BAĞDADİ: İNSANIN ŞEYTANLAŞTIRILMASI ÖYKÜSÜ

Prof. Dr. Bilal Sambur Independent Türkçe için yazdı

IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi, 26 Ekim 2919 tarihinde, Türkiye sınırına beş kilometre uzaklıkta Amerikan Özel Birlikleri tarafından düzenlenen operasyon sonucu öldürüldü. 

Bağdadi’nin öldürülmesi, ondan sonra IŞİD’in geleceğinin ne olacağına dair bir sıcak soru ve öldürülen terörist lider Bağdadi’nin kişiliği etrafında yoğun tartışmaların yapılmasını sağladı. 

IŞİD tarafından halife ilan edilen Bağdadi’nin gizemli bir kişiliğe sahip olduğunu, hakkında çok az şeyin bilindiğini söyleyebiliriz. 

Bağdadi’nin en büyük başarısı, IŞİD’i küresel bir terör markası haline getirmeyi başarmasıdır. 

Bu anlamda el-Kaide için Üsame bin Ladin ne anlam taşıyorsa, IŞİD için de Bağdadi’nin aynı anlama sahip olduğunu söylemek mümkündür.


Bağdadi’nin hayatında dönüm noktası: Bucca Cezaevi

Bağdadi, 1971 yılında Irak, Samarra’da doğmuştur. 

Bağdadi’nin çocukluktan itibaren utangaç biri olduğu söylenmektedir. 

Tutucu bir ailede yetişen Bağdadi,  selefi bir din eğitimiyle büyümüştür.

Çocukluk yıllarında vaktinin çoğunu camide geçiren Bağdadi, dini konularda eğitim almıştır.

Bağdadi, uzun bir süre imamlık ve vaizlik yapmıştır. 

Bağdadi’nin çocukluk yıllarından itibaren her fırsatta futbol oynamayı sevdiği bilinmektedir. 

1999 yılında Bağdadi, Kuran kıraatiyle ilgili Ortaçağ’da yazılmış bir el yazmasının edisyonunu yaparak Saddam Hüseyin Üniversitesi’nden master derecesini almıştır.

Akademik düşünme ve sorgulama yeteneği olmayan Bağdadi, birkaç nüshayı bir araya getirmek suretiyle master derecesini almıştır. 

Bağdadi, tutucu, dogmatik ve kapalı bir zihin yapısının bütün özelliklerini taşımaktadır.

2003 yılından önce Bağdadi, Ehl-i Sünnet Ordusu isimli radikal bir örgütün kuruluşunda yer almıştır. 

2007 yılında tamamladığı doktora tezinde Bağdadi, gene Kur’an kıraatiyle ilgili bir el yazmanın edisyonunu yapmıştır.

2004 yılında Bucca Cezaevi’nde tutuklanması, Bağdadi’nin hayatında dönüm noktasını oluşturmaktadır.

Bucca Cezaevi, radikal terörizmin akademisi olarak işlev görmüştür. 

Bağdadi, cezaevinde tanıştığı kişilerden kendisine bağlı bir grup oluşturmuş ve IŞİD liderliğine giden yol böylece açılmıştır. 

Bağdadi, hapishane günlerinde başarılı bir teşkilatçı olduğunu göstermiş, mahkumlardan önemli bir bölümünün saygın dini lider olarak kendisine bağlılığını sağlamıştır. 

Bağdadi, aniden IŞİD gibi bir örgütün lideri olmamıştır. 

Aldığı, eğitim, donanım, ilişkileri ve kişiliği dikkate alındığında uzun bir hazırlık dönemi sonunda hazırlıklı bir şekilde Bağdadi’nin IŞİD’in başına geçtiğini söyleyebiliriz.

Doktora yapan, eylemi esas alan, dini bilgisiyle etrafında öne çıkmayı bilen, IŞİD’in iç anlaşmazlıklarında uzlaştırmacı bir rol üstlenen, örgütleme yeteneği olan zeki, kurnaz ve akıllı bir profile karşı karşıyayız. 

Bütün Ortadoğu’yu kontrol etmek gibi bir düşünceye sahip olan Bağdadi, Müslümanlar ve kafirler arasında ahir zamanda olacağına inanılan savaşa kendisini hazırlayan, bu savaşın hem halifesi hem komutanı olduğuna inanan bir fanatiktir.  

Hapishane ve çatışma şartlarında kurulan ve ilişkiler, Bağdadi’yi IŞİD’in lideri yaptığı gibi, IŞİD’in de bu iki olgu etrafında kendi hikayesini kurgulamasına imkan sağlamaktadır.

IŞİD, hapishane ve çatışma sırasında oluşan ilişkileri esas alarak mensupları ve liderliği arasında güçlü bağlar oluşturmaya çalışmıştır. 

Zor şartlar altında dahi sürekli olarak başarı ve zafer vadeden IŞİD ve Bağdadi, örgütsel yapıyı ve mensuplarını enerjik ve hareketli tutmaya çalışmışlardır.

“İslam devleti ve halifeliği inşa etme” söylemleriyle Bağdadi, dünyanın 120 ülkesinden fanatik teröristler toplamayı ve IŞİD’i etkin bir küresel ağ haline getirmeyi başarmıştır.

IŞİD, Irak ve Suriye’de kontrol ettiği toprakları kaybetmesine rağmen bugün, Asya’nın ve Afrika’nın değişik ülkelerinde faaliyet gösteren on beş civarında örgüte sahip bulunmaktadır.
Halife olma arzusu, Bağdadi’de obsesyon düzeyinde mevcuttur

Bağdadi, cezaevi tecrübesinin ve Amerika işgalinin etkisiyle sürekli olarak baskıdan ve zulümden söz etmekte, zulme karşı direnişin her Müslümanın görevi olduğunu söylemektedir. 

Bağdadi, Amerika’ya karşı büyük düşmanlık beslemekte, Amerika’dan öç ve intikam almaya kendini adamış gözükmektedir.

Bağdadi, IŞİD’in tarihini, Amerika’ya karşı savaşmaya kendini adamış direnişler olarak nitelemektedir.

Bağdadi, kendisine bağlı ve hiçbir yerin kontrolünde olmayan bir yapı oluşturmak istemiştir.

Bağdadi, başkalarını kontrol etmek şeklinde kontrol manyağı bir kişiliktir. 

Bağdadi, IŞİD’in el-Kaide’nin kontrolünde olmasını istememiş ve Zevahiri’nin liderliğini kabul etmemiştir. 

Bağdadi, IŞİD’i el-Kaide’den kopararak onu uluslararası bir “terrorist güç” haline getirmiştir. 

Bağdadi, IŞİD sayesinde kendisini Müslüman dünyanın halifesi ve emiri görme saplantısı içindedir. 

Halife olma arzusu, Bağdadi’de obsesyon düzeyinde mevcuttur. 

Radikal din organizasyonların neredeyse hepsinin liderliğinde halifelik obsesyonu diyebileceğimiz patolojk bir hal mevcuttur. 

Ladin, kendisini emir gördüğü gibi, Bağdadi’de kendisini halife görmektedir. 

Sünni Müslüman olarak Bağdadi, Şiilerden ve gayri Müslimlerden nefret etmektedir. 

Bağdadi ve İŞİD, gayri Müslimlere ve Şiilere olan nefretini Şengal’deki Yezidi soykırımıyla, antik merkezleri yıkmakla ve kadınları köleleştirmekle ortaya koymuşlardır.


Bağdadi ve aslan metaforu

Halife olarak kendini gören Bağdadi, ümmetin ve İslam devletinin iyiliği için kendisini “mücadele eden” olarak konumlandırmaktadır. 

Radikal örgütlerin söyleminde aslan metaforu önemli yer tutmaktadır.

Aslan metaforu, erkek ve cesur mücahit kurgusunu ifade eden güçlü bir semboldür.

Bağdadi’nin kişiliğinin Sünnilik, erkeklik, Müslümanlık ve mücahitlik olarak ifade edebileceğimiz dört kavramın etkisi altında olduğunu ve Bağdadi’nin bu dört kavramı kendi radikal ideolojisine göre yorumladığını ve içselleştirdiğini söylemek mümkündür.

Bağdadi’nin sosyal biri olmadığı görülmektedir. Diğer insanlarla çok az ilişki kuran Bağdadi, kendine çok güvenen ve çatışmaları kazanacağından emin bir görüntü ortaya koymaktadır.

İç dünyasında yüksek bir özgüvene sahip olan Bağdadi, İŞİD lideri olarak ortaya düşük bir profil koymayı tercih etmiştir. 

5 Temmuz 2014 yılında kendisini halife ettiği hutbeyi vermenin dışında Bağdadi, dünya kamuoyunun önüne çıkmamıştır. 

Bağdadi, dünya basınından kimseye hiçbir röportaj vermemiştir. 

IŞİD lideri olarak otoritesinin sınırlarının farkında olan Bağdadi, IŞİD’i öne çıkarma ve kendisini gölgede bırakma şeklinde bir yol takip etmiştir.  

Bağdadi, Hilafet Devletinin önünde ve üstünde olan bir halife görüntüsünün ortaya çıkmaması için çok dikkatli davranmıştır. 
IŞİD mensupları, lider yerine İslam Devleti’ne olan sadıktır

Bağdadi, özgün bir kişilik olmadığı gibi, IŞİD de özgün bir yapı değildir

IŞİD, Bağdadi merkezli değildir. IŞİD, Hilafet Devleti ideolojisi etrafında kurulmuş, örgütlenmiş ve yayılmıştır.

Bağdadi, karizmatik bir lider olmadığı gibi, IŞİD’de lider merkezli bir kült değildir.

Bundan dolayı Bağdadi’nin öldürülmesi, IŞİD’in yapısında sarsıcı bir etki meydana getirmeyecektir. 

IŞİD mensupları, lider yerine İslam Devleti’ne olan sadakatlerini ifade etmektedirler. 

IŞİD, İslam ve hilafet devleti ütopyasının Bağdadi ve Zerkavi dahil hiçbir lider ve militanla sınırlanmayacağını, asıl bağlılığın IŞİD’in Hilafet Devleti’ne olması konusunda çok dikkatli davranmaktadır.  

Suriye ve Irak’ta halen 20 bin civarında IŞİD teröristinin olduğu tahmin edilmektedir.

Bağdadi’nin öldürülmesinin hemen ardından IŞİD’in yeni liderini tayin etmesi, IŞİD’in örgütsel yapısının Bağdadi’nin öldürülmesi karşısında şok geçirmediğini ve böyle bir duruma hazırlıklı olduğunu söylememize imkan vermektedir.

Bağdadi’nin kişiliği orijinal ve özgün bir kişilik olmadığı gibi, IŞİD de özgün bir yapı değildir. 

Bağdadi ve IŞİD’i güçlü ve farklı kılan şey, kendilerine uygun bir şekilde kurguladıkları güçlü ve etkili ideolojidir.
Ahlaki şartlar değişmediği sürece, yeni Bağdadiler ortaya çıkacaktır

Allah’ın dini uğruna baskıya ve saldırıya uğradıkları ve Allah’ın dinini korumak için savaştıkları şeklindeki radikal ideoloji sayesinde Bağdadi öldürüldükten sonra bile IŞİD’in devam edeceğini söyleyebiliriz.

Bağdadi’nin ölümünden sonra IŞİD’in bitmeyeceğini, ancak IŞİD’in kendisini yeniden yapılandırarak devam ettireceğini öngörebiliriz. 

IŞİD, Bağdadi’nin öldürülmesini kendisini yeniden şekillendirmek için bir fırsat olarak okumaktadır. 

IŞİD’in organizasyonu, ideolojisi ve militan tabanı var olmaya devam etmektedir.

Ortadoğu coğrafyası, radikalizme, terörizme ve despotizme hayat veren münbit bir coğrafya olmaya devam etmektedir. 

Ortadoğu coğrafyasındaki sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik ve ahlaki şartlar değişmediği sürece, yeni Bağdadiler ortaya çıkacaktır. 

Aslında Bağdadi ölmemiştir. Olan şey,  yeni Bağdadilerin ortaya çıkması için Ebubekir Bağdadi’nin öldürülmesinden ibarettir

Haber Kaynak : Independet Türkçe


HABERLER