Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


BULGAR TARİHÇİ DİNKOV: BİZ DE TÜRKLERDENİZ VE ATTİLA'NIN VARİSİYİZ...

Bulgar tarihçi Prof. Dr. Stoyan Dinkov, “Biz, Türkler ile neden yolumuzu ayrı tutalım? Neden ayrı düşelim? Bizim tarihimizdeki tüm bulgular bizim de Türk asıllı olduğumuzu gösteriyor.” diyor.

 

“Bulgarlar Türk kökenlidir”

‘’Osmanlı idari ve sosyal uygulamaları ile Bulgarları yok olmaktan kurtardı’’ diyen Prof. Dr. Dinkov, yakın geçmişte Türk asıllı Bulgaristan vatandaşlarını zorla Bulgarlaştırmaya çalışanlara tarih dersi veriyor. Asıl Bulgarların Türk kökenli olduğunu iddia eden tarih profesörü, bazı Bulgar çarlarının Türk asıllı olduklarını, kullandıkları dilin de Türkçe olduğunu belgeleriyle ortaya koyuyor.

Amerika ve Avrupa Birliği’nin uygulamaları ile şu anda Osmanlı’yı taklit ettiğini iddia eden Bulgar tarihçi Prof. Dr. Stoyan Dinkov, Osmanlı İmparatorluğu’nda etnik kimlik bilincinin olmadığını, imparatorluğun birçok kıtaya dağılmış ülkelerinde insanların siyasi ve ekonomik anlamda özgür yaşadığını söylüyor. Bu konulardaki iddiaları ile ülkesindeki fanatiklerin hedef tahtası haline gelen Dinkov’un Osmanlı ve Türk tarihi üzerine tez niteliğinde çalışmaları ve yayımlanmış kitapları da var. Geçtiğimiz günlerde Bulgaristan göçmenleri ile Türk dünyasını temsil eden çeşitli STK’ların konuğu olarak Türkiye’ye de gelen Prof. Dr. Stoyan Dinkov, Bulgaristan ve Türkiye’de düzenlenen konferanslarda yaptığı açıklamalar, ortaya koyduğu çalışmalar ile de dikkat çekiyor. Dinkov’a göre Osmanlı özgürlükçü idari ve sosyal uygulamaları ile Bulgarları yok olmaktan kurtardı.

TÜRKLER İLE BULGARLAR AYNI SOYDAN

Türkler ile Bulgarların aynı soydan geldiğini de ileri süren Prof. Dr. Dinkov Türk-Bulgar ilişkilerinin samimiyet temelli bir bakış açısı ile tekrar yapılandırılması gerektiğini belirtiyor. Dinkov’a göre Türkiye ve Bulgaristan yeni bir Avrasya Birliği’nin temelini atmalı. Bunun Avrupa Birliği’ne yansıması da olumlu olacak, aynı zamanda AB’ye de daha kuvvetli bir katılım sağlayacak. Bulgaristan Yeşiller Partisi’nin de bir dönem genel başkanlığını yapan Prof. Dr. Dinkov Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi içinde ırk ayrımı yapmadığını, her ırkın kendi arasında eşit olduğunu, iktidarda da her ırktan temsilci yer aldığını belirtiyor. ‘’Amerika ve Avrupa Birliği Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş felsefesini kullanıyor” diyen Dinkov, “Osmanlı İmparatorluğu’nda etnik kimlik bilinci yoktu. Osmanlı birliği kanun önünde herkesin eşit olmasını sağlıyordu. İnsanlar siyasi ve ekonomik anlamında özgürdü. Osmanlı imparatorluğu, Amerika’nın ve şu anki AB’nin bir ön örneğiydi” diyor.

“BULGAR ÇARLARI TÜRKÇE KONUŞUYORDU”

Bulgaristan’ın yakın tarihte, uyguladığı soykırım ile Bulgaristan’daki Türkleri zorla Bulgarlaştırmaya çalışması, köyleri, kasabaları tank ve top ile kuşatıp Türk asıllıların adlarını silah zoruyla değiştirmesi, direnenleri katletmesi, sürgün kamplarına göndermesi belleklerimizdeki tazeliğini korurken, Prof. Dr. Stoyan Dinkov’un açıklamaları tarihi karartmaya çalışanların canını sıkacak nitelikte. Yaptığı araştırmalar sonucu elde ettiği bilgiler çerçevesinde hareket eden Dinkov o dönemde Türk asıllı Bulgaristan vatandaşlarını zorla Bulgarlaştırmaya çalışanlara tarih dersi de veriyor adeta. Asıl Bulgarların Türk kökenli olduğunu iddia eden tarih profesörü, bazı Bulgar çarlarının Türk olduklarını, kullandıkları dilin de Türkçe olduğunu belgeleriyle ortaya koyuyor. Bu konuda ‘ Turan tarihi’ adıyla yayımlanmış kitabı olan Stoyan Dinkov’un tezleri Bulgar siyasi tarihinde de mevcut. Geçmişte Bulgar tarih araştırmacılarının bazıları da bu iddiaları ortaya atmış, ancak Stoyan Dinkov kadar ses getirememişlerdi.

“OSMANLI’DA BULGARİSTAN’DA ESARET YOKTU”

Profesör Stoyan Dinkov, Osmanlı ile Bulgarların karşılaştıkları dönemde 300 bin nüfuslu, birkaç bölgeden ibaret olan Bulgaristan’ın, zaten gönüllü bir şekilde Osmanlı hükümdarlığına sığındığını bu şekilde de etnik kimliğini koruyabildiği görüşünde. 1878’deki Osmanlı-Rus savaşından sonra yapılan ilk sayımda, Bulgaristan’ın nüfusunun 7 milyondan fazla çıkmasının kendi tezini doğruladığını da iddia eden Dinkov, Osmanlı’nın Balkanlara ilk ayak bastığında, karşısında aç ve sefil bir Bulgar halkı bulduğunu, onu giydirip karnını doyurduğunu, diline, dinine ve kültürüne sahip çıktığını ve ortada asla bir Türk köleliği olmadığını söylüyor. Dinkov, Bulgaristan’da fanatiklerin sıkça dillendirdiği ve okullarda okutulan tarih kitaplarında da işlenen Batak katliamı iddialarını da reddediyor. Prof. Dr. Stoyan Dinkov Osmanlı yönetimine karşı 21 Nisan 1876’da başlatılan Batak ayaklanması sırasında, çoğu kadın ve çocuk 5 bin kişinin Batak’taki Sveta Nedelya kilisesinde Osmanlılar tarafından kılıçtan geçirildiği” yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı görüşünde. Batak olayının yan yana olan iki köyde gerçekleştiğini söyleyen Dinkov, o dönemde İstanbul’dan Balkanlar’a giden kervanların yol boyunca soyguna uğradığını, olayın da kervanlardan elde edilen ganimetin paylaşımında, köylüler arasındaki anlaşmazlıktan çıktığını vurguluyor.

“BATAK KATLİAMI BİR YALAN”

Olayların insanların yaşam tarzından kaynaklandığını belirten Dinkov’un konu hakkındaki görüşü ve değerlendirmesi de şu şekilde : “Batak’taki olaylar yerel gelişmelerle ilgilidir, ticari sebepleri vardır. Bu olayı özgürlük hareketi olarak nitelendiremeyiz. Bağımsızlık yanlılarının bastırılması olarak değerlendirmemek de lazım. Olayların kriminal bir yönü vardır. Devlet politikası olarak nitelendirilemez. O dönemdeki Karadağ-Sırp savaşı bu olaylara paralel giderken başka devletlerin de ajanlık hareketleri vardır. Önce Müslümanlar arasında korku salarak Müslümanların Hristiyanlaştırılacağı söyleniyor, Hristiyanlara da ‘’Müslümanlar sizi yok edecek’’ diye kışkırtma yapılıyordu. Bu ajanlık işlerini yapanlar daha sonra Balkanları ele geçirmek için çaba gösteren devletlerdir. Osmanlı’nın askeri Karadağ’daki savaşa müdahale etmek için yola çıkarken, bir tarafta da Osmanlı’ya karşı hareketlenen gruplar vardı. Osmanlı yönetimi, olayları yatıştırmak, asayişi sağlamak için asker göndermiştir Batak’a. Devlet müdahalesi var fakat olayları yatıştırmak ve asayişi sağlamak içindir. Bu olaylara Türkler kesinlikle karışmamıştır. Bu olayda Pomaklar ve Hristiyanlar vardır.” Dinkov, yakın köylerdeki Türkler’in Batak olayındaki mağdurlara yardım ettiğini de aktarırken “Bulgaristan’ın resmi tarihinde belirtildiği gibi olayları ‘Türklerin yaptığı’ yönünde bir gerçeğe dayanmamaktadır. Türkler oradaki mağdurlara yardım etmişlerdir” diyor.

FATİH SULTAN MEHMET SAYESİNDE KİLİSE

Açıklamasında Bulgarların Fatih Sultan Mehmet sayesinde kiliseleri olduğunun altını da çizen Dinkov ’’ O sultanın döneminde onlarca kilise inşa edildi. Osmanlı İmparatorluğu tarih boyunca, adeta Bulgarların ayrı bir etnos olarak muhafaza edilmelerini sağlamış oldu. Bizim topraklarımıza Osmanlı gelmemiş olsaydı, ne bir Bulgar kalırdı, ne de Ortodoks Hristiyan dinimiz. Bundan dolayı, Bulgarların Osmanlıya ve Türklere teşekkür etmeleri gerekiyor” diyor. Dinkov, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde, bugünün 60 devletinin bulunduğunu ve bunlarda da 100’den fazla etnik grup yaşadığını vurgularken, bu halkların hiç birinin dilini ve kültürünü kaybetmediğine de dikkat çekiyor. Osmanlı idaresi altına girip de Osmanlı devletinden dolayı etnik kökenini kaybeden milletin olmadığını belirten Prof. Dr. Dinkov, Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi içinde ırk ayrımı yapmadığını, her ırkın kendi arasında eşit olduğunu, iktidarda da her ırktan temsilci yer aldığını söylüyor.‘’Bu anlamda, Amerika ve Avrupa Birliği’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş felsefesini kullanıyor’’ diyen tarihçi AB’den sonra Asya Birliği’nin kurulacağını, ardından da AB ile Asya Birliği’nin birleşerek Avrasya Birliği’ni ortaya çıkacağını savunuyor. ”Osmanlı – Roma imparatorluğu, Bulgarlar ve Türkler” adlı kitabında Atilla döneminden günümüze kadar genel Bulgaristan ve Türkiye tarihini ele alan yazara göre Osmanlı İmparatorluğu Roma İmparatorluğu’nun devamı. Dinkov’a göre Osmanlı sultanları zamanın Avrupa idarecilerinden daha toleranslı. Dinkov Bulgaristan’ın Türkiye ve Türki topluluklarla çok sağlam bir ilişki kurması gerektiği görüşünde. Ona göre dünyanın geleceği bu birleşmede saklı.

RUS PROPAGANDASI VE KİMLİK EROZYONU

Prof. Dr. Stoyan Dinkov Bulgar basınında yer alan açıklamalarında kendilerine Osmanlı’yı kötü gösterme çabalarının Rusya’nın ideolojik ve siyasi emellerinden kaynaklandığı görüşünde. Dinkov’un bu konudaki analizi ise şöyle: ‘’Bulgaristan 14. yüzyılda çok küçük topraklara sahip, güçsüz ve üçe bölünmüş bir haldeydi. Vidin Bulgaristan’ı dediğimiz parçaya Macaristan göz dikmişti. Sırbistan ve Romanya’nın da Bulgaristan’da gözü vardı. Eğer Osmanlılar gelmeseydi tüm zayıfların başına gelen Bulgaristan’ın da başına gelecekti. Yunanistan Trakya topraklarını alacaktı. Sırbistan da bir pay alacaktı, çünkü o zamanlar onların dili bizim dilimize çok yakındı. Vidin Çarlığı da Macaristan’ın bir parçası olacaktı. Dobruca da Venediklerin idaresi altına girecekti, çünkü oranın yöneticisinin Venediklilerle çok iyi ilişkileri vardı. Bizden geriye ne kalacaktı? Hiçbir şey. Osmanlıların gelmesiyle etnik kimliğimiz tekrar sınırsız birliğine kavuştu. Bu büyük Osmanlı topluluğundan bir parça olsa da. Dobruca, Tırnova ve Vidin tekrar bir bütün oldu. Osmanlı hakkında olumsuz algı olan kölelik tanımı ise Rusya’nın ideolojik emellerinin ürünüdür. Bu Rusya’nın emelleri sonucunda gerçekleşiyor.

PANİSLAVİZM GERÇEĞİ

Ulu Ekaterina zamanında Panislavizm görüşü ortaya çıkıyor. Rusya dile dayalı, etnik kökene dayalı olmayan bir temelle Slav milletlerini birleştirmeye çalışıyor. Ruslar bizi Slav sayarak bir kültürel hücum başlatıyorlar. Ana gayeleri bu toprakları ele geçirip İstanbul’a kadar varmak. Kitlesel bir propaganda başlatılıyor. Güya onlara göre Bulgarlar Slav ve çok çile çekiyorlar. Fakat Bulgaristan’a Rusya’dan çok akıllı adamlar gelmiş. Onlardan biri de Dostoyevskidir. O kölelerin ne şekilde yaşadığını çok farklı bir şekilde anlatmış. Ve ben ona güveniyorum. Osmanlıya karşı ayaklanan Bulgarlar bu propagandanın ve Matsin ideolojisinin etkisindeydi. Aslında bunda kötü bir şey yok. Lakin bu ideolojilerin İtalya’da özel konumu vardı. Bu ideoloji bizde aynı işlevi görmedi. Matsin’in devrimci görüşleri Rusların Panislavizm görüşüyle birleşince küçük bir kaos meydana getirdi. Çoğu milliyetçi Bulgarların Türkiye’ye karşı olan olumsuz tavrının sebebi bu kaosta saklı. Ayrıca bu sadece bizde böyle değil. Dünya tarihine baktığımızda görüyoruz ki, her zaman karanlık güçler belirli amaçlar doğrultusunda milletleri en yakın dostlarından ayırmışlardır. Biz en yakın dostumuz Türkiye’den ayrı olunca onlar her isteklerini kolayca elde edeceklerdi.

ORTAK TARİHİMİZİ ÇARPITIYORLAR

Biz Türkler ile neden yolumuzu ayrı tutalım? Neden ayrı düşelim? Bizim tarihimizdeki tüm bulgular bizim de Türk asıllı olduğumuzu gösteriyor. Diğer iddiaların hepsi birer teoridir. Diğer teorileri destekleyen hiçbir gerçek delil de yok üstelik. Neden Nagi Sent Mikloş Hazinesi hakkında konuşulmuyor. Bu kesinlikle Bulgarlara ait ve onda Türk izleri var. Üzerinde Türk ve göçebe atları figürleri yer almaktadır. Bir de spekülasyon yapılıyor. Güya üzerindeki güneş ve ay Farsları simgeliyormuş. Lakin onun üzerinde güneş ve ay değil yıldız ve hilal var. Bu ikisi Türklerde İslam’dan önce de vardı. Bu simgeler Han Omurtak döneminde de vardı. Bu simgeler aynı zamanda Osmanlıların da simgeleridir. Osmanlılar İslam topraklarını fethedince bu simgeler İslam’ın simgeleri haline geldi. Türki topluluklarla yakınlaşma Bulgaristan’a yarar sağlar. Bunun ilk yararı halkımız için olacak ve kendimizi tanıyacağız. Kim olduğumuzu ve nereden geldiğimizi bileceğiz. Çok zamandır aldatıldık. İlk önce Slav diye, şimdiyse Fars kökenli diye. Bu topluma çok kötü yansıyor, çünkü bizde sivil anlayışlı bir toplum yok.

CİHAN İMPARATORU ATİLLA’NIN VARİSİYİZ

Biz kim olduğumuzu bilmiyoruz. Bizler en büyük Türk devletinin mirasçılarıyız yani Atilla’nın. Biz Fransa’dan Moğolistan’a kadar uzanan bir cihan imparatorluğunun varisiyiz, büyük bir cihan devletinin. Atilla’nın oğlu İrnik Batı Rusyayı, Baltık bölgesini, Kiyev ve Kırım’ı yönetiyordu. Onun yönettiği devlete Bulgaristan diyorlardı hatta Kubrat’ın yönettiği Bulgaristan’dan bile eski. Bu, tüm dünyada biliniyor, bir tek biz bilmiyoruz. Bu Panislavizm’in bir gereğiydi. Yani kendi tarihimizi bilmememiz Panislavizm’in bir sonucudur. Aynı sorun Rusya’daki Bulgarlarda da var. Volga Bulgaristan’ının mirasçılarında. Ancak şu an orda güzel şeyler oluyor. Onların partisi olan Bulgar Ulusal Kongresi oradaki en güçlü partidir. Gerçek bir özgür seçimde iktidar olabilirler. Bulgaristan’ın Türki devletlerle ilişki kurması ileride Avrasya Birliği’nin kurulmasına yol açar. Ancak önce Asya Birliği’nin meydana gelmesi gerek. Sonra Avrupa Birliği ile Asya Birliği birleşecek. Bu, dünyanın geleceği. Bizim tarih yazarlarımız yalan yerine gerçekleri yazmaya başlarsa Bulgaristan’ın dünya üzerinde çok önemli bir yeri olacak.

HIRİSTİYANLIK VE SLAVCA ZORLA KABUL ETTİRİLDİ

Biz sadece AB üyesi değiliz, aynı zamanda Slavca konuşuyoruz. Velev ki zorla kabul ettirilmiş olsun. Ve dahası Hıristiyan’ız. Yani birçoğumuz. Geriye sadece gerçek tarihimizi yazmak kalıyor. Slavcanın bize zorla kabul ettirilmesi ise din sayesinde oldu. Bulgarlara Hıristiyanlığı zorla kabul ettirme sırasında 100 bini aşkın Bulgar katledildi. Bu din bize Bizans tarafından zorla kabul ettirildi. Aynı şekilde alfabe de zorla kabul ettirildi. Öyle bir alfabe ki 4. asırdaki bir alfabe baz alınarak hazırlanmıştı. Atalarımız yani Proto Bulgarlar başka alfabe kullanıyordu. Bu da Türklerin kullandığı bir çeşit alfabedir. Hatta bu alfabeden bazı harfler alınıp yeni alfabeye de konulmuştur. Bu uygulamalar sayesinde 1. Boris iktidarında Bulgaristan’a Bulgar hanları tarafından kovulan anti denen Slav kabileleri geri dönüş yaptı. Bize böylelikle onlar sayesinde Slav dilini empoze etmişlerdir. Ve böylece herkes Slavca konuşmaya başlamıştır. Bu dönemde insanlar okur yazar değillerdi. Biz alfabeden bahsediyoruz. Muhtemelen o zaman sadece bin civarında kişi okuma yazma biliyordu. Bir şeyler öğrenmek istediğimizde ise dinin de etkisiyle Slavcayı öğrenmek mecburiyetinde kaldık. Bu Doğu Roma İmparatorluğu’nun Bulgaristan’ı yok etmek için yaptığı en önemli harekettir. Bulgarlar’ın etnik kimliğini nasıl koruyabildikleri konusuna gerçekçi bakarsak biz yokuz aslında. İkinci Bulgar Çarlığı Kumanlara ait. Genellikle burada yaşamak isteyen Proto Bulgarlar ağır koşullara mahkum edilmiştir. Hiçbir yere gitme hakkı olmayan kırsal köylüydüler. Ağır vergiler ödüyor, köle gibi çalışıyorlardı. Geri kalanları Kuman ve geri dönüş yapan Antilerdi. İkinci Bulgar Çarlığı hanedanı Kumanlardandı.’’

OSMANLI BİRLİĞİ GİBİ DEVLET YOK

Türkiye’deki konferanslarında ‘’Bulgarlar, Osmanlı Devleti sınırlarında yaşadığı için teşekkür etmelidirler. Kendi sınırları içinde yaşadıkları için Osmanlı’dan mutlu olmalıdırlar. Üç kıtaya yerleşmiş olan Osmanlı sınırları içinde 100 kadar farklı etnik grup yaşamaktaydı. Osmanlı devleti içinde bütün etnik ve dini gruplar muhafaza edilmiş, hiçbir dil yok edilmemiştir. Osmanlı’nın sınırları içinde yaşamış bugün dünyada 60 devlet var. Bu da bu günkü dünya devletlerinin dörtte birini oluşturmaktadır. Dünya tarihinde henüz böyle bir devlet yok. Ben Osmanlı İmparatorluğuna daha çok “Osmanlı Birliği” olarak bakmaktayım. Osmanlı, bugünkü ABD’nin eski bir prototifidir’’ diyen Prof. Dr. Stoyan Dinkov Türkiye’nin son derece güçlü bir devlet olduğunu da belirtiyor. Dinkov; Bulgaristan’ın şu an hem ekonomik ve hem de siyasi yönden çok sancılı bir dönemde olduğunu, bütün siyasi partilerin Kremlin tarafından finanse edildiğini belirtip, ‘’Eminim ki Türkiye Bulgaristan’a çok büyük yardımda bulunacaktır’’ sözleriyle, temennilerini de dile getirmekten kaçınmıyor. Kendi düşüncesine göre Bulgaristan’ın kurtuluşunun Türkiye eliyle olacağını da vurgulayan Dinkov, Ermeni iddiaları için de en iyi yanıtın arşivlerde olduğunu, dünyadaki tüm arşivlerin araştırmacılara açılması gerektiğini söylüyor.

ERMENİ İDDİALARI YALANLAR SİLSİLESİ

Prof. Dr. Stoyan Dinkov Ermeni tehcirinin 101. yılında, dünya çapında çeşitli anmalara konu olan 1915 yılı olaylarıyla ilgili olarak Birinci Dünya Savaşı’na karışan devletlerin tümünün arşivlerini açmaları gerektiği görüşünde. Osmanlı yönetimince Ermenilere soykırım yapıldığı iddialarının ancak bu şekilde aydınlanabileceğini söyleyen Dinkov sadece Osmanlı’nın değil Ermenistan, Rusya, Fransa, İtalya ve İngiliz arşivlerinin de açılması gerektiğini belirterek, “Tarihçilerin haricinde sosyolog ve psikologların da olayı incelemesi gerekir. Olaydan 20-30 sene önceki etnik bilincin nasıl oluştuğunun görülmesi gerekir. Osmanlının yönetim tarzında toplum etnik olarak ifade edilmiyordu. Etnik ayrımcılık yoktu. Tüm etnik kimlikler Osmanlılı olarak kabul edilirken, o dönemde bireyler etnik kimlikleri altında birleşmeye başlıyorlar.” diye konuşuyor. Dinkov, incelediği bir Rus generalin arşivinde bu olayların farklı açıdan yansıtıldığını gördüğünü de ifade ederken, konuyu şu cümlelerle aydınlatıyor: “Bu generalin Rus imparatoruna ve başkomutanına yazdığı günlükler var. Doğu Anadolu’daki olayları farklı açıdan yansıtıyor. Bunun arşivine baktığımızda bu olaylarda Türkler hiç yer almamıştır, Osmanlı hükümeti de bu işlere müdahil olmamıştır. Bu olayın içinde Kürtler, Ermeniler ve Rusların olduğunu görüyoruz. Osmanlı hükümetinin, yönetiminin rolünün olmadığını görüyoruz. Ermeni, Kürt ve Türk dil grubu var olayların yaşandığı bölgede. Aynı dil grupları Rus sınırları içerisinde de var. Rusya sınırları içinde de aynı grupların yaşadığı biliniyor, fakat o taraftaki olaylar hiç dile getirilmiyor. Kimin çıkarının olduğuna bakacak olursak Kürtlerin ve Ermenilerin çıkarı olduğunu görüyoruz. Olayları sadece Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türklere indirgemek olmaz.”

Kaynak: http://www.ekrangazetesi.com/haber/18278/bulgar-tarihci-dinkov-biz-de-turklerdeniz-ve-atillanin-varisiyiz.html




Muharrem yıldırım
13.01.2020 12:29:43
Bunu bir Türk Tarihçisi açıklamıyor. Bir Bulgar Tarihçisi ve Açıklıyor. Kendilerine teşekkür ve tebrik ederim.

Mehmet Donertas
13.01.2020 18:45:32
Prof. Dr. Stoyan Dinkov'un açıklamaları ve tezleri tarih, coğrafya dil ve kültürlerle örtüşüyor. Araştırma ve paylaşımlarının devamını dilerim.

Yusuf çigin
13.01.2020 19:35:41
Bulgarların Aslı Türktür. Macarlar, Fınliler, katalanlar, Gagauzlar, Kızılderililer, ve birçok Ayrı densede ırk olarak soyları Elbette Türktür ( M.K,ATATÜRK 'ün , GÜNEŞ teorisi boşuna degildir)

Hasan H. Doğanyılmaz
13.01.2020 22:47:26
MS. 850 - 900 Yılları. Müslümanların atak yaptığı yıllar. Arabistandan Bulgaristan'a Arap bir elçi gider. Elçi Bağdatta etkin olan Türklerden Türkçeyi öğrenmiştir. Bulgaristan gittiğinde, Bulgar hükümdarları ile Türkçe konuşup anlaşır. Bu da gösterir ki, Bulgarlar Türk asıllıdır...

Sadi Bayram
14.01.2020 15:00:19
BULGARLAR’IN ANTİK BAŞKENTİ BULGAR ŞEHRİNDEKİ İSLAM DÖNEMİ MİMARİ ESERLERE AİT PANORAMA XV.Türk Tarih Kongresi Ankara,11-15 Eylül 2006’da bildiri olarak eski Bulgar şehrinde çekilen fotoğraflarla birlikte sunulmuş olup, Kongreye Sunulan Tebliğler, C.4,4.Kısım,Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2010, s.2111-2114’de yayımlanmıştır. Sadi BAYRAM Kazan Şehrinin kuruluşunun 1000. Yıldönümü münasebetiyle 8-12 Eylül 2005 tarihinde Tataristan’ın Başkenti Kazan’da bulundum. Bu münasebetle de Bulgarların eski Başkenti Bulgar şehrini Prof.Dr. Osman Fikri Sertkaya, Kazan’da bulunan Türk Başkonsolosluğu ve Prof.Dr.Reşat Genç’in himmetiyle ziyaret fırsatı yakaladım. Kendilerine teşekkür ederim. Ayrıca bu konuları 35 yıl önce gündeme getiren ve eski Sovyet Döneminin kısıtlı şartlarında araştırmalarda bulunarak yayımlayan Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Profesörlerinden rahmetli Akdes Nimet Kurat’ı saygı ile anarak konuya girmek istiyorum.. Hazar Denizinin kuzeyinde İdil Irmağının kenarında, bugünkü Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin Başkenti Kazan’ın takribi 120 Km. güneyinde, Bulgarlar’ın antik Başkenti Bulgar şehri, günümüzde harabe halindedir. Bulgarlar, Türk menşeli bir kavim olup, M.Ö.ki yüzyıllarda Orta Asya Tienşan Dağlarının batısında yaşamış, Hunlarla birlikte M.S. III. Yüzyılda Batıya yönelmişlerdir. M.S.III. yüzyılda yaşayan Suriyeli Mar-Abbas Katinu, M.Ö. 149-127 yıllarında Bulgarlar’ın Kafkasya’nın kuzeyinde olduklarını söyler. Utigur Bulgarları İdil-Kama bölgesinde M.S.VII-VIII. Asırlarda bir devlet kurdukları ve otokton Fin-Ugur kavimleri kontrol sahalarının içine dahil ederler. Ülkeye hayat veren İdil ( Etil) ile Kama ( Çolman ) nehirleri olup, Finliler bu nehre ‘’ Rha’’, sonardan da Volga adını takmışlar, Slavlar da bu ismi benimsemişlerdir. Çuvaşlar ‘’ Atal ‘’ derler. Su anlamındadır. İdil Nehri; Sibirya’yı İran’a-Ulu Türkistan’a Hazar Denizi vasıtasıyla bağlayan önemli bir ticaret su yoludur. Kereste, deri, kürk ticareti yapılır. Bu gün de aynı öneme haizdir. Nitekim, Tataristan’ın Başkenti Kazan’dan Bulgar şehrine deniz otobüsü ile seyahat ettik. Bu esnada tonajı yüksek bir çok nakliye gemisini söz konusu ırmak üzerine bizzat gördük. Bugün Tataristan’ın Başkenti Kazan’ın 115-120 km. güneyinde Kama ile Volga’nın birleştiği yerin biraz altında bulunan eski Bulgar Şehri, IX ve XII. Yüzyıllarda Doğu Avrupa’nın önemli bir ticaret merkezidir. Bulgarlar’ın Doğu komşuları Başkırtlardır. Bulgarlar önceleri Şaman dinine mensuptular. Ancak IX. Yüzyıla doğru Türkistan ve İslâm dünyasından gelen tüccarlar burada bir Müslüman nüfus yaratmışlar ve Bulgar Hanı Almuş’ın Müslümanlığı kabul etmesiyle Müslüman bir devlet haline gelmişlerdir. İbn-i Faldan Seyahatnamesinden öğrendiğimize göre; 920 tarihinde Almuş Han Bağdad Halifesi el Muktedir Billâh Cafer’e bir mektup göndererek ‘’ İslâm dinini öğretecek fakihler, cami ve bilhassa istihkâm yapmasını iyi bilen ustalar göndermesini ve istihkâm masrafları için de ayrıca para göndermesini ‘’ rica etmiştir. Halife Muktedir Billah Cafer, Almış Han’ın ricasını kabul ederek Sausan al-Rasi Başkanlığında kalabalık bir heyet teşekkül ettirmiş ve bu heyete de kâtip ve hediyeleri teslim memuru olarak Ahmed İbn-i Fadlan’ı dahil etmiş ve heyet 11 Safer 309 - 2 Nisan 921’de Bağdad’dan hareketle 12 Muharrem 310 - 12 Mayıs 922 tarihinde Bulgar şehrine varmıştır. Seyahat anılarını kaleme alan ibn-i Fadlan Seyahatnamesinden konuyla ilgili bilgiler bulunmaktadır. İbn-i Fadlan, Bulgar Hükümdarına, Bulgar Emiri ve Meliki tabirini de kullanmaktadır. İdil sahası Bugar ili olarak zikredilir. 943-944 yılında Bulgar Meliki Almuş’un oğlu Hacca gitmiş ve Bağdad’a uğrayarak Halife’yi ziyaret etmiştir ve hediyeler takdim etmiştir. 1223 yılında Kafkas-Don sahasında Rus Kumanları yenerek Aral Gölü civarına dönmekte olan Mogol-Tatar ordusuna Bulgarlar hücum ederek mağlup etmişler, 1236 yılında Batu Han’ın Batı Seferine bu hücumla zemin hazırlamışlar, Mogol-Tatar Ordusu 1236 yılında Bulgar şehirlerini yakıp-yıkmışlardır. 1361 yılında ise Altınordu Hanı Pulat Timur tarafından Bulgar yurdu tahrip edilmiştir. 18 Nisan 1391 ve 15 Nisan 1395 tarihlerinde Timur’un Toktamış Han’a karşı iki seferinde İdil Nehri Boyunda bir çok yer tahrip olmuştur. Daha sonraki yıllarda Kazan ve Nijni Novgorrod şehirlerinin yıldızı yükselerek Bulgar şehri tarihin karanlıklarına gömülmüştür. XIV. yüzyıl başlarında nüfusu takriben 100.000’i bulan şehirde, XIII.Yüzyıl sonlarından kalan bir cami, hamam, üç türbe külliye şeklindedir. Caminin kalın gövdeli minaresi kalmış, caminin de temelleri günümüze erişmiştir. Hamam’dan tek bir mekan kalmış olup, İslâm mezar taşları burada muhafaza edilmektedir.Türbe ve cami duvarları dondurulmuştur. Çar Petro 1722’de , 1767’de II.Katherina Bulgar şehrini ziyaret etmişlerdir. Çar Petro zamanında bir çok binanın daha yıkılmamış olduğu, Rus köylerine ve manastırlara kilise yapmak için yağma edildiği, Rus Papazlarının Hıristiyanlık taassubu ile islâmi devirden kalan izleri yok etmek maksadını güttükleri söylemek mümkün. Nitekim, II.Katherina burayı 1767’de ziyaret ederken; Nazırlarından Panin’e ‘’ Burada henüz kalan binalar gayet iyi taştan yapılmıştır. Bu harebelerin tek bir tahripkârı vardır. Kazan Başpapazı Luka, mütevaffa Çariçe Elizaveta Petrovna zamanında bunlara haset ederek bir çoğunu yıktı, enkazını kilise ve manastırlarının inşasında kullandı. Petro ise, bu eserlerin muhafazası için emir vermişti ‘’ Camiin hemen kuzeyine XIX. Yüzyıl ortalarında kasıtlı Uspenia adlı bir kilise inşa edilmiştir. Bu külliyenin kuzey-doğusunda, ikinci bir hamam ve Kiçi Minare adı verilen bir cami mevcut olup, minare Orta Asya mimarisi gibi kalın gövdeli olup, kısmen restore edilmiştir. Yanında bir Han Türbesi ve batı kısmında toprağa gömülü bina kalıntısı vardır. Dolayısıyla burada da bir külliye mevcut olduğu anlaşılıyor. Hamamın da sadece temelleri açığa çıkarılmış ve kısmen dondurulmuştur. Isıtma sistemi de görülebilmektedir. Kiçi Minare adı verilen bu camiin güney doğusunda, takriben 500 m ileride yine büyükçe bir çifte hamam mevcut olup, beden duvarlarına kadar restore edilerek dondurulmuştur. Hamamın halvet, sıcaklık ve külhan kısmı ayaktadır. Hamamın batısında ise XV. yüzyıl Osmanlı türbelerini andıran bir türbe mevcut olup, turist rehberleri, müze yetkilisi, buna yanlış olarak medrese adını vermektedir. Bulgar şehri kuzeyde 1,2 km. güneyde 3 km. lik bir sahaya yayılmış olup, çok küçük bir kısmı açığa çıkarılmış, halen kazı çalışmaları devam etmekte ve uzun yıllar süreceği de sanılmaktadır. 1850’lerde cami yanına inşa edilen kilise arkeoloji müzesi haline getirilerek çıkan eserler burada teşhir edilmektedir. Ayrıca Kuzey doğudaki eski eser olmayan, belki kazı evi için inşa edilmiş, tek katlı yeni bir yapıda, Tataristan ressamlarının yağlı boya tabloları da sergilenmektedir. Faydalanılan kaynaklar; Akdes Nimet Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk kavimleri ve Devletleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1972, s.108-118, Akdes Nimet Kurat, Bulgarlar, Maddesi, İslâm Ansiklopedisi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1972, C.II, s.781-801. Laslo Rasonyi, Tarihte Türklük, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1969, s.88-95. Konu ile ilgili Tatarca kaynaklar : Rafael M. Veliyev-Cemil A.Muhammedşin, Büyük Bulgarlar-Bolkar-Tatar Uygarlığının Anıtı, Türksoy, Ankara 2000,( Aşağıdaki kaynaklar Tatarca olup söz konusu yayından alınmıştır.) Rizaeddin Fahreddin, Bolgar ve Kazan Türkleri. Kazan, Tataristan Kitap Neşriyatı, 1993. Şihabeddin Mercanî, Mustefadü'l-Ahbar fi Ahvali Kazan ve Bolgar, Kazan, Tataristan Kitap Neşriyatı, 1989. Gabdelbari Battal (Abdullah Battal TAYMAS), Kazan Türkleri,Kazan,Tataristan Kitap Neşriyatı, 1996 A. H. Halikov, Birinci Devlet, Kazan, Tataristan Kitap Neşriyatı, 1991. Gaziz Gobeydullin (Aziz Ubeydullah), Tarihi Sahifeler Açılganda. Kazan,1989. Hisameddin Müslimı, Tevarih-i Bolgariye, Kazan, 1902. Kul Ali, Kıssa-i Yusuf, Kazan, 1983. Hadi Atlası, Kazan Hanlığı, Kazan, Maarif Yayını, 1920 T. V. Y osıpov, Bolgar Epigrafikasına Giriş, Moskova-Leningrad, SSCB Bilimler Akademisi Yayını, 1961. Şehr-i Bolgar, Tarih ve Medeniyeti Hakkında Makaleler, Moskova, SSCB Bilimler Akademisi Yayını, 1961. . ll. Şehre-i Bolgar, Hünercilik (Sanatkarlık) Hakkında Makaleler, Moskova, SSCB Bilimler Akademisi Yayını, 1986. 12. Şehr-i Bolgar, Hünercilik (Sanatkarlık) Metal Yapımı, Kazan 1996. 13. Ferit S. Hekimcanov. Bolgar Epigrafiyalarının Dili, Moskova, Bilimler Akademisi Yayıll1,1983. G. Möhemmediyev. 12-15. Yüzyıllarda Bolgar-Tatar Para Sistemi, Moskova,SSCB Bilimler Akademisi Yayını, 1983. R. M. Veliyev, 9-13. Yüzyılların Başında İdil Bolgarlar'ında Ticaret ve Para Ölçüsü Sistemi, Kazan 1995. . Kuybışev Arkeolojik Araştırma Gezisi Çalışmaları, 1-4 . Ciltler, Moskova, 1951, 1958, 1960, 1962. R. G. Fehretdinov, İdil-Kama Bolgarının Arkeolojik Hatıraları ve Yaşam Alanları, Kazan, 1975. A. P. Smimav, İdil Bolgarları, Moskova, 1951. 19. A. P. Kovalevskiy, Ahmed ibn Fadlan Kitabı ve Onun 921-922 Yıllarında İdil Boyuna Seyahati, Harkov, 1956. S. M. Şpilevskiy, Kazan Vilayetinde Eski Şehirler ve Başka Bolgar-Tatar Hatıraları, Kazan, 1877. Mirkasım A. Gosmanov, 17-18. Yüzyıl Tatar Tarihi Kaynakları, Kazan 1972. 22. R. R. Fasmer, 10. Yüzyıl Bolgar Paraları Hakkında, Kazan, 1925. F. H. Veliyev, İdil Boyu Halklarının Eski Sanatı, Yoşkar-Ola, 1972. A. S. Başkirov, İdil Boyundaki Bolgar-Tatar Medeniyeti Heykelleri, Kazan,1928. V. F. Smolin, Eski Bolgar Harabeleri Boyunca, Kazan, 1926. Cemil G. Muhemmetşin, Ferit S. Hekimcanov, Şehr-i Bolgar'ın Epigrafya Heykelleri, Kazan, 1987. www.sadibayram.com'da Bulgaristanda Müftü Yetiştiren Okul : Nüvvap , Bulgarstan'daki Türk vakıfları konulu makeleri de var..

Mustafa ertorun.
14.01.2020 17:13:51
Bravo gerçekleri olduğu gibi yazmîş.her miller aslını bilip dönmeli.ancak o zaman adalet gelir herkes tarafına geçer.buyük birliktelikler gelişir ve küçükler arada harcanmaz..

Umut Ülke
15.01.2020 04:10:49
Son derece önemli bir yazı. Teşekkür ederim. Biz böyle olduğunu biliyorduk ta, Bulgarlar'ın öğrenmesi iyi olmuş.

Menderes Demir
17.01.2020 01:19:31
Harika bir yazı eline saglık yazanın

HABERLER