hedefledik. Ayşe Hümeyra Ökten sadece bir doktor, hekim değildir. Nitekim “Size nasıl hitap edeyim?” dediğimde söylediği gibi herkesin “Hümeyra Ablası”dır. Ökten, mesleki donanım ve performans açısından da en yüksek seviyededir. Hocaların gözdesi, sınıf ve okullarının da birincisidir.

Hastalarının refakâtçisi

Mesleki duruş olarak iki basamak birlikte ilerler. İlmî donamı, bu konuda ilmî eserleri takip ve performansını geliştirme öne çıkar. Artık İstanbullu hanımlar yıllardan beri istedikleri kadın doktora kavuşmuş ve Ökten’in hastası olmuşlardır. Mekke’de öğrenci olarak bulunduğu dönemde yanık tedavisi için hastanede bir ay yatan hastasının refakâtçisi olarak yanındadır. “Neden siz? Hemşire, hastabakıcı yok muydu?” diye sorduğumda, “Vardı, ama onlar benim gibi bakamazdı, benden uygun kimse yoktu.” diye cevaplar. Buna ilaveten sonraki yıllarda da iletişim devam etmiştir. Bu anlamda Ökten’de hasta, mesleki bir özne değil, insani bir vakadır. Dolayısıyla mesleki kazanımdan bir tık daha öteye çıkarak Allah’a giden yolu zenginleştirme imkânı olarak da değerlendirilmiştir. Hastaların kendisine teveccühü çok ilgilenmesinden kaynaklanmaktadır. Hem nöbetlerde hem de vizitelerinde hastaların yanındadır. Hasta-doktor ilişkisinde refakâtçi olması da dikkat çekicidir. İlk doktorluğa başladığından, son çalışma gününe kadar bu değişmemiştir. Eğer kendisinden başka veya daha iyi refakatçi yoksa Ökten, o hastanın başındadır.

Doktor olarak yaptığı bir diğer hizmet de hacılardır. Türkiye’de hac yolları açıldıktan sonra görevli olarak hacca giden ilk kadın doktordur. Gemiyle yapılan yolculuk ve gemide başlayan hizmet, hocasının bile dikkatini çekmiş ve “Bu kadar çalışıp kendini yormasan mı?” demesine neden olmuştur. Ama onun kitabında gücünün son sınırına kadar çalışmak yazıldığından hiçbir zaman bundan feragat etmemiştir. Nitekim Arafat’ta kırk-elli derecelik sıcakta başına buz torbaları koyarak çalışmış, bunu da kadın-ibadet ilişkisinde tesettürün koruyucu yönü, bir imkân olarak daha da üst mertebeye taşımıştır. İhramlı erkek doktorlar güneşle direk ilişkide yandıklarında işlerini yapamamışlar, o ise tesettürünün sağladığı imkânla bunu gerçekleştirmiştir. Uzun kara yolculuklarında, yol güzergâhlarında tanış olduğu farklı ülke insanlarının evlerine kadar gidip hasta olan anne, baba, çocuklarına tıbbi yardım yapmıştır. Bu bağlamda, “Sınır tanımaz doktorların ilk harcı Ayşe Hümeyra Ökten tarafından atılmıştır” diyebilir miyiz?

Toplumsal hayata etkisi

Ayşe Hümeyra Ökten sivil duruşu, mesleki donanımı ve performansıyla Cumhuriyet döneminin simge kişilerindendir. Tıbbiye mezunu olması akademik anlamda dindar kadın tipolojisini beslerken, bu alanda geçmişten farklılaşma örneği olarak da dikkatleri çeker. Dolayısıyla bu anlamda kurucu öğe bağlamında ele alınmalıdır. Ondan evvel üniversite mezunu dindar kadın hikâyeleri var mı yok mu, bilmiyoruz. Buradan hareketle “Cumhuriyet’in Dindar Kadın Biyografileri” şeklindeki üst başlık kullanacaksak bunun üniversite ayağının kurucusudur. Bu yönüyle kadın kamusal alan ilişkisinde de önemli bir eşiğin atlanmasını sağlamıştır.

Buradan toplumsal alanda dindar kadın-hak arayışı da beslenmiş, artarak devam ederken normalleşmesi de sağlanmıştır. Bu durum Erken Cumhuriyet Dönemi kadın hakları temsilcileri olan Halide Edip ve arkadaşlarıyla benzeşir. Cumhuriyet’le geri plana kalan kadın hak arayışları, dindar kadının kamusal alandaki hak arayışlarıyla tekrar açığa çıkmış, yüksek sesle dillendirilir olmuştur. Bu anlamda kamusal alan kadın hakları talebinde dindarlığın öne çıkması yeni dönemin kabulleri açısından bir ironi olarak da görülebilir.

Bir diğer ayak da, kamusal alanda tesettürlü ilk doktor olarak çalışmasıdır. Kamusal alan- tesettür ilişkisinin Cumhuriyet’ten sonraki ilk örneği olarak da dikkat çekicidir. Kadın-tesettür ilişkisinde akademiye dair izler, yıllar üzerinden günümüze getirilebilir. Dindar ve meslek sahibi kadının çalışma hayatına girmesinde de Ökten ilk örnektir. Mevcut gelişmeler ve öngörülebilir gelecek yaşam alanlarında kadın-para ilişkisini çok iyi gözlemleyen babanın, kızlarını da okutup meslek sahibi olmalarını desteklemesi, dönemin koşulları ve algısı bağlamında ilk örneklerdendir. Dolayısıyla üniversite mezunu dindar kadınların ilk temsilcisi Ayşe Hümeyra Ökten’dir. Bu eşikten sonra süreç hızla ilerlemiş, birçok alanda okuyan ve çalışan üniversite mezunu dindar kadın nüfusu artmıştır. Ayşe Hümeyra Ökten, Cumhuriyet’le yeniden dizayn edilen toplumsal alan dindar kadının hem temsilcisi hem de muhalif duruşudur. Bu anlamda dindar/lık muhalif damar olarak Cumhuriyet-kadın hareketinde de örneklik ve önemli bir motivasyon olmuştur. Bütün bunlar bir ömrün, ne çok dairelere etki eden/edecek yönünü karşımıza çıkarmakta. Bu bağlamda Ayşe Hümeyra Ökten kazanılmış bir hayatında da örnekliğidir. Allah ondan razı olsun.

Nevin Meriç, "Dindar Muhalif Duruşun Öncüsü Ayşe Hümeyra Ökten", Bilimevi Kadın dergisi, Yıl: 2018, Sayı: 4 (Ocak-Şubat-Mart).

Kaynak: dunyabizim.com



Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


YAZARLAR

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

HABERLER