Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Davutoğlu: AK Parti bir faniyle ömrünü sınırlayan bir çizgiye geldi, "Mr. President"ten rahatsız olmam "Serok Ahmet"ten neden rahatsız olayım?

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Independent Türkçe’ye konuştu

Eski Cumhurbaşkanı ve Başbakan danışmanı, eski Dışişleri Bakanı, AK Parti'nin eski Genel Başkanı ve en nihayetinde 62., 63. ve 64. Hükümetlerin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, partisiyle yaşadığı kopuşun ardından 13 Aralık 2019 günü bir süredir çalışmalarını sürdürdüğü Gelecek Partisi'ni resmen kurdu. 

Teşkilatlanma çalışmasına devam eden Davutoğlu'nun, "iktidarın içini de iyi bilen" muhalefet dili özellikle son dönemde dikkatleri çekiyor. 

Davutoğlu'yla röportaj yapmak için partisinin İstanbul İl Başkanlığı'nda randevulaştık.

Kovid-19 salgınına karşı alınan tedbirler burada da sıkı şekilde uygulanıyordu.

Termal kameralarla ateşimiz ölçüldükten sonra girdiğimiz binada yeni bir siyasi hareketin heyecanını yaşayan çok sayıda partili vardı.

Davutoğlu, yanında kalabalık bir heyetle röportaj yapacağımız salona yüzünde maskeyle geldi.

Davutoğlu, oldukça uzun süren röportajda geçmişte yaşananlarla ilgili çok fazla konuşmak istemedi.

Gelecek Partisi'nin yakın dönemde "ana ırmak" olacağını düşünen Davutoğlu, mevcut siyasetten rahatsız olan herkesin partisi çatısı altında buluşacağını söylüyor…

Gelecek Partisi genç bir parti ama takip ettiğimiz kadarıyla örgütlenmesini hızla sürdürüyor. Türkiye'de "kimlik" siyaseti baskın. Gelecek Partisi burada nerede duruyor? Kendini nasıl tanımlıyor?

Gelecek Partisi'ni kurarken esas amacımız aynen 1. Meclis'te olduğu gibi; bütün renkleri, bütün yaklaşımlarıyla milletin temsilcisi olan bir yapı kurmaktı. Başarılı olduğumuz kanaatindeyim, zaten 6 aylık süreç bunu açık bir şekilde gösterdi. Siyasi yelpazeler yeniden tanımlanıyor, eski klasik sağ-sol, muhafazakar-seküler, milliyetçi-liberal yelpazelerini aşan bir dil geliştirmek lazım. Bu dili yakaladığımızı düşünüyorum. Zaten programımıza bu yansımıştır.

 Politika pahalı da bir iş, bir bütçeye ihtiyaç duyar. Nasıl karşılıyorsunuz bunu?

Tamamıyla hasbi, gönüllü bağışlarıyla… Bir kere bütün iller aynen Kuvayi Milliye gibi kendi ihtiyacını karşılıyor. Bizim çok büyük maddi imkanlarımızın olmadığını herkes biliyor. Ama siyaset bir maddi imkan meselesi değildir. Geçmişte hangi partiye bakarsanız bakın kuruluş şartlarında maddi zorluklarla karşılaşmışlardır. Hatta maddi zorluları olmadığı düşünülen siyasi hareketler tutmamıştır…

Türkiye tarihi, iktidarın; hakim gücün siyasi rakibini çeşitli yöntemlerle; antidemokratik olarak da nitelendirilen yöntemlerle minderin dışına itmesinin de tarihi biraz. Terakkiperver Fırka'dan Demokrat Parti'ye; Siz de böyle şeylerle karşılaştınız mı? 

Çok karşılaşıyoruz; diğerlerinden farklı olarak bizim için daha da acı olan birkaç sene öncesine kadar omuz omza verdiğimiz insanlar bizi minderin dışına itmeye çalışıyorlar. Ama genellikle muktedir olanlar değil iktidarın yanlışlarını cesaretle dile getirenler bir sonraki dönemi şekillendirmişlerdir. 27 Mayıs sonrasında da aynısı olmuştur.

"Düşükler" diye Demokrat Parti tanımlamasından sonra yeni çıkan DP'nin devamı mahiyetindeki partilere büyük baskılar söz konusu olmuştur.

Rahmetli Özal'ın Evren'in son günkü konuşmasıyla nasıl minderin dışına itilmek istendiğini bizim nesil çok iyi bilir. Açık adres göstermişti Kenan Evren ve o adresin arkasında bir general; Turgut Sunalp, onun arkasında da süngü gücü. Ama karşısında da sempatik bir Turgut Özal vardı, arkasında milletten başka bir şey olmayan. O kazandı. 

Rahmetli Erbakan Hocamız. "Savunan adam" diye tarihe geçti, kaç çileli sürecin sonrasında başbakanlık makamı elinden alındı ama bir sonraki dönemi belirleyen yine o kadronun içinden çıkanlar oldu. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı'nın anlamadığı veya unuttuğu şey bu. Kendisi de "Muhtar bile olamaz" diye gözardı edilmişti, tahkir edilmişti, dışarı itilmeye çalışılmıştı şimdi aynı yöntemleri bize karşı uygulamaya çalışıyor. 

Öyle bir iş bölümü görüyorum ki şimdi; çok acı bunu görmek. Sayın Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Halk Partisi'ne çatıyor ama bize hakaret etme görevi de Sayın Bahçeli ile Sayın Perinçek'e kalmış görünüyor. Onlar da bize saldırıyorlar. Bu yolla sanki milletin gönlünde yer etmiş insanları minder dışına itmek mümkünmüş gibi… Bütün bu siyasi geçmişe baktığınızda oyunun kuralları değiştirilerek, omuz atarak, çelme takarak, minder dışına iterek mücadele edenler hep kaybetmiştir, bunlara karşı sabırla muamele edenler ve sağından-solundan çekiştirilmesine bakmaksızın yoluna devam edenler kazanmıştır. Biz yolumuza devam edeceğiz. 

"Sabırla" bekleyenlerin ve "Yoluna devam edenlerin" de bir süre sonra muarızlarına benzediğine de şahit oluyoruz

Biz benzememeye çalışacağız. Ben siyaset felsefesi, tarihi okumuş biri olarak kader konusunda hükmedici cümleler kullanmam ve haşa Kur'an-ı Kerim'de "müstağni" ifadesiyle geçen, ‘Biz bütün hatalardan beriyiz, melekleştik' gibi hadsizliği de yapmam. Evet, bütün insanlar imtihandadır, hepimiz imtihanda olacağız. Geçmişte de imtihan yaşadık. Hatalar da yapmış olabiliriz ama ilkeler etrafında bir sapma olmadı için bugün hala halkın arasına girebiliyoruz.

3 dönem kuralına uyulsaydı, AK Parti asırlarla yarışan bir gelenek oluşturabilirdi

Sayın Cumhurbaşkanı'nın AK Parti'yi ilan ettiği gün yaptığı bir konuşma vardı. Bugün"Türkiye siyasetinde lider oligarşisinin yok olduğu bir gün olarak bugün tarihe geçecek." Ama tam da bu nedenle AK Parti'de bölünmeler yaşandı. Neden siyasiler iddialarına sahip çıkamıyorlar?

Kor bir ateş gibi; gücü eline alan o ateşi tutmak için sıktıkça elini yakar. Ama o kor ateşi çevreye doğru yaydığınızda, herkes küçük bir parçasını aldığında o kor ateşten bir meşale doğar. Maalesef Sayın Cumhurbaşkanı yola çıkarken doğru ilkelerle çıkmıştı. Mesela 3 dönem ilkesi… Bu ilke önce kim için konur; lider için. Genel Başkan kendisi için koyar 3 dönemi. Yukarıda uygulamadıktan sonra aşağıda il başkanı için uygulamanızın anlamı yok. Aslında ilahi bir takdir ile Sayın Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı olarak bir üst makama geçerken 3 dönemi de bitmişti. Dolayısıyla o ilkeyi uygulayabilecek şarlar vardı. Şimdi geri dönüp bir yargılama yapmak için söylemiyorum ama olması gereken şuydu; bana Genel Kongre'de ifade ettiği ‘Sizi emanetçi bir Başbakan, Genel Başkan olarak görmüyorum, istemiyorum' sözüne sadık kalmış ve bizim elimizde AK Parti kurumsallaşarak yoluna devam etmiş olsaydı ve Sayın Cumhurbaşkanı ülkenin yöneticisi olarak yukarıda kalarak parti işlerine müdahil olmamış olsaydı, ben de iki dönem sonra bu görevi başka bir arkadaşıma devretmiş olsaydım ve bu ilişkilerin hiçbirinde nepotizm, kayırmacılık olmasaydı AK Parti asırlarla yarışacak bir gelenek oluşturabilirdi. 

Benim görevi devrettiğim genel kongrede çok üzen bir manzaraydı. Görevi devrettim, baktım ki artık olmuyor. Emanetçinin de ötesinde başka şey bekleniyor. O manzarada Sayın Cumhurbaşkanı'nın mesajının kendisi yokken ayakta dinlenmiş olması ve "Bu parti Tayyip'in partisi" diye ilan edilmesi… Divan Başkanı orada öyle dediği için böyle söylüyorum yoksa hiçbir zaman Sayın Cumhurbaşkanı'na ismen hitap etmedim. O anda aslında AK Parti bir faniyle ömrünü sınırlayan bir çizgi ortaya koydu. Şimdi bu benim için de geçerli bir tehlikedir. İlk Genel Başkan olarak ben Gelecek Partisi'ne böyle yaklaşırsam ve gücü elimde tutarak paylaşmadan, arkadaşlarıma dağıtmadan, ortak bir akılla yürütmezsek aynı akıbet bizi de vurur.

 

kongre.jpg

Davutoğlu'nun AK Parti Genel Başkanlığı'nı devrettiği kongrede Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın mesajı salondaki partililer tarafından ayakta dinlenmişti. Davutoğlu'na göre bu kongreyle AK Parti 'ömrünü sınırladı'


Gelecek Partisi'nin dışında yakın zamanda Demokrasi ve Atılım Partisi de kuruldu. Bu 2 partide de siyaset yapan ana omurga bir dönem AK Parti'deydi… Hem siyasi bir lider olarak hem de bir akademisyen olarak öngörünüz nedir, AK Parti'de yeni kopuşlar yaşanır mı sizce?
 
Onunla ilgili kesin bir şey söylemeyi doğru görmüyorum ama gördüğüm husus şu: AK Partide ciddi bir iç gerilim yaşanıyor. Yükselen bir tansiyon var. AK Parti'nin samimi kadrolarının kendi içinde de bir gerilim yaşanıyor. O samimi insanlar, demokrat nitelikli AK Partililer, hangi düzeyde olursa olsun bir sorgulama içindeler. "Biz bunun için mi bu kadar mücadeleyi verdik" sorgulaması. Bizim 3-4 sene önce yaptığımız sorgulama şimdilerde her yere yayılmış durumda. Bu açıdan dinamik bir sürece giriyoruz. Sadece AK Parti için değil herkes için dinamik bir süreç. Bu dinamik süreç içinde birçok kişi yeni arayışlar içine girecektir. Biz de zaten bu arayışlara bir liman olsun diye Gelecek Partisi'ni kurduk. Yani insanlar savrulmasın, ümitsizliğe kapılmasın, alternatifsizlik dolayısıyla geleceğe karanlık bir nazarla bakmasın diye Gelecek Partisi'ni kurduk. Bir liman kurduk, kaygısı olanın, ümidi olanın, vizyonu olanın yanaşabileceği bir liman. Ben bu limanın zamanla bütün bu sorgulamaları, muhasebeleri, gerilimleri yaşayan insanlar için bir ümit kaynağı olacağına inanıyorum ve Gelecek Partisi ana damar, ana ırmak olacak. Bundan hiç şüphemiz yok. 

Devamı >>>




HABERLER