Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Bir Alman’ın hac günlüğü

Taha Kılınç, daha önce Katolik olup bilahare Müslüman olan ve anıları “Mekye’ye Yolculuk” adıyla Türkçeye de çevrilen Alman dışişleri mensubu Murad Wilfried Hofmann’ın ifa etmiş olduğu hac’la ilgili anılarına yer veriyor.

“Bu ‘dur-kalklar’ arasında, Müzdelife’ye gecenin 11’inde yaklaşmış, ama henüz varamamıştık. Rabat’tan bir imamın öncülüğünde akşam ve yatsı namazlarımızı birleştirdik. Ağrıyan dizlerimiz, nohut büyüklüğündeki küçük ama keskin çakıl taşlarıyla kaplı zeminde eziliyordu. Şimdi dizimizi yaralayan bu taşlardan 49 tanesini, Şeytan taşlamada (recm) kullanmak için toplamamız gerekiyordu.

Ayrıca bize kumanya verileceği söylenmişti, ancak yiyecekler bize ulaşmadan yola çıkmak zorunda kaldık. Buna pek üzülmedim. Çünkü haccın geçen günleri boyunca birkaç parça tavuk, bir avuç bezelye, bir elma ve bir muzla yetinmeye alışmıştım. Yalnızca içecek hep aklımızdaydı, ancak hiçbir zaman su kıtlığı çekmedik. Hac boyunca resmî makamlar, çeyrek litre su içeren 80 milyon plastik torba dağıtıyor. Mina’nın her buluşma noktasında küçük karton kutular içindeki meyveler kalabalığa fırlatılıyor.

Gecenin 2’sine doğru, otobüsümüz Mina’ya döndü ve taşlanacak üç büyük taştan birinin yanında durdu. Şeytan taşlama, kişinin kendi içindeki ve etrafındaki dünyada bulunan Şeytan’ı nihaî olarak reddetmesini sembolize etmektedir. Kalabalığın arasında ilerleyerek yeterince güçlü taşlayabilmek için öne çıktım. (Geleneksel olarak, taşlar yalnızca iki parmakla tutulup atılır.) Ama yine de arkadan gelecek taşların hedefi olmamak için güvenli bir mesafede durdum.

Gerçekten etkileyici bir an! Yalın düşünen birçok kimse, yaşamları boyunca Şeytan’ı en azından bir kez açıktan taşladıkları fikrinin cazibesine kolayca kapılabiliyor. Bu yüzden koca taşlar, sandaletler ve hatta şemsiyeler fırlatılabiliyor.

Otobüsümüzün önünde ellerinde makaslarla bir çocuk grubu duruyordu. Bundan söz etmemiş miydim? Başımızı tamamen kazıtmak istemediğimiz için, en azından bir tutam saçı üç riyale kesmek istiyorlar. Sonunda istedikleri oluyor.

Böylelikle tüm hac görevlerimizi yerine getirmiş olarak ihramdan çıkabilecektik. Ama kimse bu rahatlığın peşinde değildi. Hepimiz coşkulu bir din aşkına kapılmıştık. Bu yüzden, tanyeri ağarmadan Mekke’ye yetişmeye koştuk. Gözleri kızarmış Filipinli otobüs sürücümüzün de aynı aşk içinde olduğunu söylemeye gerek yok. O da ihramlıydı.

Şimdi üçüncü kez Kâbe’yi -bu kez gece vakti- tavaf edecektik (İfâda tavafı). En azından 800 bin hacı aynı muhteşem fikri düşünmüştü ve inanılmaz bir enerji birikmişti. Bu yüzden, itişip kakışma geçenkinden çok daha fazlaydı. Sonuçta Beytullah’ın etrafının yedi kez dolaşılması ve ardından Safâ ve Merve arasında bazen yürüyerek bazen de koşarak yedi tur yapılması, tam olarak iki saatimi aldı.

Kurban bayramı sabahının 04.30’u, hac ayının (Zilhicce) 10. günü idi ve gücümüzün son damlasını kullanarak, tam bir vecd halinde sabah namazlarını kılmak üzere 800 bin diğer hacıya katılacaktık.

Sabah saat altıyı biraz geçe, sonunda Mina’daki misafirhaneye dönebildim. 26 saattir uykusuz ve ayakta kaldıktan sonra, duygusal ve fiziksel olarak kendimi çok bitkin hissediyordum. Hacı arkadaşlarımla kucaklaştık ve “Hac mübarek! Hac makbul!” diye bağrıştık…”

Katolik Hristiyan bir ailenin oğlu olarak 1931’de Almanya’da dünyaya gelen Wilfried Hofmann, Alman Hariciyesi’ne intisabının ardından 1960’ların başında Cezayir’e gönderilmişti. Cezayirlilerin Fransız sömürgesine karşı verdiği bağımsızlık savaşının en kanlı evrelerine şahitlik eden Hofmann, Müslüman halkın bunca baskı ve zulme direnirken İslâm’a sadakat sayesinde ayakta kalabildiğini gözlemlemişti. Fransa’nın acımasızlığını da yakından gören Hofmann, böylece mensubu olduğu medeniyet ve din hakkında derinlemesine bir sorgulama sürecine girdi. Eş zamanlı olarak Kur’ân okumalarına başlayan Hofmann, nihayet 25 Eylül 1980 günü kelime-i şehâdet getirerek İslâm’la şereflendi. Resmî vazifelerini sürdüren ve ülkesini Cezayir ve Fas’ta büyükelçi olarak temsil eden Hofmann, Müslümanlığa içtenlikle ve kendi iradesiyle bağlandığını belirtmek için, isminin başına “Murad”ı ilave etmişti. Bu içten bağlanış, onun 12 Ocak 2020’deki vefatına kadar sürecekti.

Yukarıdaki uzun alıntı, Murad W. Hofmann’ın 1992’de gerçekleştirdiği hac seyahatinden izlenimleri içeren “Mekke’ye Yolculuk” (Çağrı Yayınları, 2009) adlı kitaptan. Estetik kavrayışı derin, yüksek ruhlu bir Müslüman’ın gözünden İslâm dünyasının en büyük buluşmasını okumak, gerçekten çok öğretici. Kıymetli okurlara, bu güzel kitabı “yaz tatilinde okunacaklar listesi”ne dâhil etmelerini öneririm.

Murad W. Hofmann

“Mekke’ye Yolculuk”, Çağrı Yayınları


Anahtar Kelimeler: Alman’ günlüğü

HABERLER