Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Deform

Mustafa Karaalioğlu yazdı;

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın reform vaat ettiği günle, AB Komisyonu Başkanı’na bir kez daha, “Geleceğimizi Avrupa’da görüyoruz” dediği önceki gün arasında iki aydan fazla zaman geçti. Arada, hemen hemen her hafta da vaadini kah değişim kah demokratikleşme başlığıyla tekrardan geri durmadı. Gerçi adı geçen değişimle daha ziyade yabancı yatırımcının işini görme hedefi gözetiliyor ama zararı yok onlara pişer, bakarsın memlekete de düşer…  

Adı reform olan paket bir ihtimal gelebilir ama kesin olan, reform lafından bugüne sadece iki ayda demokrasi hilafına yapılan işler için bile yeni bir paket gerektiğidir. Bırakın 18 seneyi, iki ayın hasarını gidermek bile zor olacaktır.     

Reform demek sivil toplumun gelişmesi, rahatlatılması ve üzerindeki kamu baskısının giderilmesi demek olmalıydı. Öyle olmadı… Ahali reform beklerken, dernekler ve vakıflara kayyım atanabilmesini mümkün kılan bir kanun Meclis’e geldi, geçti. Hem de adı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlenmesine Dair Kanun olarak. Bu kanundan hangi kitlenin derneğinin payına ne düşecek bakacağız. Zaten çoktandır tükenmiş örgütlere bundan sonra sivil diyebilmek isabet olmayabilir.    

Devam…  

Zamanında bir reform, demokratikleşme, sivilleşme yani reform adımı olarak ilan edilerek AK Parti tarafından kaldırılan Emasya Protokolü’nün en dinamik unsuru geri geldi. Birkaç gün önce “Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Taşınır Mal Yönetmeliği” değiştirildi ve TSK’ya ait ağır silahların, toplumsal gösterilerde kullanılmasının önü açıldı. TSK, Emniyet ve MİT taşınır mallarını herhangi bir şarta bağlı olmadan birbirine devredebilecek. İhtiyaç nereden hasıl oldu bilinmiyor ama oldu, bitti.  

Bunlar olurken, reform denilen şeyin akla ilk getirdiği “Yargı kararlarının etkilememek, mahkemelerin bağımsızlığını korumak” gibi temel prensipler defalarca ihlal edildi. Cumhurbaşkanı ve MHP lideri ve de iktidar yetkilileri art arda hem Selahattin Demirtaş hem de Osman Kavala’nın mahkemede bekleyen, beklemeyen dosyaları için görüş belirttiler. Her ikisinin de terörist olduğu söyleyip, yargıya “Aman bir yanlış olmasın” mealinde mesajlar verildi. Verildikçe verildi, daha doğrusu… Yargı da bu süre zarfında hiç yanlış yapmadı.  

Yetmedi, son dakikada bu ikiliye bir de CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu eklendi. Yine Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanı’nın ifadeleriyle Kaftancıoğlu’nun terörist olduğu ilan edildi. Ne zaman? Birçok mahkemede birden fazla davasının ya yargılamayı ya da nihai kararı beklediği zaman… 

Bilmem Enis Berberoğlu’nun Anayasa Mahkemesi kararına rağmen beraat ettirilmediğini, Meclis’e döndürülmediğini ve salgın yavaşlar yavaşlamaz yeniden cezaevine gönderileceğini de bu listeye eklemek lazım mı? Yoksa o zaten reform vaadinden önce olduğu için sayılmaz mı?   

Reform demek atmosferi yumuşatmak demektir. Öyle de olmadı… Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan rektöre tepki gösteren herkes ama bilhassa öğrenciler de olmadık hakaretlere uğradı ve mutad olduğu üzere “terörist” ilan edildiler. Bu yaftalama o kadar revaçta ki SMA hastaları için kampanya yapanlar bile bir sabah güne ‘terörist’ olarak uyandılar. Bu vesileyle rektör atamaları usulünün de acilden daha acil bir reform beklediğini belirtmekte fayda var ama kim okur, kim dinler?  

Bütün bunlar olurken, bir yandan muhalefetin ve eleştirinin her türlüsüne yönelik ağır ve sert ifadelerle suçlamalar, hakaretler artarak devam etti.  

İnşallah çok güzel reformlar gelecek ama ortada hiç de reform bekleyen bir ülkenin havası yoktur. İnsanın, reform şöyle dursun bari daha fazla hasar olmasın diyesi geliyor. Galiba bu temenninin akıbeti de reformdan daha talihsiz olacak.




Anahtar Kelimeler: Deform