Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Bugün yazımı iktidar yanlısı bir gazetenin üç yazarının köşelerinden göz açıcı bölümlere ayırdım

Fehmi Koru, iktidara yakın Türkiye Gazetesi’nin bugünkü nüshasında yer alan, yapılan bazı yanlışlara dikkat çeken, adı geçen gazetenin üç yazarının yazılarından örnekle veriyor.

Her sabah yazı başına oturmadan önce internetten beş gazetenin sitesinin haberlerine ve daha çok da köşe yazılarına bakıyorum.

Beş gazetenin beşi de farklı eğilimden.

O gazetelerin hangileri olduğunu kendime saklamayı tercih ederim; ancak birini bugün mecburiyetten afişe etmem gerekiyor.

Tembellik yapmaya karar verdiğim için…

Düşüncelerimi paylaşmak yerine Türkiye gazetesinde bugün yayımlanan üç ayrı köşe yazısından bazı bölümleri buraya aktaracağım.

Üç yazardan birer bölüm.

İlki ülkemizdeki bir güvenlik uygulaması ve ‘her şeyin altında yabancı parmak arama’ alışkanlığı ile ilgili.

Okuyalım:

“Türk ırkından olmayan TC vatandaşlarının memuriyete giremeyeceğine dair yazısız bir kanun vardır. Sadece bunlara değil; mühtedilere; hatta ninesi Ermeni veya Rum olanlara bile tatbik edilmiştir. Mülakatta atlanırsa, emniyet tahkikatında; burada atlanırsa, MİT tahkikatında ortaya çıkar. Nüfus kayıt örneği verilirken, bu husus gizli bir işaretle vesikaya işlenir.

İnsanoğlu her felâketin arkasında eskiden metafizik güçler ararken, son zamanlarda ya harici bir düşmanın, ya da -daha kötüsü- içeriden gizli bir hainin rol oynadığına inanmayı tercih ederek kendini rahatlatmakta veya meseleyi çözdüğünü düşünmektedir. Kötü şeylerle belli bir ırk veya topluluğu irtibatlandırmak zamanın hastalığı olmuştur.”

[Yazının başlığı: “Pakraduniler… Gizli bir topluluk mu? ‘Günah keçisi hayaletler mi?” Yazarı: Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci]

İkinci alıntım medya değerlendirmesi yapılan bir köşe yazısından.

Okuyalım:

“Milliyet gazetesindeki değişiklik dikkatimi çekiyor. Hem tasarım hem muhteva yumuşadı. / Eskiden Ankara mahreçli uzun siyasi haberler çıkardı. Şimdi bilhassa çevre haberlerine ağırlık veriliyor. / Öyle ki gazete geçen hafta, yedi günün dördünde kuruyan bir gölü manşetine taşıdı. Marmara, Burdur, Bafa ve Ulubat Gölü’ndeki çevre felaketleri büyük puntolarla aktarıldı.

Kuruyan sadece göller değil. Taraftarlık da haberciliği kuruttu. / Bu sebeple siyasi haberlerin yerine; çevre, eğitim, tarım, teknoloji gibi alanlar Milliyet için önemli bir kaçış noktası olmuş gibi görünüyor.

Türkiye’deki siyasi iklimin canlı, hararetli ve hareketli olmasından dolayı bu tür konular ‘suya sabuna dokunmak istemeyenlerin tercihi’ gibi görünse de esasında ülkenin gerçek gündemi. Bugün olmasa bile yarın mutlaka konuşacağız.”

[Yazının bu bölümünün başlığı: “Kuruyan habercilik”. Yazarı: Fatih Selek]

Üçüncü yazı her gün hiç aksatmaksızın dini konularda sorulan sorulara fetva diliyle cevap verilen bir sütundan.

Okuyalım:

Sual: Mal, mülk, makam, mevki elde etmek için dini kullanmak, dindar görünmek, dinimiz açısından uygun olur mu?

Cevap: Riya, bir şeyi olduğunun tersine göstermektir ki kısaca, gösteriş demektir. Ahiret amellerini yaparak ahiret yolunda olduğunu göstererek, dünya arzularına kavuşmak demektir ki kısaca, dünya kazancına dini alet etmektir. İbadetlerini göstererek, insanların sevgisini kazanmaktır. Sözleri veya ibadetleri riya ile olan kimsenin, din bilgisi varsa, buna Münafık denir. Din bilgisi yoksa, buna Din yobazı denir. Fen bilgisi olmayıp da, kendisini fen adamı tanıtıp, kendi görüşlerini, fen bilgisi olarak söyleyip, Müslümanları aldatmaya, bunların dinlerini, imanlarını bozmaya çalışan islam düşmanlarına Zındık veya Fen yobazı denir. Din yobazlarına ve fen yobazlarına aldanmamalıdır.

Başkalarının sevgisine ve methetmelerine, övmelerine kavuşmak için, dünya işleri ile, onlara iyilik yapmak, riya olur. İbadet ile olan riya bundan daha fenadır. Allahü teâlânın rızasını hiç düşünmeden yapılan riya, hepsinden daha fenadır.”

[Yazının başlığı: “Dünya kazancına dini alet etmek”. Yazarı: Osman Ünlü]

Bulunduğum bazı ortamlarda hangi yayınları takip ettiğimi öğrenmek isteyenler de çıkıyor. Her sabah ilk iş olarak göz attığım gazetelerin isimlerini verdiğimde en çok “Neden o?” merakına maruz bırakıldığım gazete ismi ‘Türkiye’ oluyor.

Galiba bir zamanlar kendisini “Huzur veren gazete” diye tanıtmasından kaynaklanan bir önyargıyla…

Şu sıralar biraz farklılaştı Türkiye; hiç değilse bazı köşeleri öncü uyarı sistemi görevini fazlasıyla görüyor. Aktardıklarım, sadece bugünkü gazeteden bir tutam örnek. 

Umarım, iktidar çevreleri orada karşılaştıkları uyarıları dikkate alıyordur.




HABERLER