Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Çağdaş olmak kötü mü?

Mustafa Çağrıcı yazdı;

Geçen haftaki “Dinî bilgi ve düşüncede kadın” başlıklı yazıma bir hanım efendi, “Sayın hocam, ah şu “ulema” olmasaymış ne güzel de çağdaş olurmuşuz şimdi sizin gibi aydın hocalarımızın sayesinde” şeklinde bir yorum yazmış. Belli ki bu bir ironi. Ama ben yine de bu sözü ciddiye alıyorum. Çünkü benim o yazıdaki fikirlerime karşı –bırakalım İslam dünyasını- memleketimizde bile bu okuyucum gibi tavır alan çok insan var.

Bu insanlara sormak isterim: Çağdaş olmanın nesi kötü? “Çağdaş olma”ya illa da kötü içerikler yükleyip karşı mı çıkalım? Müslüman dünya, özellikle de dindar kesimler olarak iki yüzyıldır çağdaş olmayı böyle anlayıp sürekli çağ ile kavgalı olduk da iyi mi ettik? Hiç olmazsa bazı Müslüman toplumlar gerçekten çağdaş olsalardı da başı sıkışan şu dindaşlarımız, tamamı Hıristiyan olan dünyalarda ekmek ve onur arayacaklarına gelişmiş Müslüman toplumların desteğine sığınsalardı kötü mü olurdu? Birçoğumuz gibi bu bayan da görmüştür herhalde, “ulema”nın yetiştirdiği “Tâliban”ın (öğrencilerin) eline düşen ülkesinden kurtulmanın sevinciyle Brüksel havaalanında annesinin peşinden seksek oynayarak giden o çocuğun mutlu halini… Afganistan’ı 5-6 yaşındaki kız çocuklarına bile cehennem haline getirenler, “aydın hocalar” değil, kafaları bin yıl öncesinin bilgileriyle çöplük haline gelmiş “ulema” ve onların “Tâliban”ı, yani öğrencileridir. Bir de şu var: Neden sığınmacıların aklına onca Müslüman ülke içinden ilkin Türkiye geliyor? Türkiye yarım yamalak da olsa diğerlerine göre biraz çağdaşlaşmış da ondan.

***

Çağdaş olmayla gelenekçi olmanın arasına demir perde koyan ham çağdaşlara ve ham gelenekçilere ters gelecek ama yine de belirteyim ki, aslına bakarsanız çağdaş olmadan doğru dürüst gelenekçi de olunmuyor. Nitekim biz Müslüman toplumlar, çağdan daha fazla geçmişimizden koptuk. Sözde çağı ve çağdaşlığı kötülerken belki de biraz ikiyüzlü, defolu birer çağdaş değil miyiz? Mesela İngilizlerden, Almanlardan daha mı gelenekçiyiz? İstanbul ile Londra’yı, Roma’yı veya Avrupa’nın başka herhangi bir tarihî kentini karşılaştırırsak, hangi toplumun geleneksel şehir mimarisini ve kültürünü daha çok koruduğunu anlarız (belki de çoğumuz anlayamayız bile).

Bana sorarsanız birçoğumuzun, özellikle de muhafazakâr görünenlerimizin gelenekçiliği de çağdaşlığı da ahlâkî değil. Çünkü ikisinde de dürüst değiliz. İşimize geldiğinde küfrettiğimiz çağın her fırsatını değerlendiriyoruz. En çok muhafazakârlık edebiyatı yapanlarımız, elimize imkân geçince çağın –kendi üretmediğimiz- nimetlerini en çok kullananlarımız oluyor. Ama hakikatte bu bizi ne gelenekçi ne de çağdaş yapıyor. Şayet dünyaya akıl ve irfanla bakarsak, çağdaşlıkla gelenek arasında sağlıklı bağlar kurmayı başardığımızda, ikisinin de onurunu ve mutluluğunu yaşayacağımızı anlarız.

Öyleyse problemli olan, ne içinde doğup büyüdüğümüz, kimliğimizi oluşturan kültürümüz ve geleneğizdir ne de içinde yaşamamız kaderimiz olan çağımızdır. Problemli olan, bizim bu iki gerçekliğimizi barıştırmak yerine kavga ettiren kafa yapılarımızdır. Öyle olunca, geleneğimizi de çağımızı da her türlü maddi ve manevi potansiyelimizi de milletimizin, ümmetimizin huzur ve mutluluğu uğruna kullanacağımız yerde, birbirimize ve/veya dünyaya acı çektirmek için kullanıyoruz. Şu son 20-30 yıl içinde bile “Müslüman” toplumların çektiği acıların birinci sebebi çağdaş olmaları değil, çağdaş olmamalarıdır.

Okuyucum, alaycı yorumunda “Ah şu “ulema” olmasaymış ne güzel de çağdaş olurmuşuz şimdi sizin gibi aydın hocalarımızın sayesinde” diyorsa da ben onun bana atfettiği gibi düşünmüyorum. Ulemasız toplum olmaz. Çünkü geleneği de çağı ve çağdaşlığı da doğu kavramak ancak ilimle, bilgiyle olur. İşte sorunumuz burada. İki yüzyıldır biz “ulema” kavramıyla “aydın” kavramını da çarpıştırıyoruz. Halbuki “aydın”ı kültür ve medeniyet değerlerimizle buluşturmamız, ulemamızı da çağdaş ufuklara açmamız gerekiyordu. Bu iki kesim ve onları izleyenler birbirine kapanınca, gerçekte hem geleneğin ve hem de çağın geliştirici, zenginleştirici imkânlarına da kendilerini kapattılar.




Anahtar Kelimeler: Çağdaş olmak ?