Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Din, İnsan, Toplum ve Devlet

Altan Tan Yazdı;

Oldum olası konuşurken de, yazarken de başı sonu belli olmayan, muğlak ve ağdalı bir üsluptan kaçınırım.

Meramımı elimden geldiği kadar herkesin anlayabileceği kadar basit, sade ve öz bir şekilde anlatmaya çalışır, çoğu kez de daha da anlaşılabilir olması için bir, iki, üç…diye maddeler halinde sıralayarak özetlerim.

1993 başında çıkarmaya başladığımız Yeni Zemin Dergisi’nde de bu şekilde yazmaya başladım.

Türk Solundan tevarüs ettikleri, her cümlesi yarım sayfa tutan, uzun, “yapısal araçsallığın işlevselliği” benzeri anlaşılmaz ve içinde çok sayıda İngilizce, Fransızca, Latince kelimeler olan yazılar kaleme almayı bir marifet sanan ve bunu da entel olmanın şartı zanneden bazı arkadaşlar bu yazı tarzımla dalga geçerek, “Melikahmed üslubuyla yazıyorsun” diyorlardı.

Çocukluğumun ve hayatımın en güzel ilk 9 yılını geçirdiğim Melikahmed (Kürtlerin telaffuzu ile ‘Mérıgahmed), kadim Diyarbekir’in (Sur içinin)  çok meşhur bir mahallesi.

Melikahmed’i sadece kabadayıları (pexvazları, kırıxları) ve berduşları ile tanıyan bizim “çokbilmişler”; Mimar Sinan’ın eseri Behram Paşa Camisi’nin de Melikahmed’de olduğunu, Kadayıfçılar piri Ahmed Ağa’dan, Medine Kadısı ve 1. Meşrutiyet’te (1876) Diyarbekir Mebusu Nakibül Eşraf Hacı Mesud Efendi’ye ve Türklere Türkçülüğü öğreten Ziya Gökalp’e kadar nice deve dişi gibi kişinin de Melikahmedli olduklarını bilmiyorlardı.

Onlar benle kafa buluyorlardı ben de onlarla!

Onlar bana “Melikahmedli” diye takılırken, ben de onlara;

“Siz kendinizi şehirli zannediyorsunuz ama çoğunuz köyden yarın geldiniz!”

“Benim annem Türk, anadilim Türkçe siz hala Türkçe konuşurken o’ları u, u’ları o diye telaffuz ediyorsunuz.”

“Üstelik doğru düzgün Kürtçe de bilmiyorsunuz.”

“Birçoğunuz İmam Hatipli, Urfa’da Oxford olmadığı için İbrahim Tatlıses okumadı ama (sanki olsaydı okuyacaktı! Urfa’da o tarihte lise bile vardı ama hazret ilkokul bile okumadı!) Diyarbekir’de Kolej vardı ve ben orta ve liseyi kolejde İngilizce okudum, hem de Amerikalı hocalardan.”

“Her şey bir yana sizin adlarınız Şemseddin, Bedreddin, Abdülcabbar… Benimki ise Altan!” (“Melikahmed’de ‘Altan’ ne iş?” diye soracak olursanız, o da başka bir hikâye)

“Siz aydın, entelektüel, ben ise şalvarlı Melikahmedli!”

“Ben böyle yazayım siz de ‘kaotik, genetik, otantik, şematik, analitik, pragmatik, permatik…’ yazın ki dünya alem sizi bir şey zannetsin!” diye takılıyordum.

Gelelim yazımızın başlığına… Din, insan, toplum ve devlet ilişkisine…

İslam inancına göre din, ilk insandan bu yana var.

Allah insanı yarattı, eşyanın isimlerini öğretti, insana peygamberleri vasıtasıyla iyiliği ve kötülüğü anlattı, nasıl bir hayat yaşaması gerektiğini açık ve net bir şekilde bildirdi.

O günden bugüne binlerce peygamber gelmesine ve her seferinde insanların hırsları ve çıkarları uğruna eğip büktükleri dini tekrar aslına döndürmelerine rağmen, son peygamber Hz. Muhammed’den sonra da ilahi İslam öğretisi eğilip bükülmeye çalışıldı.

İslam adı altında birbirinden çok farklı inançlar/inanışlar ortaya çıktı, insanlara dayatıldı.

Birkaç günlük dünya iktidarı ve nimetleri uğruna, din adına akıl almaz zulümler işlendi. İnsanların hayatı zindana çevrildi.

Aslında din mevzuu o kadar karışık ve karmaşık değil.

İnsanların en aliminden, hiç okumamışına kadar tamamına hitap ettiğinden, herkesin anlayabileceği kadar açık ve net.

Devamı >>>




Anahtar Kelimeler: İnsan Toplum Devlet