Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


“Bir günlük” iktidar: Popülizm ve siyaset

Demokratik egemenliğin kurgulandığı siyaset sahnesinde çoğunluklara verilen imtiyaz aslında seçmenin siyasetçiyi “aldatmaya” azmettirmesi haline bürünüyor.

Milli Gazete'den Bekir Gündoğmuş Analiz Etti...

Seçmenlerin rızasını kazanarak ya da üreterek yönetme gücünü eline almak siyasetin ana hedefi. Böyle olunca da siyasetçiler seçmenin desteğini bir şekilde almak için meşru ya da gayri meşru olmasına bakmaksızın “amaca giden her yol mubahtır” anlayış(sızlığ)ıyla her türlü adımı atabilmektedir.

Dün “ak” dediğine bugün “kara” diyen siyasetçilerin varlığı da bundandır zira.

Lakin daha acı olan başka bir duruma dikkat çekmekte yarar var.

Bu hesapçılıklarıyla adeta tukaka ilan edilen siyasetçilerimiz ne hikmetse hep el üstünde tutulmaktadır. Seçmenlerimiz bu tarz siyasetçileri kendisine ana-baba-bacı ilan edivermekte, “çalıyor ama çalışıyor” diyerek usulsüzlükleri normalleştirmektedir.

Siyasetçinin penceresinden bakılırsa sonuçta ana maksat iktidara gelmek.
İktidara meşru yollardan gelmenin yolu da meşru seçimlerde yeteri oranda oy almaktan geçmekte. Bunun için seçmenleri ikna etmek, sandığa gidip desteklemeye motive etmek hatta belki cesaretlendirmek de adeta bir zaruret.

Ne olacak o zaman?

Doğal olarak bazen akla yatmayan ama halkın hoşuna gidecek adımlar atmak, politikalar geliştirmek, metotlar denemek gerekecek!

Yani eyledilen ile söylenilen çelişecek!

Peki, bu durumda bu çarpıklığı dert edinen ciddi bir kitle var mı seçmenler arasında?

Ne yazık ki hayır.

Ne Türkiye’de ne de dünyanın herhangi bir ülkesinde adalet merkezli ilkeli siyaseti önceleyen insanlar çoğunluğu oluşturmakta.

Buna şaşmak mı gerekir denilirse hiç şaşırmadığımı peşinen söylemeliyim.

Hatta beni esas şaşırtanın “çoğunluğun sağduyusu” söylemleri olduğunu da özellikle ilave etmeliyim. Dünya tarihinde “çoğunluğun sağduyusuyla” kazanılan zaferler, engellenen zulümler gibi bir hikaye bulunmadığını biliyoruz.

Hatta tam aksine “nice azınlıkların nice çoğunluklara galebe çaldığına” inanıyor ve iman ediyoruz.

Demokratik egemenliğin kurgulandığı siyaset sahnesinde çoğunluklara verilen imtiyaz aslında seçmenin siyasetçiyi “aldatmaya” azmettirmesi haline bürünüyor.

Onun için siyaseti ahlaki zeminde yürütmek için çok fazla çaba sarf etmek gerekiyor.

Bu öyle bir çaba ki ahlaki zemin ile iktidara gelmek arasındaki gerçeklikler konusunda da denge kurulması elzem.

Zira idealizm ile yürünülen siyasal mücadelede popülizme karşı alınan tavır siyasi hareketi seçmenden de uzaklaştırmamalıdır.

Nitekim kırmızıçizgiler ile sınırları kurgulanacak bir popülizm, siyasette tıkanan damarları açma işlevi de görebilir.

Yeter ki, insanları tümden kötülüğe sevk edecek bir yöne evrilmesin süreç.

İyi niyet taşlarıyla örülmesin cehennemin yolları.

Ama tüm zorluğuna rağmen lezzet de bereket de bu zorlu tercihte tabi.

Siyasal hayatımızdan bir örnekle hitama erdirelim yazıyı.

Aradaki yıl farkını görmezseniz, 28 Haziran’da başlayıp 30 Haziran’da biten “bir günlük” iktidarda yapılanların bereketi onlarca yılda elde edilemedi örneğin.

Ne var ki, iktidara gelmek insanların oyunu/onayını almak da kolay olmadı elbette.

Önemli olan “o bir günün” hakkını verebilmekte.


Haber Kaynak : Milli Gazete


HABERLER