Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Demek ki hukuku savunanlar dış güçlerin ajanı değilmiş...

Mehmet Ocaktan yazdı;

Demek ki hukuku savunanlar dış güçlerin ajanı değilmiş...

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan son grup toplantısında yaptığı konuşmada yatırımları yeşerten ve bereketlendiren iklimi tesis etmenin, ekonomik büyümeyi, kalkınmayı, refahı ve istikrarı sağlamanın en önemli yollarından birinin hukuk devleti ilkesi olduğunu söyledi. 

Daha da önemlisi bu konuda somut adımlar atacaklarını çok net bir şekilde ifade etti: “Önümüzdeki aylarda hukuk devleti ilkesini güçlendirme, öngörülebilir, kolay erişilebilen, hızlı ve etkin işleyen yargı sistemi konusunda yeni adımlar atacağız.” 

Bu ifadeler herhangi bir soru işaretine mahal bırakmayacak kadar açık ve net. Türkiye’nin ekonomiden dış politikaya, hukuktan sağlığa kadar her alanda sıkıştığı ve adeta nefes alamaz hale geldiği bir dönemde, böylesine bir çıkışı son derece anlamlı bulduğumu belirtmem gerekiyor. Ancak bu açıklamaların toplumda gerçekten bir karşılık bulup bulmayacağı konusunda çok emin değilim. 

Çünkü ülkenin şu anda içinde bulunduğu sıkıntılı tablo kendiliğinden oluşmadı, sonuçta tüm yetkilerin toplandığı icranın başında bir cumhurbaşkanı var ve doğal olarak ondan habersiz en küçük bir icraatın bile gerçekleşmesi mümkün değil. Dolayısıyla halen içinde bulunduğumuz ekonomik krizin tek sorumlusunun Berat Albayrak olduğu şeklindeki bir yaklaşım inandırıcı olmayacaktır. 

Ancak her şeye rağmen Erdoğan’ın verdiği bu güçlü yeni dönem sinyali önemlidir ve ayrıca bundan sonraki süreçte takip edilmeye değer niteliktedir. Konuşmasının satır aralarını dikkatle okuduğumuzda görüyoruz ki, cumhurbaşkanı aslında bir bakıma ekonomideki kötü gidişatı itiraf ediyor ve hukuk devleti temelinde yepyeni bir dönem vaadinde bulunuyor. Zaten Berat Albayrak da “Allah sonumuzu hayreylesin” derken ülkenin yönetilemez halde olduğunu, ekonominin kötü durumda olduğunu bütün dünyaya açıkça ilan etmişti. 

Ama her şeyden önce Erdoğan’ın bu yeni vaadini dikkate almak zorundayız, çünkü Türkiye ekonomik anlamda çok tehlikeli bir noktaya gidiyor. Uçuruma doğru gidişi durmanın tek yolu, uluslararası piyasalar dahil dünyada Türkiye ile ilgili oluşan negatif algıyı pozitife çevirmektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da konuşmasında vurguladığı gibi güveni sağlamanın yolu da hukuk devleti temelinde şeffaf, hesap verebilir bir yönetim anlayışını bütün dünyaya göstermekten geçiyor. 

Konuşma güzel, yerli ve yabancı yatırımcıyı cezbedecek hukuk devleti vaadine de elbette kimsenin bir itirazı olamaz. Peki bu nasıl gerçekleşecek? 

İşte meselenin en zor kısmı da burası... Çünkü özellikle son beş yılda yaşanan hukuksuzluklar, adalete olan güvensizlik, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü konusundaki fukaralığımız ortada. Dolayısıyla bu kötü gidişatı tersine çevirebilmek için sadece bir takım hukuki söylemleri dillendirmek yeterli olmayacaktır. Zira özellikle yabancı yatırımcı, seçmenleri motive etmede etkili olan parlak söylemlere değil, somut hukuki adımlara itibar ediyor. 

Umarız önceki gün cumhurbaşkanının, dün Adalet bakanı Abdülhamit Gül’ün söyledikleri bu somut adımların işaretidir. Yargının birilerinin söylediğine değil, dosyaya, vicdana, hukuka anayasaya bakması gerektiğini belirten Gül diyor ki: “Anayasa Mahkemesi bir karar verip, ‘Mahkeme buna uyar mı uymaz mı’ gibi bir öngörülebilirliğin olmadığı bir yerde yatırımda hukuk öngörülebilirliğinden bahsetmek mümkün değil.” Demek ki hukukun üstünlüğünü savunmak, iktidara iliştirilmiş medyanın her gün dilleri şişene kadar tekrarladığı gibi “dış güçler”in ajanı olmak demek değilmiş... 

Eğer bu söylenenlerin bir inandırıcılığı olması isteniyorsa hukuk, özgürlük, demokrasi gibi kavramların Türkiye’nin önünü kesmek için ‘dış güçler’ tarafından icat edildiği masallarını bir tarafa bırakarak somut adımlar atmak gerekiyor. 

Bunun için yol bellidir... Eğer yargı üzerindeki siyasi etkiyi kaldıramazsak, hukuk devleti olamayız. 

Eğer herkes için bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayarak anayasa suçu işleyen alt mahkemelere siyasi koruyuculuk sağlamayı sürdürürsek, kimse bu ülkeye hukuk devleti muamelesi yapmaz. 

Eğer gazetecileri, siyasetçileri, aktivistleri, sivil toplum temsilcilerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen, cezaevinde tutmak için kanıtsız iddianameler icat etmeye devam edersek, hiçbir yatırımcıyı hukuk devleti olduğumuza inandıramayız. 

Eğer hiçbir yargı kararı olmadan halkın iradesiyle seçilen belediye başkanlarını görevden alıp kayyım atamaya devam edersek, hukuk devleti söylemlerimizin bir inandırıcılığı olmaz.



Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


YAZARLAR

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

HABERLER