Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Babacan’a sormadığım ‘sadakat’ sorusu

Akif Beki yazdı;

DEVA Partisi'nin Tekirdağ kongresini izlemeye davetliydim. Giderken aklımda sormak vardı. 

Netflix dizisi The Crown'ın son sezonunu izlemiş miydi? 

Dizi, Kraliçe Elizabeth'in aile yaşamı üzerinden İngiliz sarayı ve siyasetinin entrikalarını da anlatıyor. 

Son sezonu, Demir Lady Thatcher'ın başbakanlığına denk gelen dönem... 

Söz Thatcher'a gelir de sadık dostu ve yardımcısı Geoffrey Howe'un tarihi istifa konuşmasına değinilmez mi! 

Howe, Avam Kamarasında, Thatcher'ın huzurunda okumuştu istifa dilekçesini. 

Sadece dizinin değil, siyaset tarihinin de doruk anlarından biri o sahne. 

Babacan Yalova kongresinde, sözü lidere sadakat bahsine getirmişti.  

Şöyle demişti: 

"Bizim gelenek ve kültürümüzde sadakat ilkelere ve değerleredir. Ülkeyi uçuruma sürükleyenlere destek vermek, sadakat değildir." 

Ertesi gün Tekirdağ'da, sadakat tartışması açmanın aklına nereden geldiğini soracaktım. 

Tarihe not düşerek siyasi lideriyle yolunu ayıranlar gerçekte hain midir, hakiki ve sadık dost mu? 

Arkadan hançerleyen Brütüs'le sadık dost arasındaki farkı açıklama ihtiyacını neden hissetmişti? 

Sadakatin kişilere değil fikirlere, ülkeye gösterilmesi gerektiğini niye şimdi gündeme getiriyordu? 

Berat Albayrak'ın istifa şekli mi konuyu hatırlatmıştı Babacan'a? 

Ama milletin yoksullaşmasından, bu sakat sadakatçiliği sorumlu tutuyordu zaten her konuşmasında.  

"Gözümü kapar vazifemi yaparım, itaat et rahat et kafası memleketi batırdı, bakın ne hale getirdi" mesajını  veriyordu. 

Körü körüne sadakatin, sahte sadakat gösterilerinin sadece ülkeyi değil lideri de felakete sürüklediği vurgusu, bana yeni gibi geldi. 

Yoksa The Crown'daki sadakat istifası mı ilham vermişti? 

Gerçi Babacan'ın konuşmaları  giderek keskinleşmeye başladı. Artık nokta atışları yapıyor. 

Thatcher'ın ipini, en yakın adamı bir tek konuşmayla çekmişti. Maliye, Dışişleri bakanlıklarıyla başbakan yardımcılığı ve Avam Kamarası başkanlığı da yapmış olan adamıydı. 

Tesadüfe bakın ki bir kasım ayı hem de. 13 Kasım 1990'da. Lafı hiç uzatmadan,  şu nokta atışı yapmıştı Sir Geoffrey Howe: 

“Sadakat çatışması...Yani saygıdeğer dostum Başbakana olan sadakat. Ki yirmi yıl birlikte olduktan sonra bu sadakat duygusu hala çok gerçektir. Ve milletin gerçek çıkarları olarak gördüğüm şeylere olan sadakat arasındaki çatışma, taşınamayacak kadar büyüdü.  

Artık bu çatışmayı bu hükümetin içinde kalarak çözmenin mümkün olduğuna inanmıyorum.  

İstifa etmemin nedeni budur. Bunu yaparken, partim ve ülkem için doğru olduğuna inandığım şeyi yaptım. 

Benim uzun, belki de çok uzun zamandır mücadele etmekte olduğum trajik sadakat çatışması karşısında, başkalarının da nasıl bir tutum benimseyeceklerini düşünmelerinin zamanı gelmiştir." 

Sadakat çatışması: Ülkeye sadakatle kişilere sadakat arasında sıkışmak... 

Taşınamayacak kadar büyüdüğünde ise ayrılık kaçınılmaz hale geliyor.  

Babacan'da makas, tam olarak ne zaman o kadar açıldı diye de soracaktım. 

Fakat her gün bir şehirden öbür şehre koşarken değil dizi, TV'de haber bile izlemeye vakti olmadığını öğrendim. 

E artık The Crown'ı sormak ayıp kaçardı. 

Kongrenin yapıldığı otelde kahve molası verdiğimizde, bahsi açamadım o yüzden. 

‘Eve ekmek götüremeyenler’ partisi

DEVA Partisi konvoyuna, Çorlu girişinde katıldım.  

Babacan, önce yürüyerek Çorlu şehir merkezinde dolaştı. Sonra salı pazarını gezdi. Tekirdağ’da, il kongresine geçmeden evvel de aynısını yaptı. 

Bu uzun turlarda esnaf ve vatandaşla selamlaştı, lafladı. 

Gördüğüm şu: 

Yoluna çıkan, çeviren, önünü kesen, lafa tutan hemen herkes yoksullaşmadan, ekmek parası kazanamamaktan dert yanıyor. 

“Umudumuz sizsiniz, kurtarın bizi bunlardan” diyen de var...AK Parti Süleymanpaşa İlçe Başkanlığının altındaki dönerci şahit mesela. 

“Şu saat oldu, daha siftah bile yapamadık” diyen de...Salı pazarına girişte, kıyafet tezgahının başındaki başörtülü kadın mesela. 

“Eve ekmek götüremiyoruz” diyenleri tek tek saysam sığmaz buraya. 

Babacan, “İşsizim, sürünüyorum” yakınmalarıyla karşılaştı yol boyu. 

Merkez Bankası rezervleri sıfırı tüketirken milletin nefesi de tüketildi demek. 

Sokakta memnuniyetsizlik kol geziyor. Çıkış arıyor geçim sıkıntısı çeken halk. Babacan’a ilgide gözlediğim bariz tırmanış da bunun göstergesi. 

Gözlemlerim beni yanıltmıyorsa; ‘evine ekmek götüremeyenler', en büyük parti haline gelmiş durumda. 

Sadece DEVA değil, bütün muhalefet partileri, artan bu hoşnutsuzluktan verdikleri umut nispetinde pay alacaktır. 

 


Haber Kaynak : Karar Haber


HABERLER